Dostlar, bugün kendinize bir iyilik yapın ve hemen su videoyu izleyin. Sonra da eşe dosta dağıtın. Böyle bir hikaye milyonda bir önümüze gelir: http://www.mytopclip.com/play.php?vid=882

Armağan doğuştan gözleri olmayan; yazmayı, resim çizmeyi kendi kendine öğrenen; ve bu konuda dünya çapında müthiş bir başarıya imza atmış bir Türk. ( Özgeçmişini şuradan bulabilirsiniz: http://www.armağan.com/bio.asp )

Amerikalı ve Kanadalı bilim adamlarının dikkatini çeken konu ise su:

Doğuştan göremeyen bir insan nasıl resim çizer?
Işığı görmemiş bir insan, resimlerine nasıl gölge kavramını sokabilir?
Resim görme hissinin bir ürünü değil midir?
Dokunma ile ne kadar görmenin bir sınırı var midir? Nedir o sinir?
Bundan sonra olanlar, bilimde şu ana kadar yapılan genel kabullerin ve bilgilerin toptan değişmesine neden oldu. Devrim niteliğindeki bu olay, bakın nasıl gelişti.

Önce Toronto Üniversitesinden duygu psikolojisi uzmanı Prof. Kennedy ve Harvard'dan bir beyin uzmanı ekibi, Armağan'İ Boston'a getirtirler. Resim yaparken Armağan'in beyin faaliyetlerinin haritasını MRI ile çıkarırlar. İlk şoku iste tam burada yaşarlar: görme özürlülerde hareketsiz bir bölge olarak kalması gereken bazı beyin kıvrımları, Armağan resim yaparken birdenbire bir Noel ağacı gibi sıkır sıkır yanmaktadır. Bu nasıl mümkün olabilir? Demek ki dokunmak ta görme duygusunu bir şekilde tetiklemektedir.
Bundan sonra müthiş bir test hazırlanır. Acaba Armağan, yaşamında hiç görmediği complex bir binayı, perşepktifi ile birlikte çizebilir mi? Bu iş için İtalya'nin Floransa kentindeki meşhur bir bina seçilir.
Önce biraz arka plan bilgisi: Perspektifi ilk bulan İtalyan mimar Filippo Brunelleschi'dır (1377 – 1446.) Tüm dünyaca tanınan Floransa'daki o meşhur katedralın planlarını çizen, inşa ettiren bu insandır. Birgün o katedralın basamaklarına oturur ve tam karşınıdan duran, sekizgen Roma binası olan "vaftızhane" nin perspektif ile resmini çizer. Orta kısmı ni bir diktörtgen olarak, ama yan duvarları altta yukarı doğru, üstte ise aşağı doğru inecek şekilde çizerek düz kağıtta bir derinlik hissi yaratır. Bu olay sanat dünyasına bir bomba gibi düşer. Sene 1413.
Şimdi Armağan'dan istenen, bu Filippo Brunelleschi'nin oturduğu aynı taş basamağa oturup aynı sekizgen binanın resmini çizmektir. Armağan farkında değildir, ama Armağan ile Brunelleschi 600 sene sonra karşı karşıya gelmektedir.
Armağan'a bina gezdirilir; maket gösterilir. Armağan bütün binaya parmakları iledokunur ve resmini kendi beynine kaydeder. Tüm açıkalamaları dinler, veeeeeeee…..
… ortaya muhteşem biro lay çıkarır: gözleri görmeyen adam perspektifi bulmuştur! Hem de Brunelleschi'den daha detaylı çizmiştir! Bunun karşılığı, aya insanın attığı ilk adım gibi birşey. Adam oturuyor, perspektifi dokunarak buluyor, çiziyor. Tabii alkışlar, bravolar övgü dolu sözler… Şimdi bilimsel kitaplar yeniden yazılıyor. Armağan bilim dünyasını altüst etti. Tüm dünyaya en az üç şey öğretti:

1- Resim, sadece görmenin bir ürünü değildir; dokunmanın da ürünüdür. (Ya da, dokunma görmenin başka bir çeşididir.)
2- Görme özürlü bir insan da çok büyük bir ressam ve sanatçı pekala olabilir.
3- İnsan başarısının sınırları hakikaten de yoktur.
Teşekkürler, Armağan!
Şen umutsuzların umudu, insanlığın yeni ışığı, ve Türkiye'nin gururusun.

 

Ergun Kırlıkovalı
ergun@turkishny.com