Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, İsrail'in Gazze'de kitle imha silahı kullanılmasına sessiz kalmanın adil bir yönetim anlayışına yakışmayacağını ve bu bölgenin insanları olarak buna evet diyemeyeceklerini söyledi. Erdoğan, Katar'ın El Cezire televizyonuna verdiği demeçte, Türkiye-İsrail ilişkileri ve Türkiye'nin bölgedeki durumu hakkında değerlendirmelerde bulundu.
"Bölgedeki gelişmeleri hassasiyetle, bölgenin önemli bir ülkesi olarak değerlendirdiklerini" kaydeden Erdoğan, bunun bir dini ya da etnik yaklaşımla yapılmadığını vurguladı.

"Sadece insani amaçlı olarak bu değerlendirmeleri yaptık" diyen Erdoğan, söyle konuştu:

"Biz bir insan olarak bu gelişmelere, bu olaylara nasıl bakıyoruz, böyle düşündük. Eğer zaten bir insan olarak olaylara böyle bakmamış olsak, kimse bize adil yaklaşım gösteriyor diye bir değerlendirme yapmaz. Bugün Türkiye'ye bakış olumlu ve pozitifse bunun altında yatan gerçek de budur."

Erdoğan, olaylara her zaman vicdani olarak baktıklarını ve olayları kamu vicdanını dinleyerek izlediklerini belirterek, "Bugüne kadar da burada hep orta yolu tuttuk ve hiçbir zaman taraf olmanın gayreti içerisine girmedik" dedi.

Gazze'de yaşanan olaylara değinen Erdoğan, Gazze olayında ortada bir gerçeğin olduğunu ve Gazze'de kitle imha silahlarının kullanıldığını söyledi.

Bölgede fosfor bombalarını kullanıldığını kaydeden Erdoğan, "Fosfor bombaları dediğimiz şey kitle imha silahıydı ve bunları görüp de bunlara karşı sessiz kalmak adil bir yönetim anlayışına yakışmazdı. Biz de bu bölgenin insanları olarak buna evet diyemezdik" diye konuştu.

Buna benzer bir çıkışı Rusya ve Gürcistan savaşında da yaptıklarını vurgulayan Erdoğan, Gürcistan'da buna benzer olayların yaşanmadığını belirterek, "Gürcistan'daki olaylarda da biz barışçıl çıkışlarımızı yaptık. Sürecin orada bir an önce bitmesi için elimizden gelen gayreti gösterdik. Rusya Federasyonu yönetimi ile hemen, anında gidip görüşmelerimiz oldu." dedi.

Rusya-Gürcistan savaşında Batının da büyük gayretleri olduğunu ifade eden Erdoğan, Gazze olaylarında, ancak Batının seyirci kaldığını söyleyerek, "Batı, Gazze'de niçin olaya bir hafta, on gün seyirci kaldı da, 15 gün sonra oraya girdi. Burası anlaşılır gibi değil." dedi.
Bu gelişmelerin kendisini üzdüğünü ifade eden Erdoğan, sözlerine şöyle devam etti:

"Bu gelişmeler bizi üzdüğü gibi bu olaylar olalı dokuz ay oldu. Şarm El Şeyh toplantısından bu yana da yedi ay geçti. Peki Şarm El Şeyh toplantısından bu yana hala niçin bütün Gazze'de alt yapı çökmüş vaziyette? Buranın imarına yönelik orada verilen sözler var, ama hala inşaat malzemesi Gazze'ye sokulmuyor, niçin? Neden? Ben şimdi yine soruyorum. Batı niçin bu olaya hala böyle eli bağlı ve duyarsız bir şekilde davranıyor?"

-GOLDSTONE RAPORU-


Erdoğan, geçen hafta yayımlanan Gazze'deki olaylarla ilgili Goldstone raporuna da değinerek bu raporda bazı gerçeklerin olduğunu ve bu gerçeklerin BM İnsan Hakları Komisyonu tarafından kabul edildiğini kaydetti.

Bu hususta gereken adımların atılması gereğine işaret eden Erdoğan, BM'nin geçmişte İsrail ile alakalı 100'ün üzerinde karar aldığını, ancak bu kararların uygulama alanının olmayışının düşündürücü olduğunu ifade etti.

"1500'ü aşkın insan Gazze'de hayatını kaybetti. 5 bini aşkın insan yaralandı. Bu yaralılardan bir kısmı bizim ülkemize geldi. Az sayıda da olsa biz ülkemize gelen yaralıları gördük. Bizzat kendim ziyaret ettim. Onların o halini gördüm. Onların o halini görüp de duyarsız kalalım, sessiz kalalım, olmaz" diyen Erdoğan, Gazze'de BM'ye ait okulların ve hastanelerin de vurulduğunu hatırlattı.

Başbakan Erdoğan, Türkiye'nin İsrail ile birçok anlaşması olduğunu vurgulayarak, "Bizim İsrail'e bu noktadaki bakışımız, bir düşman nazarıyla bakış değildir" dedi.

Türkiye'nin aracılığıyla İsrail ile Suriye arasında başlatılan görüşmelere değinen Başbakan, sözlerini şöyle sürdürdü:

"Eğer bu bölgede dostsak, dostluğumuzun gereğini dostça yerine getirelim. Kalkıyorsun bir hafta önce İsrail ve Suriye arasındaki sıkıntılar nedeniyle Türkiye'yi arabulucu kabul ediyorsun, ama bir hafta sonra Türkiye bir anda farklı bir konuma düşürülüyor. Neymiş, Türkiye'ye güvenilmezmiş. O ana kadar güveniyordun. Peki o zaman olay nereden kaynaklanıyor? Demek ki İsrail'in yönetimindeki anlayışta bir değişim var. Sıkıntı burada. Temenni ederim ki bu yanlışları düzeltiriz ve böylece Orta Doğu'da beklenen, arzulanan ve geciken barışı bir an önce getiririz."

El Cezire muhabirinin, "bir ay içerisinde Türkiye ile İsrail arasındaki tansiyonun yükselmesinden dolayı" ABD'nin arabuluculuk yapıp yapmadığı sorusunu Erdoğan şöyle yanıtladı:

"Şu anda Türkiye ile İsrail arasında resmen ve hukuken ilişkilerin kopması anlamında herhangi bir şey söz konusu değil. Bizim şu anda İsrail ile yürüyen işlerimiz var ve bu işlerin kesilmesi, vesaire gibi bir şey söz konusu değil. Burada Anadolu Tatbikatı diye ifade ettiğimiz Konya'daki bir tatbikat söz konusuydu. Tabii bu tatbikatın şekli ortada. Bir tarafta Gazze'de yaşanan olaylar var. Bu yaşanan olaylara karşı kamunun ortaya koyduğu bir infial var. Ben Türkiye'de kamu vicdanının bir yerde temsilcisiyim. Kamu vicdanına kulak vermek durumundayım."

Başbakan Erdoğan, halkın sesine kulak vermesi gerektiğini ve Anadolu Hava Tatbikatının milli bir tatbikat olduğunu vurgulayarak, "Anadolu Hava Tatbikatı dediğimiz milli bir tatbikattır. Böyle bir milli tatbikatın içerisinde kimlerin olacağını, olması gerektiğinin kararını da Türkiye kendisi verecektir. Yani bunu Türkiye'nin dışında birileri organize etmiyor. Biz bir NATO üyesi olarak bunu NATO ile beraber, Amerika, İtalya ve İsrail ile karar verdik. Daha önce İsrail'in de buna katıldığı tatbikatlar olmuş. Ama bu defa hassasiyetler bunu gerektirdiği için, bunu farklı bir şekilde yapma kararını verdik." dedi.

Erdoğan, İsrail'in tatbikata alınmamasının İsrail'den alınacak uçaklarla bir ilgisi olup olmadığının sorulması üzerine, "Hayır, bu durumun insansız hava araçları ile hiçbir ilgisi yok" dedi. Erdoğan, konunun bununla hiçbir alakasının olmadığını ve Milli Savunma Bakanlığının bu süreci takip etmekte olduğunu dile getirdi.

-YAHUDİ CEMAATİ-

Türkiye ile İsrail arasında yaşananlara rağmen New York'ta Yahudi cemaatleriyle görüştüğünün hatırlatılarak, "Gazze'den dolayı tavrınız Amerika'daki Yahudi cemaatlerinin tepkisini çekmedi mi?" diye sorulması üzerine Erdoğan şunları kaydetti:

"Orada 50'yi aşkın temsilci vardı. Onlarla yaptığımız görüşmede, ben kendilerine her şeyi çok açık ve net söyledim. Eğer bizi dost olarak kabul ediyorsanız, o zaman ben size bir şey söyleyeceğim. Dost acı söyler, ama gerçeği söyler. Ben size gerçeği söylemek zorundayım. Siz çocuk, kadın, 1500 kişinin kitle imha silahlarıyla öldürülmesini bana neyle izah edeceksiniz? Beni neyle ikna edeceksiniz. 5 bini aşkın yaralının olduğu bir Gazze saldırısını bana neyle izah edeceksiniz. Alt yapısı çöken bir Gazze'yi bana neyle anlatacaksınız. İsrail'in BM'nin okul ve hastanelerini vuruşunu bana neyle anlatacaksınız? Bunların izahı yok. Yani sınırsız bir silah imkanına sahipsiniz ve orantısız bir güç kullanımı yapıyorsunuz. Bunun gerekçesi bugüne kadar bize ikna edici şekilde yapılamamıştır, yapılamaz da. Dünya buna inanmıyor ve söyleyecekleri bir şey yok zaten burada. Ama ben bunu her yerde söylerim. Çünkü haksızlık karşısında susmam mümkün değil. Anlatmak durumundayım. Yarın aynı şeyle biz de karşı karşıya kalabiliriz. Ben isterdim ki dünya bütün bu olaylar karşısında çok daha adil bir şekilde bu sürece yaklaşsa ve olayı farklı yerlere saptırmasa. Bir an önce burada adım atılması gerekir. Yani her devletin her güçlünün yaptığı yanına kar kalmamalıdır."

"Bunu Londra'da, Madrid'de ve gittiği her yerde çok açık, net söylediğini, kitlesel imha silahlarına karşı tavrımı çok açık ve net ortaya koyduğunu" ifade eden Erdoğan, "BM Güvenlik Konseyinde gündem buydu. Orada da açıkladım ve şunu da söyledim: Nükleer silahı olanlar, önce nükleer silahlar konusunda ilk beş adımı atmalıdır dedim. Hepsinin huzurunda söyledim bunu. Çünkü benim öyle nükleer silah bir derdim yok, onun için rahatız" dedi.

Başbakan Erdoğan, ABD'deki Yahudi lobisinin Gazze olaylarından sonra Türkiye'nin tepkisine karşı tepkisinin ne olduğunun sorulması üzerine, lobinin Gazze'de yaşananları çok fazla savunamadığını ve kendisine çok fazla yüklenemediklerini belirtti.

ERDOĞAN: İRAN'I SİZ YOK FARZ EDEMEZSİNİZ VE BU ÜLKE ÜZERİNDEKİ OLUMSUZ YAKLAŞIMLARI DEVAMLI TEŞVİK ETMEK BÖLGENİN BARIŞINA DA ZARAR VERİR

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, "İran'ın yok farz edilemeyeceğini" ve bu ülke üzerindeki olumsuz yaklaşımları teşvik etmenin bölgenin barışına zarar vereceğini belirtti.

El Cezire televizyonunun "Özel Görüş" programında Yusuf Şerif'in sorularını yanıtlayan Erdoğan, İran-Batı ilişkileri, İran'ın yeni nükleer tesisleri ve İran'a yapacağı ziyaretle ilgili değerlendirmelerde bulundu.

İran-Batı ilişkilerinin kopmasından yana olmadığını belirten Erdoğan, İran'da yeni keşfedilen nükleer tesisler hakkında, bu tesisleri denetlemekle görevli olan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumunun Başkanı Muhammed El Baradei'nin ekibinin İran'da bulunduğunu hatırlattı.
Ekibin tesisleri gezdikten sonra bir rapor vereceğini kaydeden Erdoğan, "Biliyorsunuz bazı sahte raporlar açıklandı ve Baradei, bu raporların kendileriyle uzaktan yakından bir alakasının olmadığını ve bunların doğru raporlar olmadığını açıkladı" dedi.

-"BÖLGEDE NÜKLEER SİLAH İSTEMİYORUZ"-

"İran'da ve bölgemizde kitle imha silahı olmasından yana değiliz" diyen Erdoğan, bir başkasında varken İran'a yüklenilmesini "haksızlık ve adaletsizlik" olarak niteledi.

Erdoğan, bölgede hiçbir nükleer silah istemediklerini tekrarlayarak, "Dünya buna karşı tavrını adil bir şekilde koymalı. Aynı şekilde UAEK sadece üyelerine yönelik bu adımı atarsa burada da bir adaletsizlik var. Üye olmayanlara karşı ne yapılacak? Bunun üzerinde de dünyanın ve BM'nin çalışması lazım. Eğer bu konuda çalışmalar yapılırsa, üye olmayan ülkelere karşı da bir tavır belirlenirse, inanıyorum ki çok daha farklı bir güven ortamı oluşmaya başlar." diye konuştu.

Ülkelerin birbiriyle rahatlıkla görüşmesi gerektiğini ifade eden Erdoğan, görüşmemenin olumsuzlukları meydana getireceğini ve İran'ın diğer ülkelerle ilişkilerini devam ettirmesine bir mani olmaması gerektiğini vurguladı.

İran'a karşı bir yaptırım ya da ambargo olması durumunda Türkiye'nin tavrının ne olacağının sorulması üzerine Başbakan Erdoğan, böyle bir ambargonun şu anda gözükmediğini belirterek, "Bu ambargo kararını alanlarda nükleer silah var mı, yok mu?.. Şimdi sende nükleer silah olacak, sen de bir başkasında nükleer silah varsa ben ambargo uyguluyorum diyeceksin. Bu olmaz. Adil bir yaklaşım tarzı değil." dedi.
Başbakan Erdoğan, İran'da Haziran ayında yapılan seçimden sonra Tahran ile Batı arasındaki ilişkileri değerlendirirken de, ilişkilerin iyi olmasını temenni ettiğini ve yapacağı ziyarette birçok konuyu daha yakından görüşeceğini kaydetti.

İran'ın ciddi devlet geleneği olan bir ülke olduğunu ifade eden Erdoğan, "Bu ülkeyi siz yok farz edemezsiniz ve bu ülke üzerinde bu kadar olumsuz yaklaşımları devamlı teşvik etmek bölgenin barışına da zarar verir" dedi.

-TÜRKİYE, SURİYE VE IRAK PROTOKOLLERİ-


El Cezire muhabirinin Suriye ve Irak ile anlaşmalar imzalandığını ve Suriye ile karşılıklı vize uygulamasının kaldırıldığını hatırlatarak "İnsanlarımızın kafası biraz karışık. Osmanlı Devleti'ni yeniden canlandırmak mı istiyorsunuz? Çünkü epeydir böyle projeler görmedik. Türkiye bölgede ne yapmaya çalışıyor?" sorusunu Erdoğan şöyle yanıtladı:

"Ben bunları çok anlamlı ve güzel gelişmeler olarak görüyorum. Hele ekonomik alanda atılan bu adımlar, içinde bazı stratejik başlıkları da içeriyorsa, bu o ülkeler arasında çok önemli bir gelişmenin alameti farikasıdır. Bakın şimdi bir taraftan Suriye ile yüksek düzeyli stratejik ilişkiler konseyini kurduk, anlaşma yaptık. Bir taraftan Irak'la yaptık. Irak ile yaptığımız anlaşma gibi, Cumhuriyet tarihimizde bir günde 48 mutabakat muhtırasının olduğu başka bir anlaşma yok. Bunun içinde eğitim, sağlık, ticaret, güvenlik, savunma sanayi, tarım, enerji ve ulaşım var. Burada 3 ülkenin de faydası var, zararı yok. Üç ülke de kazanıyor. Burada adeta 3 ülkenin faydasına olan bir fayda üçgeni oluşturduk. Şimdi bu devreye gerecek. Bütün iş adamlarımız karşılıklı olarak yatırımlara girebileceği gibi, ikili yatırımlar, üçüncü ülkelerde yatırımlar, dayanışmayı getirecek. Çünkü 21. asır, aslında bir paylaşım asrıdır. Kaldı ki, bizim ülkelerimiz ve özellikle Irak'ın bu dayanışma noktasına çok büyük ihtiyacı var. Bir medeniyet ülkesi olan Irak'ta, bir medeniyet adeta çökertildi."

Erdoğan, yapılan üçlü anlaşmaların sadece bu ülkeler arasında kalıp kalmayacağının sorulması üzerine, şu anda önlerinde Rusya Federasyonu olduğunu ve tekliflerini Başbakan Vladimir Putin'e sunduklarını ifade ederek, "İnşallah en kısa zamanda büyük ihtimalle Moskova'da yüksek düzeyli stratejik ilişkiler konseyi kurup, anlaşmamızı inşallah tahakkuk ettireceğiz." dedi.

"Biz Kafkasları da zaten bu çalışmanın içinde görüyoruz. Bunu mesela ben Yunanistan'a da teklif ettim. Önce bütün komşularla, ondan sonra da halkayı açma yoluna gideceğiz." diyen Erdoğan, çalışmaların sadece bölgesel olmadığını kaydetti.

-"TÜRKİYE, AB ALTERNATİFİ Mİ OLUŞTURUYOR?"-

Bu çalışmaların AB alternatifi olup olmadığı sorulan Erdoğan, bunun "uzaktan yakından" AB ile alakası olmadığını ve AB'nin bir siyaset birliği olarak, siyasi birlik sürecine devam ettiğini kaydetti.

Romanya ve Bulgaristan'a da benzer teklifler sunacaklarını ifade eden Erdoğan, ardından Balkan ülkelerinde çalışmalarını devam ettireceklerini söyledi.

Bu birlikteliklerin AB gibi olmayacağını ve ikili münasebetlerle geliştireceğini kaydeden Erdoğan, bunların Türkiye'ye ağırlıklı olarak ekonomik alanda katkı sağlayacağını vurgulayarak, "Türkiye, AB'ye girdiği zamanda da global açılım için çok önemli bir alt yapıyı oluşturmuş olacak" diye konuştu.

Bölgede Türkiye'nin dış politikası ve ekonomisinin AB'den daha güçlü ve etkin olduğunu belirten muhabirin "Uluslararası ekonomi ve politikada tek bir Türkiye AB'ye bedel" ifadesini kullanarak, Türkiye'nin AB'ye neden tam üye olmak istediğini sorması üzerine Erdoğan, böyle bir birliğin içerisinde olmanın Türkiye'nin vizyonunu güçlü kılacağını kaydetti.

"Türkiye demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devletidir." diyen Erdoğan, AB ile 1996 yılında bir adım atıldığını ve gümrük birliğinin imzalanarak zaten bu işe girildiğini, oradaki hedefin ticari olduğunu belirtti.

AB üyesi ülkelerin birçoğuyla NATO ve OECD'de beraber olduklarını vurgulayan Erdoğan, bunların AB sürecini hızlandırması gereken atılmış adımlar olduğunu ve AB'nin bunu görmeyişinin kendilerini üzdüğünü belirtti.

Erdoğan, AB'nin Türkiye'yi oyalamaması gerektiğinin altını çizerek, "Türkiye yük olmaya gelmiyor, Türkiye yük almaya geliyor. Türkiye her yönden şu andaki mevcut üyelerin bazılarından çok daha ileri konumda" dedi.

“HER ŞEYDEN ÖNCE DEMOKRATİK AÇILIM MİLLİ BİRLİK PROJEMİZİN BİR GEREĞİDİR”

Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, demokratik açılımı "milli birlik projesinin gereği" olarak niteleyerek, terör örgütü üyelerinin dönüşünün de "beklentilerinin verdiği bir meyve" olduğunu söyledi.

Başbakan Erdoğan, El Cezire televizyonunun dün akşam yayımlanan "Özel Görüş" programında Yusuf Şerif'in sorularını yanıtlarken, Türkiye-Irak-Suriye üçlü anlaşmasının ABD güçleri çekilirken Irak'a olası faydasıyla ilgili olarak, bu konuda Irak'a en güçlü desteği verecek ülkenin Türkiye olduğunu vurguladı.

"Irak'a en güçlü desteği verecek ve en uyumlu çalışmayı yapabilecek bu bölgede tek devlet vardır, o da Türkiye'dir." diyen Erdoğan, sağlık, eğitim, güvenlik, ulaşım ve enerjiyle alakalı birçok anlaşma imzalandığını hatırlattı ve Irak'ın dünyaya açılımında en önemli kaynağı ve ağının Türkiye olacağını söyledi.

-DEMOKRATİK AÇILIM-


Türkiye'nin demokratik açılım konusunda Suriye, İran ve Irak'tan bir beklentisi olup olmadığı ve açılımın uluslararası ayağının yanı sıra bu sürecin Türkiye'yi bir referandum ya da erken seçime götürüp götürmeyeceği sorusu üzerine Erdoğan, erken seçimin politikalarında yer almadığını belirterek, "Her şeyden önce demokratik açılım milli birlik projemizin bir gereğidir" dedi ve sözlerine şöyle devam etti:

"Bizi bu noktaya getiren ve bu sıkıntıları yaşatan, içeride ve dışarıda sorunlar vardır. İçerideki sorunlarımızın legal olanı vardır, illegal olanı vardır. Biz legal olanlara zaten takılmıyoruz. Diyoruz ki, o demokratik bir hakkıdır, bunu kullanır, ama illegaliteye karşıyız. Yani eli silahlı olarak bu işi yürüten bölücü terör örgütüne karşıyız ve bununla mücadelede kararlıyız. Bu, zaten bir devletin yönetiminin en doğal, en tabii görevidir. Yani bundan geri kalması mümkün değil. Ama legal olan herhangi bir örgüt, demokratik bir örgüttür. Onun yapacağı çalışmalara saygı duymamız da, demokrasiye inanmış insanlar olarak bizim görevimizdir. Bu işin içerideki boyutu."

Türkiye'nin bu alanda dışarıdaki sorunlarına da değinen Erdoğan, Türkiye'nin içindeki bu terörü besleyen örgütlerin yurt dışında olduğunun altını çizerek, "Dışardaki boyutuna gelince, yurt dışında Türkiye'nin içindeki bu terörü besleyen ve destekleyen, aynı şekilde legal ve illegal örgütler var. Geçmişte bu illegal örgütlerin dışarıdan içeriye zaman zaman sızma hareketleri oldu. Bu sızma hareketleri karşısında tabii ki güvenlik güçlerimiz ellerinden gelen her türlü tedbiri aldı. Ama şunu düşünelim ki, hiçbir egemen devlet topraklarında illegal örgütlenmelere karşı duyarsız kalabilir mi? Mümkün değil, ne gerekiyorsa tedbir bazında bu tedbirleri alacaktır." dedi.

Erdoğan, Türkiye'nin komşularından da böyle bir tehdit varsa, buna karşı her türlü tedbiri bugüne kadar aldıklarını ve bundan sonra da alacaklarını ifade ederek, "Buradan taviz veremeyiz, bu Irak'ta oldu, aynı şekilde Suriye'de oldu. Mesela şu anda Kandil'de takribi olarak 1500 civarında Suriye kökenli terörist olduğu söyleniyor. Nitekim bunu zaten Suriye kaynakları da tasdik ediyor" diye konuştu.

Irak'tan bir grubun teslim olmaya gelmesinin açılım sürecini nasıl etkileyeceğinin sorulması üzerine Erdoğan, bunun milli birlik ve beraberlik projesi ve demokratik açılım süreci içindeki beklentilerinin bir tanesi olduğunu vurguladı.

"Bu durum, beklentilerin verdiği meyvedir" diyen Erdoğan söyle konuştu:

"Burada görüyorum ki bazı spekülasyonlar yapılma yoluna gidiliyor ve bunu doğru bulmuyoruz. Yani hedef saptırmaya gerek yok. Bütün dert üzüm yemektir. Milli birliği ve beraberliği kardeşliği pekiştirmektir. Anasından, babasından, dayısından, amcasından, kardeşlerinden, ailesinden, akrabasından uzak kalmış olanlara diyoruz ki, eğer suça bulaşmamış olanlar varsa buyursun gelsinler, silahı olanlar silahını bıraksın gelsinler. 221. madde bu işe müsaittir. Bu madde ile biz önlerini açtık, zaten açıyoruz. Bu samimiyetle biz bu adımları atıyoruz. Bizim bu samimiyetle attığımız adımlara olumsuz bir yaklaşım, farklı zemine kaydırma gayretleri bizi üzer. Buna fırsat verilmemesi lazım. Türkiye'deki siyasilerin, medyanın, akademisyenlerin ve bu alanlarda hizmet verenlerin bu işlere daha pozitif yaklaşması, objektif bakması ve bu tür şovlara fırsat verilmemesi lazım."

-ERMENİSTAN PROTOKOLÜ VE AZERBAYCAN-

Türkiye'nin, Ermenistan ile imzaladığı protokolün mecliste ne zaman ele alınacağının sorulması üzerine Erdoğan, Meclisin takvimini kendilerinin değil, Meclisteki grupların belirlediğini anımsatarak şunları söyledi:

"Meclisin takvimini biz belirlemiyoruz. Meclisin takvimini oradaki gruplar belirliyor ve biz bu Meclise gönderdiğimiz hükümet tasarısını Meclis Başkanlığına gönderiyoruz. Meclis Başkanlığına gönderdikten sonra, artık Meclis Başkanlığının riyasetinde. Orada süreç işlemeye başlar. Bizler şu anda bu çalışmayı öyle bir noktaya getirdik ki, bir taraftan Meclise gönderelim, öbür taraftan da istiyoruz ki Mecliste bununla ilgili bir bilgilendirme çalışması da yapalım."

Erdoğan, "Gizli kapaklı yürütülen bir şey yok. Ne varsa bunları orada Dışişleri Bakanımız açıklayacak, anlatacak. Tabii burada da yine hedef saptırmalar var." dedi

Ermenistan ile bu adımı atarken Minsk üçlüsünden de destek istediklerini söyleyen Erdoğan, "Bunu ben Sayın (ABD Başkanı Barack) Obama ile de görüştüm, Sayın (Rusya Devlet Başkanı Dimitriy) Medvedev ile de görüştüm. Aynı şekilde Dışişleri Bakanım, Fransa Dışişleri Bakanı ile bu konuları görüştü. Bu sürece sıcak girmelerini, bu ivmeyi hızlandırmalarını kendilerinden rica ettik. Çünkü Minsk üçlüsü eğer Azerbaycan ve Ermenistan arasındaki bu sıkıntıyı belli bir olumlu noktaya taşıyamazsa, bizim tabii ki işimizi zorlaştırır."

İmzalar atılmadan önceki süreçte Azerbaycan ile görüştüklerini ve bilgilendirmeyi ilk elden yaptıklarını belirten Başbakan Erdoğan, "Bu kadar hassasiyetle bu işi sürdürürken, bazı gelişmeler oluyor ki, bunlar bizi de doğrusu üzüyor. Kaldı ki Türkiye Cumhuriyeti Başbakanı, Azerbaycan Parlamentosunda bir konuşma yapmış ve bu konuşmada bir şey söylemişse, mesele orada bitmiştir ve o konuşmanın arkasında durur. Bizim aramızda bu güvenin tesis edildiğini zannediyorum. Eğer aramızda bu güven yoksa, tesis edilmediyse, benim kendimden şüphem yok. Başkalarının şüphesi varsa onu da bilemem." dedi.

-ERDOĞAN'IN ABD ZİYARETİ-

ABD Başkanı Obama'nın Orta Doğu'yu çok umutlandırdığını, ancak Filistin konusunda gerekli baskıyı uygulamadığını söyleyen muhabirin, Obama'nın "Türkiye'yi hayal kırıklığına uğratıp uğratmadığını" sorması üzerine Erdoğan, Obama'nın on ay önce seçildiğini ve on yılların sorununu bir anda çözmenin kolay bir iş olmadığını söyledi.

Erdoğan, yakında bir ABD ziyareti olacağını belirterek, bu seyahatte kendilerine bu mevzuları açacağını belirtti ve şöyle konuştu:
"Bakıyorsunuz Nobel Barış Ödülünü de bu arada kendisine verdiler. Tabii bu kadar erken, Nobel Barış Ödülünün bir lidere verilmesi de anlamlıdır. Basın mensupları olarak Nobel Barış Ödüllerinin nasıl verildiğini sizler de bilirsiniz. Bu konu, seyahatimizde, benim gündemimde ki önemli maddelerden bir tanesi. Çünkü Orta Doğu'da önemli bir konumu olan Türkiye'nin de Amerika'nın da burada aktif bir rol alacağını düşünerek, bu konuyu kendileri ile tekrar görüşeceğim. Biz umudumuzu yitirmedik. Dolayısıyla, Amerikanın burada aktif bir rol oynaması ve aldığı avansın gereğini de, inanıyorum ki yerine getirecektir. Başından beri söylediğim gibi, kimsesizlerin kimi olmasını da inşallah yerine getirir diye düşünüyorum. Gerek Türkiye konuşmaları, gerek Kahire konuşmasını da ben bu noktada önemli sözler olarak düşünüyorum."

AA