Kıbrıs Rum Yönetimi lideri Dimitris Hristofyas, Aralık ya da Nisan'a kadar Kıbrıs'ta bir çözüme ulaşma ihtimalinin çok zayıf olduğunu söyledi.

Aralık ayına kadar bir çözüm bulunmasını imkansız gören Rum lider, KKTC'de cumhurbaşkanlığı seçimlerinin yapılacağı Nisan ayına kadar bir mutabakatın gerçekleşme ihtimalini de çok zayıf buluyor.

Türkiye için kritik Aralık Zirvesi'ne doğru yaklaşılırken, Dimitris Hristofyas Samanyolu Haber'de yayınlanan "Avrupa Masası" programında Selçuk Gültaşlı'nın sorularını cevaplandırdı. Sık sık Türkiye'nin ve Türk halkının cezalandırılmasına karşı olduğunu vurgulayan Hristofyas, ancak 10-11 Aralık tarihlerinde yapılacak Avrupa Birliği Zirvesi'nde bütün seçeneklerin masada olacağının altını çizdi. Ülkesinin AB üyeliğini Türkiye'ya karşı silah olarak kullandığı yönündeki eleştirileri reddeden Rum lider, Kıbrıs Rum Kesimi'nin Türkiye'nin üyeliğini desteklediğini savundu. Rum tarafının, limanlarını açmayan Türkiye'ye yönelik Aralık Zirvesi'nde ek müeyyideler konulmasını talep edeceği yorumları yapılıyor. Genişleme komiseri Olli Rehn de geçtiğimiz günlerde yaptığı açıklamada Zirve'nin Türkiye için zor geçebileceğini söylemişti.

Türkiye'yi Nazi Almanyası'na benzettiğine dair İngiliz basınında çıkan haberleri net bir şekilde reddeden Hristofyas kesinlikle böyle bir benzetme yapmadığını iddia etti.

Kıbrıs sorununun çözümü için Aralık ya da en geç Nisan ayının mühlet olduğunu söyleyenleri kendisi ve ülkesini tehdit etmekle itham eden Hristofyas'a göre bu tür zaman sınırlamaları koymak yapıcı değil.

Rum lider, KKTC Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat ile kendisinin de sorunu çözememesi durumunda Ada'nın bölünebileceği uyarılarına ise şiddetli tepki gösteriyor. Rum lidere göre bu tür yorumlar şantaj ve tehdit olarak algılanmalı.

Kendisinin çözüm istediği; ancak Rum Kesimi derin devletinin buna müsaade etmeyeceğine dair yorumlara da cevap veren Hristofyas, ülkesinin liderinin kendisi olduğunu ve bütün hayatı boyunca çözüm için mücadele ettiğini savundu. "Çözüm için olmasa bir komünist olarak neden kapitalist bir ülkenin liderliğini üstleneyim" diyen Hristofyas, Türklerle derhal müzakereleri durdurma çağrısı yapan Rum Kesimi Başpiskoposu II. Hrisostomos'u sert şekilde eleştirdi. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin laik olduğunu vurgulayan Rum lider, ülkenin liderinin Başpiskopos değil kendisi olduğunu kaydetti.

Başbakan Erdoğan'a saygı duyduğunu kaydeden Rum lider, ancak birçok konuda da anlaşamadıklarını ekledi. Hristofyas muhtemel bir çözüm için üzerinde uzlaşılmış olan BM parametrelerini değiştirmeye çalıştığına dair suçlamaları da reddediyor.

Hristofyas'ın, kendisine yöneltilen sorulara verdiği cevaplar şöyle:

-Öncelikle şunu sormak istiyorum. Kapitalizmin mabedi denilen Avrupa Birliği'nin ilk komünist devlet başkanı olmak nasıl bir duygu? Ne hissediyorsunuz?

Dışardan bakıldığında bu biraz tuhaf bir durummuş gibi görülebilir; ancak şunu hemen belirteyim ki ülkemde sistemi değiştirmek gibi bir önceliğim yok. Benim en başta gelen önceliğim Kıbrıs Cumhuriyeti Başkanı ve Kıbrıs Rum Kesimi adına müzakere eden biri olarak Kıbrıs sorununa bir çözüm bulmak ve Kıbrıs Türkleriyle birlikte anavatanımızı tekrar birleştirmek. Avrupa Birliği'nde de kendimi rahat hissediyorum zira şahsıma ve son derece mantıklı olan tavırlarıma saygı görüyorum. Temel tavrım da sıradan insanlarını haklarını savunmaktır. Bu insanlar için mücadele ediyorum ve saygı görüyorum.

TÜRK TARAFI SUÇLU ARIYOR

-Geçtiğimiz ay yayınlanan Türkiye ilerleme raporunun Kıbrıs kısmından memnun kalmadığınız yazıldı, çizildi. Sebep olarak da raporun Türkiye'ye yönelik ek müeyyidelerden bahsetmemesi olarak zikredildi. Beğenmediniz mi raporu?

Tam da böyle değil. Raporun hiç de fena olmadığını söylemeliyim. Aslında rapor son derece objektif. Zira Türkiye'nin mesuliyetlerini yerine getirmediğini tespit ediyor. Ancak rapor perspektifden bahsetmiyor. Yani ne olacağını söylemiyor. Türkiye'nin cezalandırılmasını istemiyoruz. Bunu açık seçik ifade etmek istiyorum; zira son tahlilde Türkiye Kıbrıs sorunun çözümüne yardımcı olmak durumundadır. Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımalı, hava ve deniz limanlarını açmalıdır.

-Ankara protokolü sadece limanlarla ilgiliydi, öyle değil mi?

Hayır sadece limanlarla ilgili değildi, Türkiye ile diğer üye ülkelerin ikili ilişkilerinin normalleştirilmesinden de bahsediyordu. Şu anki durum takdir edersiniz ki pek normal değil. Türkiye Ada'nın bir kısmını işgal ediyor ve Ada'da 40 bin asker bulunduruyor. Bu da normal bir durum değil.

-Ancak siz "işgalden" bahsedince Türkler de hemen 1963-1974 arasında olanlardan, Rumlar tarafından katledildiklerinden söz ediyor.

Bakın burada onu, bunu suçlama gayreti içinde değilim. Ancak görebildiğim kadarıyla Türk liderler bunu yapmak yani beni suçlamak istiyor. Sayın Davutoğlu, Sayın Bağış veya diğer Türk yetkilileri benim uzlaşmazlığımdan bahsederken veyahut çözüme şu ana kadar ulaşamamamızdan beni sorumlu tuttuklarını görünce kendimi çok iyi hissetmiyorum. Türk liderlerin sürekli Aralık ya da Nisan'a kadar çözüm bulunması gerektiğini söylediklerini duyduğumda bir suçlu aradıklarını düşünüyorum. Benim arzu ettiğim ve istediğim, Türklerle aynı masada oturmak ve müzakere etmek. Ama onlar Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımadıkları için buna yanaşmıyor. Her neyse, Kıbrıs, Türkiye ve Yunanistan'ın ortak bir vizyonu olabilmesi için Kıbrıs'ta barışa muhtacız. Ancak bu barışın Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ya da Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin bağımsızlığına, toprak bütünlüğüne, hükümranlığına ve insan haklarına saygılı olması gerekir.

İKİ BÖLGELİ, İKİ TOPLUMLU CUMHURİYET

-Tam da bu noktada, BM'de yaptığınız konuşmadan sonra KKTC'de büyük rahatsızlık oldu. Konuşmanızla BM parametrelerini değiştirmek istediğiniz söylendi. Parametreleri değiştirmek mi istiyorsunuz?

Hayır.

-Ama konuşmanızda Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tekrar inşasından bahsediyorsunuz, Birleşik bir Kıbrıs lafı yok konuşmanızda.

Hayır, kesinlikle böyle değil. Söylediğim şudur: BM kararları çerçevesinde ve iki toplumun liderleri arasında yüksek seviyeli müzakerelerde uzlaşılan iki bölgeli, iki toplumlu birleşik, federal bir Kıbrıs Cumhuriyeti ortaya çıkacak. Ve bu yapı çok büyük otonomiye sahip iki kurucu birimden teşekkül edecek. Bütün federasyonlar, bu tür yapılarda birimler ya da devletler yani kurucu birimler büyük otonomiye sahip olur. Kıbrıslı Türklere sadece otonomi vereceğiz demedim, böyle bir şey kastetmedim.

-Ancak algılama bu oldu.

Eğer algılama bu olduysa, bu Rumlar için de geçerli olur manasına gelir. Söylediğim ortak merkezi bir hükümetimiz olacak ve her iki toplum da yoğun olarak bu yapıda görev alacak olmasıdır.

-Bu tabi siyasi eşitliği de kapsıyor değil mi?

Evet, aynen öyle. BM Güvenlik Konseyi kararlarının tarif ettiği şekli ile.

AMACIMIZ TÜRKİYE'YE MÜEYYİDE DEĞİL; AMA…

-Aralık Zirvesi'ne geri dönecek olursak ve sizi doğru anladıysam Türkiye'ye karşı artık müeyyide talep etmeyeceksiniz.

Bakın Türkiye kendi kendine yardımcı olmalıdır. Herkes Türkiye tekrar cezalandırılmasın diye Kıbrıs'ın makul davranmasını istiyor. Hadi herkes demeyeyim de Türkiye ve Türkiye'nin dostları diyeyim. Az önce ifade ettiğim gibi hedefimiz Türkiye'nin cezalandırılması değil. Ancak Türkiye'den anlayış göstermesini bekliyoruz. Şu ana kadar Türkiye'den mesuliyetlerini yerine getirecek bir anlayış göremedik. Şu an Aralık Zirvesi'ne ilişkin hiçbir şey söylemem. Birçok şey Türkiye'nin tavrına bağlı olacak. Gelişmeleri çok yakından takip edeceğiz. Türkiye'nin Kıbrıs sorunun çözümü için önümüzdeki günlerde harekete geçeceğini umuyorum. Yine tekrarlamama müsaade edin, hedefimiz, amacımız Türkiye'nin cezalandırılması ya da ek müeyyideler getirilmesi değil. Ancak hiçbir ihtimali de dışlamam.

- Dolayısıyla Aralık Zirvesi'nde ek müeyyide talebinde bulunabilirsiniz. Yani limanlar açılmazsa böyle bir teşebbüsünüz olabilir. Böyle mi anlamak lazım?

Her seçenek masada. Her şey mümkün.

-Türkiye limanlarını açmadığı için zaten cezalandırılmadı mı? Avrupa Birliği de söz verdiği halde doğrudan ticaret tüzüğünü uygulamaya sokmadı. Türkiye'nin hiç mi haklı tarafı yok?

Hayır yok. Neden böyle düşündüğümü izah edeyim. Kıbrıslı Türkler, hemşerilerim ithalat ve ihracat için Kıbrıs Cumhuriyeti'nin kontrolü altındaki deniz ve hava limanlarını serbestçe kullanabilirler. Kıbrıs Cumhuriyeti bir kaç yıl önce Gazi Magosa limanının BM denetiminde açılması ve karşılığında Türkiye'nin hayalet şehir Maraş'ı geri vermesini öngören bir teklif getirdi masaya. Maalesef Türkiye bunu reddetti. Dolayısıyla Kıbrıslı Türkler ticaret yapabilirler ama bu sözde Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti üzerinden olmaz. Zira Kıbrıs'ta iki devlet yok. Kıbrıs Cumhuriyeti var ve BM Güvenlik Konseyi kararları tarafından ayrılıkçı olarak nitelendirilen ve Türkiye tarafından kurulan bir yapı var.

TÜRKİYE, RUMLARI KÖŞEYE SIKIŞTIRDI

-Ama Kıbrıslı Türkler Annan Planı'na evet dediler ve cezalandırıldılar. Siz hayır dediniz ve mükafatlandırıldınız.

Hayır söylediğiniz gibi değil. Bakın bu anlattıklarınız bana göre mantıklı değil. İzah edeyim. Annan Planı taraflardan birinin hayır demesi durumunda planın bütün geçerliliğinin son bulacağını hükme bağladı. BM, Annan Planı müzakerelerinde hakemlik yaptı ve bu hakemlik hiç de adil değildi. BM'nin hiçbir maddesi hakemliğe atıf yapmaz. Türkiye'nin 11 talebinin 10'unu kabul ettiler. Ben oradaydım ve bunun bir felaket olacağını zira Kıbrıslı Rumların bunu kabul etmeyeceklerini söyledim. Bunu Sayın Talat'a da söyledim. Kendisi de Kıbrıslı Türkleri temsilen oradaydı. Ona dedim ki "Muhterem arkadaşım, bu işte ciddi bir açmazla karşılaşacağız. Oturup konuşalım ve bu meseleyi nasıl çözeceğimizi müzakere edelim." BM'nin hakemliğinin ardından Annan Planı her iki toplumun onayına sunuldu. Sayın Talat'tan AKEL'i ziyaret etmesini rica ettim, o da kabul edip geldi. Ona Kıbrıs Rum toplumunun plana evet demesini sağlamak için öncelikle referandumun ertelenmesini, ardından da Annan Planı'nda bir takım tadilatlar yapılmasını teklif ettim. Bu teklifim Türkiye ve BM'ye de yönelikti tabi.

-Evet, ama

Müsaade buyurun. Sayın Talat bu teklifi reddetti. Kendisini uyardım ve çok zor durumlara düşeceğini söyledim. Kıbrıs'ın her halükarda üye olacağını ve Kıbrıslı Türklerini bu üyeliğin imkanlarından istifade edemeyeceğini söyledim.

-Dolayısıyla bütün suçu Sayın Talat'a yüklüyorsunuz?

Hayır onu suçlamıyorum. Sizin "Kıbrıslı Türkler cezalandırıldı" sorunuza cevap vermeye çalışıyorum. Hiç kimsenin cezalandırılmaması için mücadele ettim. Zannediyorum o zaman Türkiye'deki siyasi liderlik iki hedef belirledi kendisine. Ada'nın her iki tarafının da evet demesi durumunda bunun Türkiye'ye çok faydalı olacağını düşündüler. Ve eğer Rumlar hayır derse onları köşeye sıkıştırabileceklerini hesapladılar. Aslında başarılı da oldular ve Rumları köşeye sıkıştırdılar.

-Ama Rumlar bir hafta sonra AB üyesi oldu. Bu nasıl köşeye sıkıştırmak?

Türkiye başından beri Kıbrıslı Rumların, Kıbrıs Cumhuriyeti'nin ne olursa olsun üye olacağını biliyordu.

ERDOĞAN'A SAYGIM VAR; ANCAK…

-AB yetkilileri müzakerelere açılabilecek fasıl sayısının artık sadece 5 olduğunu söylüyor. Fasılların büyük bir kısmı askıya alınmış durumda. Eğer Türkiye'ye karşı tekrar müeyyide için seferber olursanız, Türkiye-Avrupa Birliği sürecini torpilleyen bir lider olarak hatırlanacak olmanızdan endişe ediyor musunuz?

Neden sadece müeyyidelere odaklanıyorsunuz?

-Zira Türkiye ve Avrupa'da bu tartışılıyor yoğun olarak.

Bakın ben müeyyidelerden yana değilim ve böyle bir gelişmeyi arzu etmiyorum. Türkiye'nin kendisine yardım etmesini istiyorum. Türkiye'nin üyelik sürecindeki engellerin Türk halkının menfaatlerine hizmet etmediğini gayet iyi biliyorum. Bir daha tekrarlıyorum; hiç bir şekilde Türk halkının cezalandırılmasını istemem. Ancak toplumlar liderler tarafından yönetiliyor. Tabii ki liderler ülkelerinin kuvvetli olması ister ve bu yönde çalışır. Ancak bu yönde çabalarken uluslararası toplumun ve Avrupa Birliği'nin kurallarına saygı göstermek mecburiyetindedir.

-Bu hükümet Kıbrıs siyasetini değiştirdiği ve çözüm odaklı bir Kıbrıs siyaseti ürettiği için az da olsa bir takdir hak etmedi mi? Sonuçta Ada'da çözüm için bu hükümet yoğun olarak çalıştı.

Tabi ki Sayın Erdoğan'a saygım var, bunu ifade etmek zorundayım. Erdoğan modern bir siyasetçi ve çok sosyal bir siyasetçi. Bütün bunlara saygı duyuyorum. Ancak Ada'da iki cumhuriyet olduğundan ve bu cumhuriyetlerin birleşmesinden yeni bir birlikteliğin ortaya çıkacağından bahsettiğinde ne tepki vermemi bekliyorsunuz? Bunları nasıl takdir edeyim. Bu siyaset Türkiye'nin Milli Güvenlik Kurulu'nun politikasıdır ve bütün hükümetler tarafından istikrarlı bir şekilde takip edilmiştir. Eğer müzakerelerin temelini bu yaklaşım oluşturacaksa, soruna çözüm bulamayız.

NİSANDAN ÖNCE BİLE ÇÖZÜM ZOR

-Genişleme Komiseri Olli Rehn 2009'un limanlar için bir mühlet olmadığını birçok defa açıkladı. Birkaç hafta önce Avrupa Parlamentosu'nda bu pozisyonunu tekrarladı. Anladığım kadarıyla siz Rehn'le bu konuda anlaşamıyorsunuz.

Ama aynı zamanda Türkiye'nin mesuliyetlerini yerine getirmediğini de söyledi. Şu an Türkiye'nin cevabını bekliyoruz, ancak bu cevaptan sonra gelecekle ilgili yorum yapabiliriz.

Bu arada beni rahatsız eden bir durumu ifade etmek istiyorum. Nisan ayının bir mühlet olduğuna dair açıklamaları bana ve Kıbrıs Cumhuriyeti'ne tehdit gibi görüyorum. Nisan ayının bir mühlet olduğuna katılmıyorum. Aralık ayından önce sorunun çözülmesini ümit ediyorum, arzu ediyorum ve elimden geleni yapıyorum. Ancak aynı zamanda objektif ve gerçekçi olmak istiyorum. Aramızdaki farkları, yaklaşımları, uyuşmazlıkları gördükçe Aralık öncesi ya da Aralık'a kadar bir çözümün mümkün olmadığını açıklıyorum. Şu anki hızımızla devam etsek bile ki aramızdaki farkların çözülmesi gerektiğini zaten biliyoruz, Nisan'dan önce bile bir çözüme ulaşmamız zor görünüyor.

-O zaman şunu mu söylüyorsunuz, müzakerelere şans tanımak için Aralık Zirvesi'nde herhangi bir müeyyide talebiniz, müzakerelere tehlikeye atacak bir inisiyatifiniz olmayacak?

Müzakereler ile Türkiye'nin mesuliyetleri arasında bağ kurmanın doğru olduğunu düşünmüyorum. Kıbrıs sorunun çözümü için yürütülen müzakereler ve Türkiye'nin bu müzakereleri destekleme mecburiyeti bir mesele, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne yönelik mesuliyetleri ayrı bir mesele.

TÜRKİYE, RUM POZİSYONUNU MÜLAKATTAN ÖĞRENEMEZ!

-Hızlı bir şekilde Aralık Zirvesi'ne yaklaşıyoruz ve siz ne yapacağınız konusunda ipucu vermek istemiyorsunuz.

Hayır. Önceden bir şey söylemek istemiyorum.

-Ancak herkes sizin bütün seçenekler masanın üzerinde olacak söyleminizden daha ötesini öğrenmek istiyor.

Türkiye Kıbrıs Rumlarının pozisyonunu bir mülakattan mı öğrenecek? Bizimle gelip görüşebilirler, her iki tarafı ilgilendiren meseleleri müzakere edebiliriz. Sorunların nereden kaynaklandığını anlayabilirler ama bunu kabul etmiyorlar.

-Sayın Talat'la görüşmek sizin için yeterli değil mi?

Tabii ki değil. Çünkü sorunun iç siyasetle ilgili olmayan kısımları var. Sayın Talat ile müstakbel devletin yapısını ve iki toplumun bu yapılara katılımını müzakere ediyoruz. Askerlerin geri çekilmesi, yerleşimcilerin dönüşü ve diğer bazı meseleler bizim çözebileceğimiz konular değil. Bunlar garantör ve yabancı devletlere bağlı.

-Rehn geçtiğimiz günlerde Avrupa Parlamentosu'nda konuşurken Hırvatistan ile Slovenya arasındaki arabuluculuk tecrübesinden hareketle bir aday ile üye ülke arasında hakemlik yapmanın çok zor olduğunu söyledi ve şunu ekledi: Üye ülkeler üyeliklerini ikili ilişkilerde araçsallaştırmamalı ve adaylara karşı kullanmamalı. Siz üyeliğinizi Türkiye'ye karşı kullanıyor musunuz?

Hayır. Rehn'in kastettiği bir üye ile bir aday ülke. Kıbrıs müzakereleri için böyle bir durum söz konusu değil. Talat ve Hristofyas Avrupa Birliği'ne üye olan aynı ülkeye ilişkin, kendi ülkelerine ilişkin müzakere yürütüyor. Sorun çözüldüğünde Avrupa Birliği müktesebatının Kuzey'de nasıl uygulanacağını tartışıyorlar. Bu ayrı bir mesele. Bakın Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne ilişkin sorunları Kıbrıs'tan kaynaklanmıyor. Kıbrıs Türkiye'nin üyeliğini, tam üyeliğini destekliyor. Ancak Avrupa Birliği Türkiye'nin birtakım mesuliyetleri olduğunu söylüyor. Türkiye kendisi bu mesuliyetleri kabul etti ve müzakerelerin başlaması için Ankara protokolünü imzaladı

GÜNEY'SİZ TİCARET OLMAZ

-Türkiye de aynı şeyi söylüyor; yani Avrupa Birliği'nin Türk tarafına verdiği sözleri tutmadığını, imzasına sadık kalmadığını ve KKTC ile doğrudan ticaret tüzüğünü hayata geçirmediğini vurguluyor. Sizin veto ettiğiniz doğrudan ticaret tüzüğünü.

Ticaret tüzüğü mü?

-Evet. Avrupa Komisyonu'nun hazırladığı ve Kıbrıs Rumları'nın veto ettiği ticaret tüzüğü.

Ama şu an Avrupa Birliği gündeminde değil bu.

-Ama 2004, 2005 ve 2006'da gündemdeydi. Türkiye Avrupa Birliği'nin verdiği sözü tutmadığını savunuyor.

Bu konuda farklı düşünüyoruz. KKTC ile doğrudan ticaret yapılsın diye bir söz verilmedi. Kıbrıs Türk toplumu ile ticaret yapılması sözü verildi. Bunun için bir mekanizma bulmamız gerekiyor. Ben de diyorum ki şu an için bu mekanizma Kıbrıs'taki ikinci devletin statüsünü yükseltmekten geçmiyor. Bunun yolu Güney'deki limanları kullanmaktan geçiyor. Böylece hem Kıbrıslı Türklere yardım etmiş olacağız hem de ikinci devletin statüsünü yükseltmemiş olacağız.

TALAT İLE DOST OLMASAK BUNLARI YAPAMAYIZ

-Sayın Talat'la çok iyi dosttunuz.

Evet hala çok iyi dostuz. Artık dost değiliz gibi bir mana çıkmasın. İkimiz de müzakere ediyoruz ama sürekli çatışmıyoruz. Tabi ki zaman zaman anlaşamadığımız konular oluyor ve uzun tartışmalar yapıyoruz. Ama hala dostuz zaten dost olmazsak nasıl ortak bir dil üretebiliriz?

-Tam da bunu söylemek istiyorum. Birbirinize "yoldaş" diyorsunuz. Siz aynı zamanda KKTC'yi ziyaret eden ilk Rum siyasetçilerinden birisisiniz. Uzmanlar diyor ki eğer Talat ile Hristofyas anlaşamazsa kimse anlaşamaz.

Aslında Kuzey'i ziyaret eden ilk Rum siyasetçiyim.

-Tamam o zaman düzeltiyorum. İlk Rum siyasetçisiniz. Eğer siz de sorunu çözemezseniz ne olacak ?

Bunu söyleyenlere katılıyorum. Bir araya geldiğimizde Talat'la ben bunu birbirimize sık sık söylüyoruz. Eğer soruna biz çözüm bulamazsak kim bulacak diyoruz. İşte bu yüzden birbirimizi suçlayacağımıza dikkatimizi çözüme odaklamalıyız. Ve tabi ki bazı pozisyonlarımızı gözden geçirmeliyiz. Ben birtakım teklifler yaptım. Belki haberiniz var, belki de yok. Dönüşümlü başkanlık teklifinde bulundum. 50 bin yerleşimcinin Ada'da kalmasını ve Birleşik Kıbrıs Cumhuriyeti'nin vatandaşları olmalarını önerdim. Bu tekliflere cevap bekliyorum ama şimdiye kadar herhangi bir cevap alabilmiş değilim.

-Dönüşümlü başkanlık derken, bir Kıbrıs Türkü'nün de bir süre cumhurbaşkanı olmasını kastediyorsunuz.

Tabi ki. 1960 Anayasası'na göre cumhurbaşkanı Rum, cumhurbaşkanı yardımcısı Türk olmalı. Bunu değiştirebileceğimizi söyledim. Rumlardan birinin 4 yıllığına, Türklerden birinin de 2 yıllığına cumhurbaşkanı olmasını teklif ettim. Kabul edilirse, bir Rum 4 yıl cumhurbaşkanı iken bir Türk başkan yardımcısı olacak ve Türk cumhurbaşkanı olduğunda Rum onun yardımcısı olacak. Bu yeni bir öneri.

BİZ VERECEĞİMİZ TAVİZLERİ VERDİK

-Söylemek istediğim şu; Kıbrıs sorununa yılları veren uzmanlar muhtemel bir çözüm için en iyi dönemin bu dönem olduğunu zira Talat ile Hristofyas'ın en ideal isimler olduğunu iddia ediyorlar. Şimdi bir de Yunanistan'da Papandreu seçildi. Dolayısıyla Ada'nın Kuzey'inde Talat, Güney'inde Hristofyas, Yunanistan'da Papandreu, Türkiye'de de Erdoğan var ve bu ekipten daha iyisi mümkün değil diyorlar. Papandreu ideal bir isim değil mi?

Ne Sayın Karamanlis'in çözüm için bir engel olduğunu ne de Sayın Papandreu'nun seçilmesinin çözüme büyük katkı sağlayacağını söylemek isterim. Böyle bir şey söylemem. Papandreu'nun Erdoğan ile iyi ilişkileri var. Merhum İsmail Cem dışişleri bakanı iken onunla yakınlaşma girişimini başlatan Papandreu'ydu. Bu isimler tabi ki çözüm için iyi isimler ancak kimse Yunanistan'dan ya da Kıbrıs hükümetinden yeni tavizler beklemesin. Tavizler verdik ve uzlaşma için hazırız ancak herkes her iki toplumun endişelerini, beklentilerini ve menfaatlerini hesaba katmak mecburiyetinde. Sadece bir kesimin endişelerini odaklanırsak bu iş yürümez. Mesela Kuzey'de mülkü olan çok sayıda Rum vatandaşı var. Bu insanları mallarını Kıbrıslı Türklere bırakmaları için zorlayamayız. Mal sahiplerine tercih hakkı verebilecek bir çözüm bulmalıyız.

-Bu talebiniz Kuzey'de büyük sorunlara yol açıyor. Sayın Talat bu teklifinizi BM parametlerini değiştirme teşebbüsü olarak nitelendirdi.

Sayın Talat bu konuda haksız. BM'nin hiçbir maddesi, kararı iki toplumlu, iki bölgeli federatif bir çözüm için halkın bir kısmının mallarından vazgeçmesini öngörmüyor. Federasyon'un böyle bir parametresi yok. Bu konuda Sayın Talat'la anlaşamıyoruz, farklı yorumluyoruz.

TALAT'IN SEÇİMDE MAĞLUP OLACAĞINI SANMIYORUM

-Sayın Talat Nisan ayında seçimlere gidiyor. O zamana kadar müzakerelerde somut bir ilerleme sağlanamazsa uzmanların büyük bir kısmı Talat'ın seçimleri kaybetmesini ciddi ihtimal olarak görüyor. Önümüzdeki aylarda müzakerelerde daha yapıcı olacak mısınız?

Kıbrıs Türk toplumunun liderini kim olacağı tamamıyla Kıbrıs Türk toplumunun bileceğini bir iştir. Kıbrıs Türk toplumunun içişlerini karışmak istemem. Kıbrıs Türklerinin seçimine saygı duyarım. Benim ne arzu ettiğim, kimi istediğim konusunda ise bir şey söylemem. Kıbrıslı Türkler liderlerini seçme konusunda hürdürler. Ayrıca Sayın Talat'ın seçimlerde kolayca mağlubiyete uğratılabileceğini düşünmüyorum. Burada isterseniz durayım zira herhangi bir toplumda kimin lider olacağına yönelik yorumlar kimseye fayda getirmez, ne bana ne Sayın Talat'a bir faydası olur. Türk halkının iradesine saygılı olduğumu tekrarlamak istiyorum. Sayın Talat'a çok kereler söyledim. İkimizin anlaştığı bir uzlaşmanın her ikimize de yardımcı olacağını vurguladım. Şu an müzakereler devam ediyor. Öncelikle ümidim Türkiye'nin müzakereleri desteklemesi ki bu herkes için faydalı olacaktır. Hem Kıbrıslı Türkler için hem de Rumlar için, yani Kıbrıs halkı için…

-Seçimleri kazandıktan sonra zafer konuşmanızı okudum. Kuvvetli bir şekilde sorunu çözmek için elinizden geleni yapacağınızı vurguluyorsunuz. Neredeyse bütün siyasi kariyeriniz Kıbrıs sorunun çözülmesine odaklı. Ancak Sayın Talat seçimleri kaybederse Sayın Eroğlu muhatabınız olacak. Sayın Eroğlu ile müzakereleri daha olumlu yürütebileceğinizi düşünüyor musunuz?

Henüz gerçekleşmemiş hadiseler üzerinde yoğunlaşıyorsunuz. Henüz gerçekleşmemiş olaylara ilişkin yorum yapamam. Şu iyi olur ya da şu kötü olur gibi kehanetlerde bulunmam. Türk toplumunun seçtiği kişi ile müzakerelere sürdürmek mecburiyetindeyim.

-Peki, yoldaş dediğiniz biri ile müzakere etmek daha makul olmaz mı?

Haklısınız tabi. Bizim aramızdaki dostluğu herkes biliyor. Ancak daha önce söylediğim gibi herhangi bir adayın seçim kampanyasında yer alamam.

-Muhtemel bir uzlaşma için daha yapıcı olabilirsiniz ve bu da olumlu bir katkı sağlar.

Talat kendisine yardımcı olmalıdır. Bunu bir kaç defa kendisine de söyledim. Ona zaten yardım ettim ve ediyorum. Dönüşümlü başkanlığı teklif ettiğimde bu bir yardım, 50 bin yerleşimci Ada'da kalabilir ve vatandaşlık alabilir dediğinde bu bir yardım... Ve inanın bana bütün bunları teklif ettiğim için Rum tarafında yoğun eleştirilere maruz kalıyorum. Eğer Kuzey'deki seçimlerle bağlantı kurmak isterseniz bunların hepsi yardım olarak görülebilir. Fakat bunlar birbiriyle bağlantılı meseleler değil. Ada'da her iki kesimin meşru taleplerine cevap verecek, her iki tarafın da kabul edebileceği, adil bir çözüm bulunması için çalışmalıyız. Aksi takdirde Sayın Talat'ın ve Türkiye'nin bütün taleplerine evet dersem bu Talat için bile faydalı olmaz çünkü ikimiz de zarar görürüz. Kıbrıslı Rumlar böyle bir durumu kabul etmezler.

KÖTÜMSER DEĞİL, İHTİYATLI İYİMSERİM

-Sayın Talat geçtiğimiz ay Brüksel'deydi. Sizin sık sık olumsuz açıklamalarınıza atıf yaptı, aslında ben sordum kendisine bunu. Neden sık sık müzakerelerin iyi gitmediğini açıklama ihtiyacı hissediyorsunuz?

Ben böyle bir şey yapmıyorum.

-Ama görüşmelerin hiç de iyi gitmediğini ve çözümün zor olduğunu söyleyip duruyorsunuz.

Söylediğim sadece ihtiyatlı iyimser olduğum. Aslına bakarsanız bu bir karakter meselesi. Ben samimi tabiatlı bir insanım. İnsanların yüzüne dürüstçe ne düşündüğümü söylerim. Sayın Talat'a da yüz yüze geldiğimizde dürüstçe konuşuyorum. Ben ihtiyatlı iyimserim. Diğer türlü yani iyimser olmasaydım müzakereleri neden sürdüreyim. Ama Sayın Talat ortada çözüm yokken kutlamalara başlamamı istiyorsa bu makul olmaz. Sayın Talat'a yardımcı olmak için değil, her ikimize de ve Kıbrıs halkına da yardımcı olmak için, insanların çektikleri acılara son vermek için iyi niyetle çözüm bulmak için çalışmaya devam edeceğim. Bu arada Ada'daki herkesin işkencelerine son vermek gerekir. Sadece Türk tarafının kurban olarak gösterilmesine karşıyım. Rum tarafı da çok acı çekti, hala kayıp insanlarımız var, göçmenlerimiz var. Her iki toplum da işkenceler gördü, acı çekti. Bu acıları artık dindirmeliyiz.

LİDER BENİM, BAŞPİSKOPOS DEĞİL!…

-Sayın Talat çok ilginç bir şey daha söyledi. Sizin çözüme samimi olarak inandığınızı; ancak Rum Kesimi'ndeki müesses nizamın, derin devletin bunu istemediğini belirtti. Başpiskoposun ne söylediğine bakarsanız haklı gibi duruyor. Hrisostomos sizin bir an evvel Türk tarafı ile müzakereleri kesmenizi istiyor.

Başpiskopos Rumların lideri değil. Biz laik bir ülkeyiz. Başpiskopos fikirlerini söylemekte hürdür ama bu kadar. Rum toplumunun lideri benim. Kıbrıs Cumhuriyeti'nin başkanı da benim. Başpiskopos'un çizgisinden hayli farklı bir siyaset takip ediyorum. Dolayısıyla bunu netleştirmeme müsaade edin. Başpiskopos ile kesinlikle aynı kanaatte değilim. Seçim öncesinde verdiğim sözlerde belirttiğim gibi tutarlı bir şekilde müzakerelerin devamını destekliyorum ve bir çözüm için mücadele etmeye devam edeceğim. Başpiskopos iki bölgeli, iki toplumlu bir federal çözüme karşı olabilir. Bırakın karşı çıksın, karşı çıkmaya hakkı var. Sevgili dostum Mehmet Ali Talat ile birlikte bir çözüm bulmak için mücadele etmeye devam edeceğim, bu konuda kimsenin şüphesi olmasın. Bunu özellikle vurgulamak istiyorum. En kısa sürede her iki tarafın da kabul edebileceği bir çözüm bulabileceğimizi ümit ediyorum. Son söz Başpiskopos'a değil, her iki toplumun sıradan insanlarına aittir.

ÇÖZÜM İÇİN TEHDİT DEĞİL TEŞVİK GEREKLİ

-Uluslararası Kriz Grubu Eylül ayı sonunda bir rapor yayınladı. Raporda uzlaşma için en ideal şartların oluştuğunu, eğer bu defa da çözüme ulaşılamazsa Ada'nın bölüneceği uyarısı yapıldı.

Ben her türlü dolaylı ya da doğrudan şantaja karşıyım. Dünyanın neresinden gelirse gelsin.

-Bunun şantaj olduğunu mu düşünüyorsunuz?

Bu bir tehdit ve bu tavırları hiç tasvip etmiyorum. Her iki lideri uzlaşma yönünde zorlayacaklarına ve her iki kesimin de kabul edebileceği bir uzlaşı için çağrı yapacaklarına bu tür spekülasyonların tercih edilmesini doğru bulmuyorum. Uzlaşma için en ideal zamanın olduğuna katılıyorum, bunu ben de söylüyorum. Ama çözüm olmazsa şöyle ya da böyle olur demek, Ada bölünebilir gibi kehanetlerde bulunmak, bunları kesinlikle reddediyorum. Bu tür argümanlara katılmam mümkün değil.

HAYATIMIN GAYESİ, ADAYI BİRLEŞTİRMEK

-Ancak bu fırsatı kaçırırsanız, Ada'nın bölünmesinin makul bir çözüm olarak zikredilmeye başlanacağını düşünmüyor musunuz?

Neden fırsatın kaçırılabileceğinin altını çiziyorsunuz? Bu tavra karşıyım. Bu çözüm fırsatını kullanmalıyız. Öncelikli hedefim bu ve her zaman da böyle oldu. Kötü ihtimaller üzerinde durmak istemiyorum. Sizi temin ederim ki bütün hayatımın hedefi Ada'nın birleştirilmesi ve her iki tarafın kabul edeceği bir çözümün bulunmasıdır. Yoksa neden bir komünist olarak kapitalist bir ülkenin yönetimine talip olayım. Yine sizi temin ederek şunu söylememe müsaade edin. Komünistliğimden taviz vermeden birçok fedakârlıkta bulundum. Kapitalist bir ülkeyi idare edişimin tek sebebi bir çözüm bulmak, Ada'yı tekrar birleştirmek içindir.

KOLTUK YOK, JEST YOK!

-Fedakarlıklardan bahsetmişken, Avrupa Parlamentosu'ndaki Kıbrıslı Türklerin iki koltuğunu Türklere vererek bir jest yapamaz mısınız?

Bana sorduğunuz bu soru Kıbrıslı Türk yetkililerin Kıbrıs Cumhuriyeti'nde vazife almayı reddetmesini görmezden geliyor. Mesela ben Sayın Talat gel Kıbrıs Cumhuriyeti'nin cumhurbaşkanı yardımcısı ol desem, ya da Kıbrıslı Türklerin Meclis'teki boş koltukları doldurmasını istesem ya da bakanlar kuruluna katılmalarını talep etsem, kabul edeceklerini zannediyor musunuz? Reddedecekler. O zaman neden Avrupa Parlamentosu'ndaki iki koltuğu istiyorlar. Bu adil bir talep değil. Kıbrıslı Türkler hiçbir vergi ödemiyor ama Rum tarafında çalışma hakları var. İstedikleri an bir kuruş ödemeden Kıbrıs Cumhuriyeti sağlık kurumlarından hizmet alabilirler. Bunu mümkün hale getirenlerden biri benim. Çok da iyi olduğu kanaatindeyim. Ama hiçbir siyasi kurumda vazife almıyorlar.

-Dolayısıyla jest yok diyorsunuz.

Yok tabi. Kesinlikle yok.

HALA SULTAN'A SAYGISIZLIK MESELESİ

-KKTC'de Rum tarihi eserlerinin, kiliselerinin korunmadığına dair sürekli Rum tarafının şikayetlerini dinliyoruz. Geçtiğimiz günlerde Türk basınında Müslümanlar için çok mühim olan Hala Sultan Cami'nin bahçesinde bir meyhane inşaatı başladığına dair haberler çıktı. Bu konuda bir şeyler yapacak mısınız?

Bahsettiğiniz kafe ya da meyhane orada 30 yıldır bulunuyor.

-Ancak haberler yeni bir inşaattan bahsediyor

Yok böyle bir şey. Bir yanlış anlama olduğu kanaatindeyim. Sizi bu konuda temin etmek isterim. Sayın Talat da bu meseleyi bana sordu. Bunu araştıracağımı söyledim.

-Beraber gitme teklifinde mi bulundunuz?

Hayır böyle bir teklifte bulunmadım. Ona meseleyi inceleyeceğime dair söz verdim. Yeni bir inşaat varsa durduracağımı söyledim. Ama mesele böyle değil. 30 yıldır orada bu yapı var, yeni bir inşaat da yok .

-Çok teşekkür ederim.

Bana bu imkanı verdiğiniz için ben teşekkür ederim.

(CİHAN)