AK Parti Genel Başkanı ve Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, Gazze'de yapılanlara karşı hakkı savunmanın, hukuku savunmanın, en önemlisi de insaniyeti savunmanın dış politikada yön değiştirme olarak nitelendirilemeyeceğini söyledi.

Erdoğan, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada, bazı köşe yazarı ve siyasetçilere seslendiğini belirterek, şunları söyledi:

''Türkiye Kafkaslar'a, Orta Asya'ya, Türk cumhuriyetlerine sırtını dönebilir mi? Türkiye, İslam dünyasına, Orta Doğu'ya, Kuzey Afrika'ya sırtını dönebilir mi? Türkiye, Uzak Doğu ülkeleriyle, Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerini küçümseyebilir mi? Türkiye'nin, dünyanın dört bir yanıyla ilişki kurması tarihi, kültürel, siyasi müktesebatının bir gereği değil midir?

Türkiye hep Batılı kurumlara demir atmış, onlarla kaynaymıştır, hem de İslam Konferansı Örgütü, Karadeniz İşbirliği Örgütü, D-8 gibi diğer kurumlarla ilişki içindedir. NATO gibi bir kurumun en önemli aktörü durumundadır. Türkiye'nin önemini artıran, çok boyutlu ilişki ağıdır. Bunların hiç biri diğerinin alternatifi, yedeği, rakibi değil.

Türkiye'yi Batıya mahkum gibi göstermek isteyenler, aslında Türkiye'yi içine kapatmak isteyenlerden başkası da değil. Türkiye, küresel sistemin aktif ve itibarlı bir üyesidir. Hem dünyaya açık olacaktır hem tüm bölgelerle aktif ve dinamik bir ilişki içinde olacaktır. Bunu da geliştireceğiz, buradan söyleyeyim. Bunu bir sorun gibi algılamak ancak, vizyonsuzluktur, hazımsızlıktır. Samimi şekilde tartışmanın zamanı geldiği inancındayım. Türkiye, İran'la Orta Doğu ülkeleriyle ticaretini, ilişkilerini, işbirliğini geliştirmek için, ilişkilerini normalleştirmek için her adım attığında ülke içinden ve ülke dışından malum bir koro, söz birliği etmişcesine itirazlarını yükseltir.''


-''ORALARIN KAYMAĞI''-


Erdoğan, bu konuda yöneltilen eleştirilere de değinerek, Batılı ülkelerin, Orta Doğu ülkelerine çok yüksek miktarlarda yatırım gerçekleştirdiklerine dikkati çekti. ''Oraların bütün kaymağını onların yediğini'' ifade eden Erdoğan, ''Şimdi bizim siyasetçiler bunu niye görmüyor? Benim ülkemin iktidarı oralara gittiğinde bunlar niye rahatsız oluyor? Niye hemen böyle adeta midelerine kramp girer?'' diye sordu.

Orta Doğu ülkelerinin, Batılı ülkelerdeki yatırımlarının ''trilyon dolarlara'' ulaştığını kaydeden Erdoğan, ''Ama Türkiye, aynı tarihi, aynı kültürü bir çok ortak noktayı paylaştığı bu ülkelerle ilişkilerini olması gereken düzeye yükseltmek isteyince malum tartışmalar hep çıkmıştır'' dedi.
''Doğrusu ben, bu ülkeyi sevenlerin çıkartığı tartışmalar olarak görmüyorum, 'bunun arkasında başka oyunlar var' diyorum'' ifadelerini kullanan Başbakan Erdoğan, şöyle devam etti:

''Türkiye'nin dış politikası barış üzerine kuruludur. Diyalog, işbirliği ve iletişim üzerine kuruldu. İlişkilerin normalleşmesi, işbirliğinin gerçek potansiyeline ulaştırılmasıdır. Bundan kimsenin farklı bir anlam çıkarmaya hakkı yoktur, olamaz.

İran'a nükleer programı karşısında, insani amaçlı kullanımı savunmak, nükleer silahsızlanmayı savunmaktır, adaleti savunmak, eşitliği savunmak hakça yaklaşımı savunmak, eksen kayması olarak tanımlanamaz.

Yine söylüyorum; Gazze'de yapılanlara karşı hakkı savunmak, hukuku savunmak, en önemlisi de insaniyeti savunmak dış politikada yön değiştirme olarak nitelendirilemez.

Bakınız 9 ay önce, benim okul arkadaşım Kasımpaşalı bir Musevi, İsrail'e gidip onu bulmuşlar. O da kalkmış, 'yok kırgınım,şuymuş, buymuş...' Ah keşke birarada olsaydık da o kırgınlığını konuşsaydık. Çünkü, damdan düşmek belli... Orada 1500 kadın, yavru öldürüldü. 5 bini aşkın insan yaralandı. Alt yapı, üst yapı hepsi çökertildi. Neyle? Fosforlu bombalarla, tankla, topla. Karşıda böyle bir silah var mı? Yok. İkide bir söyledikleri şu: Efendim onlar bize tuzak kurdu. Ben de hep sordum; kaç kişi öldü sizden? Bunu bana söyler misiniz? İnanın bana cevap veremezlerdi. Sadece şu plajdaki olayda bir aileyi yok ettiniz. Orada sadece bir kız çocuğu sağ kaldı. O kız çocuğunun halini, onun feryadını hiç duydunuz mu? İşte 'bunu söylüyorum' diye beni kalkıp bu konuda 'İsrail karşıtı', ''Musevi karşıtı'... Hani?

Benim ülkemde bu kadar Musevi vatandaşım var. Hangisinin benim ülkemde güvenliğine yönelik bugüne kadar sorun var? 'Efendim antisemitizm Türkiye'de ilerliyor...' Antisemitizmin insanlık suçu olduğunu dünyada ilan eden ilk lider benim. Yine aynı şeyi savunuyorum. Ama aynı şekilde İslamafobyayı da Varşova'da kayıtlara geçiren yine biz olduk. Antisemitizim bir insanlık suçudur eyvallah ama İslamafobya da bir insanlık suçudur. Bunun da kayıtlara girmesi gerekir. Çünkü, terörün önüne 'İslami' kelimesini koyamazsınız. Çünkü, bizim dinimizin anlamı barıştır. Barışı emreden biri dini siz terörle suça sokamazsınız.''

-''TERÖRİST''-


''Müslümanların arasından terörist çıkmaz mı çıkar, Musevilerin arasından çıkmaz mı çıkar, Hristiyanların arasından çıkmaz mı çıkar, Ateistlerin arasından çıkmaz mı çıkar. Her toplumun, her dinin mensupları arasından çıkar ama biz hiç bir zaman bir dinin terörü temsil ettiğini söylemeyiz'' diyen Başbakan Erdoğan, Filistinlilerin, işgali sona ermeyecekmiş gibi gördüklerini söyledi.

Yeni yerleşim yerleri, duvarlar, kontrol noktaları, kapalı sınırlarla tanımlanmış bir yaşamın özgür Filistin'in önünde engel olduğunu anlatan Erdoğan, ''İsrail, barış için karşısında güvenilir bir ortak bulamamaktan yakınıyor. Ancak Filistin yönetimi son aylarda bölgede hiç bir hükümetin yapamadığı kadar reformlara imza attı. Filistin güvenlik güçleri Batı Şeria'da yol haritasının yükümlülüklerini yerine getiriyor'' dedi.
Yeni yerleşim yerleri inşa etmenin, barışa giden yol olmadığını vurgulayan Erdoğan, bunun, İsrail'in iki devletli çözüm taahhüdüne de aykırı olduğunu belirtti. Gazze'yi işgal etmenin ya da sınırları kapalı tutmanın çözüm olmadığını anlatan Erdoğan, sözlerine şöyle sürdürdü:
''Filistinli vatandaşlar, evlerini, okullarını ve sağlık ocaklarını yeniden inşa edemiyor. Emin olunuz ki bu, barışa giden yol değildir. Arkadaşlar, bu sözler bana ait değil... Bu sözleri eğer ben söyleseydim yine inanıyorum ki o malum dünya feryat edecekti. 'Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı bizden ne istiyor' diyeceklerdi. 'Türkiye yönünü doğuya çevirdi yörünge değiştiriyor' diyeceklerdi. Evet. bu sözlerin sahibi BM Genel Sekreteri Sayın Ban Ki-mun... Nerede söylüyor biliyor musunuz? O da çok önemli. ABD'de. Kime söylüyor? Musevi cemaatine söylüyor. Bu sözler, 29 Ekim 2009 tarihinde ABD'nin önde gelen Musevi Cemaatlerinden İftira ve İnkarla Mücadele Birliği toplantısında dile getiriliyor. Bu sözleri dile getirdiği için şimdi BM'nin yönü mü değişti?

Filistin'deki trajedi bütün çıplaklığı ile ortaya konulduğu için BM'in ekseni mi kaydı? Türkiye büyük bir ülkedir. Önce kendimize güveneceğiz. Türkiye, gündemi belirlenen değil, gündemi belirleyen bir ülke durumundadır. Türkiye, kendisine rota çizilen değil, rota çizen bir ülkedir. Büyük devlet olmanın gereği de budur. Dış politikada ezberlerin bozulduğu bir gerçektir. Ama bu tercihlerin değiştiği, parametrelerin değiştiği, yön ve eksenlerdin değiştiği anlamına asla gelmez. Biz haktan yana olmaya devam edeceğiz, Biz, barışı savunmaya, diyaloğu savunmaya devam edeceğiz. Biz, kadınların, çocukların savunmasız insanların öldürülmesine karşı çıkmaya devam edeceğiz. Biz, mazlumların mağdurların sesi olmaya devam edeceğiz.''

AA

Fotoğraflar: AA