H. Nazan Işık – New York

FEAR ME NOT/ DEN DU FRYGTER (2008)

                                                                                             Tribeca Film Festival

Film, gece, gölün karanlık suyu ile açılır. Kamera bizi göl kenarındaki evin balkonundaki bir adama yaklaştırır.  Adam, “ne kadar yalnız” olduğunu düşünmektedir.

Çalışma hastası Michael (Ulrich Thomsen) başarılı iş kadını karısı Sigrid (Paprika Steen) ve kızı Copenhagen’da karısının büyüdüğü göl kenarındaki güzel eve taşınırlar.  Yakında yaşayan Sigrid’in erkek kardeşi Frederik (Lars Brygmann) ve kız arkadaşı Ellen’in (Stine Stengade) ziyaretlerinden hoşlanırlar.  Íşinden biraz izin alan Michael’ın dışında herkes mutlu görünür.

Doktor olan Frederik, hastanede, yeni bir anti-depressant ilacı hastalarda denediklerinden bahsedince Michael karısına söylemeden gönüllü olarak gruba katılır.  Ilk başlarda iyi yöndeki değişiklik gözle görülecek kadar büyük.  Bir süre sonra Frederik ilacın yan etki gösterdiğini, ilacı alanlarda şiddete yönelik davranış görüldüğü icin deneye son verildiğini ve Michael’dan da elindeki ilaçları atmasını söyler.  Michael karar vermek zorundadır…..

1995 de Denmark’da kurulan “Dogma 95” sinema hareketinin bir üyesi olan yönetmen Kristian Levring bu filminin bazı sahnelerinde o hareketin şartlarından ayrılsa bile hala etkisini seyircilere yaşatır.

Film, korku filmi olmamasına rahmen seyirciyi karanlık, dar, ıssız  bir yolda seyehat ediyor hissi verecek kadar güçlü.

QUEEN TO PLAY / JOUEUSE (2009)

                                                                                               Tribeca Film Festival

Kocası ve genç kızıyla yaşayan Hélène (Sandrine Bonnaire) Fransız adası Corsica’da lüks bir otelde temizleyici olarak çalışmaktadır.  Birgün temizlemek için girdiği odada balkonda satranç oynayan çifti (Jennifer Beals ve Dominic Gould) görür.  Kadın hala saten geceliği içinde,  Hélène’legöz göze gelir ve gülümser.  Hélène, tatildeki çiftin, taşlara yumuşak ve zarif dokunuşları ile satranç oynamanın ötesinde bir zevk aldıklarını hisseder..  Bundan etkilenerek, kocasına (Francis Renaud) doğum günü hediyesi olarak elektronik satranç seti alır.  Sonra bu hobi Hélène için tutku haline dönüşür.  Geceleri kendi kendine oynamaya başlar.  Bu arada haftada birkaç kere evini temizlediği emekli Amerikalı doktor Kröger’in (Kevin Kline) çok iyi satranç oynadığını öğrenir ve kendisine öğretmesini ister.  Sonunda Hélène ustasını yenecek seviyeye gelir ve bir yarışmaya katılır.  ailesininde de tam destek alır. 

Senarist Caroline Bottard, yönetmen olarak ilk uzun metrajlı filmi “Queen to Play” ile “eğer istersen, her şeyi yapabilirsin” teorisini dile getirmiş.  Bunun yanı sıra hiç seks sahnesi göstermeden Hélène ile Dr. Krüger arasındaki en seksüel sahneyi taşsız-hayali  satranç oyunu ile perdeye getirmiş. 

NORTH /NORD (2008)

                                                                                             Tribeca  Film festival

Iskandinavya’da bir kayak merkezinde operator olarak çalışan Jomar (Anders Baasmo Christiansen), işinden, hayatından, içinde bulunduğu ortamdan pek mutlu olmayan biridir.  Íçki ve hiç birşey yapmadan vakit geçirmek en iyi arkadaşıdır.  Bir gün, Jomar’ın eski yakın bir arkadaşı ziyaretine gelir ve Jomar’a, Jomar’ın eski kızarkadaşı ile evlendiğini ve Jomar’ın eski ilişkiden beş yaşında oğlu olduğunu söyler. 

Jomar oğlunu bulmaya karar verir.  Şimdi hayatında bir amacı vardır: Oğluyla buluşmak.

Íçkisini ve gerekli şeyleri kücük bir çantaya koyarak kar motorsikleti ile kuzeye doğru yola çıkar.  Yolda dört ayrı yerde durmak zorunda kalır ve dört ayrı insanla tanışır, Hepsi birbirinden farklı: genç bir kız, bir delikanlı, yaşlı bir adam.  Hepsi yalnızlık hissi ile dolu…

“North”, Norveçli ekip, yönetmen Rune Denstad Langlo’nun yönetimi, Anders Baasmo Christiansen’in oyunu, Görüntü yönetmeni Philip Ogaard’ın güzel görüntüleri ve Erlend Loe’nin senaryosu ile, seyirciyi güldüren, düşündüren, eğlendiren filmlerinden biriydi ve yönetmen Langlo’ya Festivalin “the Best New Narrative Filmmaker Award” unu kazandırdı,

HERE AND THERE (2009)

                                                                                    Tribeca Film Festival

Yorgun, canı hiçbirşey yapmak ismeyen, sax’ini uzun zamandır eline almamış, parasız orta yaşlı jazz müzisyeni Robert (David Thornton) evinden çıkarılır.  Ucuz Sırp taşıyıcı çağırır. Yolda durumunu taşıyıcı Branko’ya (Branislav Trifunovic) anlatınca, Branko bir teklifle gelir: Robert’a Sırbistan’a gidip,orada kiz arkadaşı ile evlenip, o’na “nişanlı viza” sı alarak kızı Amerika’ya getirmesini ister.  Karşılığında bütün masrafların yanısıra $5,000 da para vereceğine söz verir.  Robert, paranın evlenmeden önce Belgrad’a gönderilmesi şartıyla teklifi kabul eder. 

Belgrad’ta Branko’nun New York’tan arkadaşı olarak Branko’nun annesi Olga’nın (Mirjana Karanovic) evinde misafir edilir.  Evlilik planlarından habersiz Olga, o’na Belgrad’ı ve kaçırdığı diğer şeyleri de tanıtır.  Bu arada New York’ta hesap dışı beklenmedik problemlerle uğraşmakta olan Branko parayı, söz erdiği gibi hemen gönderemez.  Robert umduğundan daha uzun süre kalmak zorunda kalır ve bu o’na Olga’yı daha iyi tanıma firsatı yanında başka sorunlarada neden olur…

Senarist / Yönetmen Darko Lungulov, hem New York’u hem Belgrad’ı zemin alan muhaceret konusunu dile getiren bu yumuşak, eğlendirici, romantik filmi ile Festivalin  “Best New York Narrative” ödülünü aldı.

PANDORA’S BOX / PANDORA’NIN KUTUSU (2008)

                                                                                              Tribeca Film festival

Bir insan farkında olmadan, bilmeden, planlamadan başkalarının – bu filmde yakınlarının –kendilerini bulmalarına köprü olabilir mi?  Evet. Ünlü Türk yönetmeni Yeşim Ustaoğlu’nun filmi “Pandora’s Box” buna en iyi örnek.

Nesrin (Derya Alabora), Güzin (Övül Avkıran) ve Mehmet (Osman Sonant) üç kardeş:, birbirinden farklı hayat şartları, anlayları ve sorunlarıyla Istanbul’da birbirlerinden kopuk yaşayan üç kardeş.  Bir gün, yaşlı annelerinin kaybolduğuna dair bir telefon alırlar.  Bunun üzerine hepsi bir araya gelip, anneleri Nusret’in (Tsilla Chelton) yaşadığı ve kendilerinin de doğup büyüdüğü Batı Karadenizin bir köyüne yollanırlar.  Bu uzun yolculuk sırasında birbirlerini tanıma firsatı bulurlar.  Anneleri bulunur ve sağdır.  Ama kötü haber, Alzheimer hastasıdır.  Anneyi Istanbul’a getirirler.

Nesrin, aralarında dağlar kadar mesafe olan kocasıyla ve asi, evden kaçan oğluyla problemleri olan bir ev kadınıdır ve Istanbul’da da kaybolan annesi ile uğraşamaz  Başarılı iş kadını Güzin, yetinmediği bir duygusal ilişki içindedir ve annesine yeterli ilgiyi gösteremez.  Mehmet ise işsiz ve ayrı sorunlar içindedir.  Çocukları tarafından bakım evine konan Nusret’in tek isteği köyüne, dağlarına geri dönmektir .  Nusret’i tek anlayan kişi kendi gibi özgürlüğü arayan torunu Murat (Onur Ünsal) olur.

Ünlü Türk yönetmen Yeşim Ustaoğlu “Pandora’s Box” filmiyle tabaka tabaka açarak yabancılaşmayı, yalnızlaşmayı ve şu yada bu nedenle insanların kendilerini tanımalarını ve  ve bulma çabalarını ve işlemlerini güçlü ve içtenlikle incelemiş.  Türkiye’yi gösteren nefes kesici manzaralar da buna ek.

ORIGINAL(2008)

                                                                                                Tribeca Film Festival

“Küçük bir hikaye, komedi, kara mizah, drama, aşk hikayesini kapsayan niteliklerle gerçek ve fantaziyi karıştırarak beyaz perdeye aktarılabilir mi” diye bir sorunuz varsa Alexander Brøndsted ve Antonio Tublén’ in ortak yazdığı ve yönettiği  “Original” filmi  size olumlu yönde en iyi yanıt.

Filim Henry’nin (Sverrir Gudnason) hikayesi.  Henry yanlız, genç bir adam. Babası Henry daha çocukken ölmüş,  hastalanan annesi akıl hastanesinde…..Daha filmin başında sevdiği kadın tarafından aldatılır  ve çalıştığı bankadan atılır.

Henry yeni bir arkadaşla tanışır,  Jon (David Dencik) Henry’ye beraberce Ispanya’ya taşınıp orada bir lokanta açmayı önerir.  Íşini kaybetmiş Henry’ye bu teklif cazip gelir, hatta annesini de alıp üst katta ona güzel bir oda vermeyi de rüyalar.  Ama gitmeden önce yapması gereken işler vardır.  En başta annesini mutlu etmek ister.  Jon ile “Ikea” ya giderek sanki kendi eviymiş gibi resim çekmeyi planlarlar.  Ehh resimde bir de karısı olsa daha iyi olur diye düşünürler ve oradaki bir müşteriyi ikna ederler…..ve böylece olarlar dizisi başlar…

“Original” kendini bulma temasını değişik bir yaklaşımla işleyen üzücü-eğlendirici bir film.

DAZZLE / Oogverblindend (2009)

                                                                                              Tribeca Film Festival

“Dazzle” iki kişi arasındaki telefon konuşmasına dayanan deneysel bir film.  Amsterdam’de yaşayan genç kadın (Georgina Verbaan) ile Arjantin’de yaşayan daha yaşlıca bir erkek doktorun arasındaki uzun mesafeli telefon konuşması. 

Çekim açısından çok ilginç ve iddialı olan filmde yönetmen, zaman zaman telefon konuşmasını sadece siyah ekran üzerinden işittirmekten çekinmemiş.  Hemen hemen filmin yarısına kadar kadını, yüzünü kapatan sacları nedeniyle açıkca hiç görmeyiz.  Kadın penceresinden gördüğü ve kendini etkileyen olaylardan bahsederken ve onlarınn yarattığı soruları anlatırken kamera ya direk sokağı gösterir ya da pencerenin kenarına asılmış aynadan görürüz.  Film ilerledikçe, konuşma geliştikce kadını yavaş yavaş görmeye başlarız.  Doktoru ise hiç görmeyiz., sadece sesini duyarız.

Hollanda’lı Yönetmen / yapımcı / senarist / editor Cyrus Frisch deneysel filmleriyle tanınan biri.  Bundan önce yaptığı “Why didn’t anybody tell me it would become this bad in Afghanistan” filmi tamamen ceptelefonu ile çekilmişti.

SMALL CHANGE (2007) ---Kısa metrajlı film

 

                                                                                           Tribeca Film Festival

Ilk dişini kaybeden altı yaşındaki Sophie “diş perisi” ne  inanmaktadır.  Dişini gece suya koyup bir dilek adayınca gerçekleşeceğini umar.  Evde kendilerini terkeden annesini umutla bekleyen babası, kendinden birkaç yaş büyük ağabeyi ve bebek kardeşi vardır.  Gece dişi suya koyar ve bekler…

Avusturalyalı yönetmen Anna McGrath, bir çok festivallerde ödüller kazanan bu 8 dakikalık filmi ile Tribeca Film Festivali’nde de “ Student Visionary Award” unu aldı.

H. Nazan Işık
hnazaisik@turkishny.com