Obama’nın Türkiye için tarihi sözü: “Başarı Türkiye ve ABD’nin model ortaklık oluşturmasıyla mümkün olabilir. Baskın bir Hıristiyan ulusla Müslüman ulus bir araya gelecek ve iki kıtayı birleştirecek. Büyük bir Hıristiyan nüfusa sahip olmamıza rağmen biz kendimizi vatandaşların oluşturduğu, ideallerin birbirine bağladığı bir ulus olarak görüyoruz. Laik bir ülke vaadinin ve hukukun üstünlüğüne saygı gösterme vaadinin sürdürülmesinin, Batı ve Doğu olarak birlikte hareket edecek olursak son derece sıra dışı bir etkisi olacaktır.”

Obama’nın ‘model ortaklık’ sözüyle dünya barışının dünya ve bölge ölçeğinde sağlanmasında, iki büyük toplum arasındaki işbirliğinin  önemine vurgu yaptığını söylemek mümkün. Aynı günlerde İstanbul’da yapılan Medeniyetler İttifakı toplantısı da bu bakış açısının bir başka zeminini oluşturuyordu. İsimler, ifadeler farklı olsa da, hepsi aynı yere çıkıyor gibi. Türkiye’ye gelişinin zaten kendisinin, model ortaklık yönündeki adımın atılmasını sağlama ve açıklanması ile başlı başına önem taşıdığını görüyoruz. Önümüzdeki süreçte, Türkiye’ye biçilen model rolün ABD ile işbirliğinde ne anlama geldiğinin içeriği daha net görülebilecek. Fakat yukarıdaki cümle, Obama’nın nasıl bir model ortaklık düşünüldüğünü anlamamıza zemin hazırlıyor. Türkiye, bölgesel sorunlarda ve aracı rolünü üstlenmek için değerli bir konumda görülüyor. Ankara’nın sorunsuz bölge idealinde son yıllardaki çabası da buna katkı yapmış durumda. Türkiye’nin arabuluculuk teklifleri, zaman zaman geri tepmiş görünse de, önümüzdeki süreç “model ortaklık” girişimlerinin neler ortaya çıkarabileceğini gösterebilecek.

Avrupa’dan, Ortadoğu’dan, Amerika’dan görüşler, geçtiğimiz günleri değerlendirmede ortak noktaları ortaya çıkartıyor. Le Figaro’da Laure Marchand’ın haberinde, “ABD Başkanının Avrupa turunda yer alan Türkiye, bir resmi ziyaretle ödüllendirilen tek ülke. Eski NATO müttefikine gösterilen bu özel ilgi, Beyaz Saray'ın iki kıta arasındaki bu ülkeyi yeniden kazanma ve Orta Doğu'daki önemli kartların arasında olmasını sağlama isteğinin bir göstergesidir” demekte.

El Ahram gazetesinden Usame Abdülaziz, “Obama'nın yarın başlayacak Avrupa turunun Türkiye'yi de kapsaması, Obama'nın İslam ülkelerine doğru açılım siyasetini gösteriyor ve Türkiye'nin Orta Doğu'da oynadığı role verdiği önemi yansıtıyor.” Le Figaro gazetesi de arabuluculuk rolünün, Afganistan ve Pakistan arasındaki gelişimine dikkat çekiyor. Nitekim, Afganistan Cumhurbaşkanı Hamid Karzai ve Pakistan Cumhurbaşkanı Asıf Ali Zerdari’nin, iki ülke arasındaki gerginliklere çözüm bulmak için Ankara'da bir araya gelmesi, NATO'nun tek Müslüman ülkesinin bu çabaları, Obama için iyi bir zamanlama ve zemin oluşturdu görülüyor. Kai Strittmatter’in Süddeutsche Zeitung’deki yazısında, “Türkiye'nin, Başbakan Erdoğan döneminde Batı rotasından kaydığı zaten saçma bir tespittir. Doğru olan Türkiye'nin ilk defa NATO ve ABD'den bağımsız bir aktif dış politika izlediğidir. Bu politikanın sonuçlarından birisi de ülkenin ne yapacağının önceden kestirilemeyişidir. Bunun diğer önemli bir sonucu ise, Türkiye'nin doğudaki komşuları, Kafkaslar ve Orta Doğu'daki girişimleri nedeniyle ABD ve Avrupa nezdinde daha önemli ve değerli hale gelmiş olmasıdır.” yorumu dikkat çekiyor.

The New York Times’da Erdoğan, ABD'nin Orta Doğu'ya yönelik politikasında "yeni bir denge" kurulmasının önemini belirtip,"adil ve herkesi kapsayan bir çözüm" isteniyorsa "Amerikan politikası kesinlikle değişmek zorundadır" derken, yaşananlar, bu politikanın değişiminin eşik evresinin geçildiğine işaret etmekte. Amerikan özel istihbarat kuruluşu Stratfor yayımladığı bir raporda, Türkiye'nin 2040 yılında bölgede görkemli güç olacağını şeklindeki öngörü, “kendi kendini gerçekleştiren kehanet” mi olacağını, tahmin edilmeyen sonuçlar mı ortaya çıkaracağını görmek için uzun süre beklemek gerekecek.

Türkiye’nin uluslararası arenadaki konumundaki değişikliği ve özellikle ABD nezdinde farklılaşan yeni durumu, uluslararası ilişkilerde Prof. Hasan Köni’nin 24 Nisan 2001 de Avrupa’da verdiği bir konferanstaki anlatımından aktarmak isterim. Köni, Amerika Türk dernekleri ve iş konseyi toplantısı için ABD'ye gidecektir ve Amerika'da yapılacak konuşmayı hazırlaması istenir. O dönemde Türkiye'nin önünde Kafkasya ve Orta Asya açılmış, Körfez savaşı ile de Orta Doğu kapanmış bir durumdadır. Ermenistan hariç, Kafkasya'daki Türk Cumhuriyetlerini tanımıştı. "Türkiye doğu ile batı arasında bir köprüdür. Eğer siz doğuya yatırım yapmak istiyorsanız, Türkiye'ye geleceksiniz. Hep birlikte orada gerekli yatırımları yapacağız" şeklinde bir yazı hazırlamaktadır. Beklentinin,Türklerin Kafkasları ve Orta Doğu'yu bilmesinden  dolayı Amerikan sermayesinin geleceği şeklinde olduğunu, elde ettiğimiz sermayelerle oradaki enerji hatlarına ve içe büyük yatırımlar yapılacağının düşünüldüğünü, Türkiye bu bölgenin yükselen devletlerinden birisi olacağı şeklinde olduğunu ifade ediyor. ABD Dışişleri'nden aranan Köni’ye "Siz Türkiye'nin bir köprü olduğunu, batının size yatırım yapacağını, konuşmanız için yazıyormuşsunuz" diye sormuşlar. "Evet. Tam bu istediğinizi yazıyorum" dediğinde, cevap olarak "Türkiye dışarıda…Sizin o bölge konusunda ne bilginiz var. Ne de yatırım yapacak paranız var. Köprü falan da değilsiniz" denilmiş. Köni, konuşmayı değiştirdiğini, "Biz köprüyüz ama, ilk önce köprünün Türkiye'de kalan ayağını canlandıralım" dediğini,  Türkiye'de yatırım yapılacak yerleri sıraladığını anlatıyor.. 1995 yılına kadar, Clinton dönemine kadar durum bu şekildeydi. Bugün Obama’nın ağzından Türkiye’nin köprü konumu, gelişinin simge cümlesi oldu, konuşmalarını fokusladığı ana tema bu oldu.

Tarih böyle bir şey işte.. Değişen, koşullar ve görüşler olsa da, Türkiye’nin köprü konumu hep vardı ve var olacak.

Açık uçlu soru ve yanıtlar…

Eşik evresi geçilmiş durumda. Yeni hedefler sürecinde, karşılıklı olarak güçlü ve yaratıcı bağlar geliştirilebilir. Türkiye’ye atfedilen statü, “eşik evresi” sonrası nasıl aşamalardan geçecek? yaşayarak göreceğiz.

Center for American Progress'in (CAP) 3 Nisan 2009 tarihli haber bülteninde, “Türkiye’yi Konuşmak” başlıklı, Uluslararası Hukuk ve Diplomasi Müdürü Spencer B. Boyer - Brian Katulis imzalarıyla yer alan değerlendirmede; Başkan Barack Obama'nın bu hafta Avrupa'ya yaptığı ziyaret, Amerikan dış politikasının yeniden belirlenmesi ve dünya genelinde Amerikan imajı ve gücünün yeniden canlandırılması ihmal edilen ABD-Türkiye ittifakını yeniden oluşturmak için önemli bir şans sunmakta olduğunu anlatıyor. Obama yönetimi özellikle şunları yapmalıdır, şeklinde başlayan maddelerin başlıklarına baktığımızda:

Türkiye'nin Irak'taki yapıcı temaslarını teşvik etmek: Başkan Obama'nın, 2011 yılı sona ermeden önce ABD birlikleri Irak'tan çekilirken, Türkiye'yi bu yapıcı yolda ilerlemeye teşvik etmesi gerekir.

İran'ın nükleer programına ilişkin olarak daha geniş bir uluslararası çaba için Türkiye'nin desteğini sağlamak.

Türkiye'nin kendisini enerji kavşağına dönüştürmesine yardımcı olmak: Birleşik Devletler bu önemli Orta Doğu alanlarında Türkiye ile birlikte çalışırken, her iki ülkenin de Kafkas bölgesinin enerji kavşaklarında ikili iş birliğini geliştirmelerini sağlayabilecek fırsatları yakından izlemeleri gerekir. Obama yönetimi, Hazar ve Aral denizlerinin diğer yakasında bulunan ve Avrupa'ya ihracat yapmak için ABD ve Türkiye'nin desteğini isteyen Orta Asya'nın doğalgaz ve petrol üreten ülkeleri ile temas içinde olmalıdır. AB üyeliğinin desteklenmesi: Obama yönetiminin erken Türkiye ziyaretinin Türkiye'nin AB üyeliğine desteğimizi göstermenin mükemmel bir yolu olmasının yanı sıra, Birleşik Devletler gelecek aylar ve yıllarda da güçlü destek vermeye devam etmelidir. Yönetim, Türkiye'nin AB üyelik sürecinin ilerlemesini sağlamak ve Türkiye'nin AB'ye kültürel ya da dinî olarak uygun olmadığını ima eden söylemleri durdurmak için Almanya ve Fransa gibi Avrupalı müttefiklerimizi ikna etmek için diplomasiden yararlanmalıdır. Bunlara ek olarak, Birleşik Devletler, Türkiye'nin üyeliği için önemli bir engel olan Kıbrıs ihtilafının çözümlenmesine yönelik görüşmelerin devamını sağlamak için Birleşmiş Milletler, Avrupa Birliği ve Kıbrıslı liderlerle birlikte çalışmalıdır.

İkili ilişkilerin artırılması: Obama yönetimi, Türkiye'nin AB'ye üyelik sürecindeki durumundan bağımsız olarak bu ülke ile ikili yatırımların, iş bağlantılarının, kültürel ve eğitimle ilgili ilişkilerin artırılmasına büyük öncelik vermelidir.

Obama yönetimi 2009 yılında ABD-Türk stratejik ortaklığını yeniden canlandırmak ve Orta Doğu, Avrupa, Rusya ve Kafkaslardaki yeni meydan okumalara uygun olarak güncellemek için çok önemli bir fırsata sahiptir. Bu fırsat çok fazla çaba ve Türkiye'nin zaman zaman Amerikan siyaseti ve felsefesini kabul etmeyecek bağımsız bir aktör olarak tanınmasını da gerektirmektedir. Ancak Türkiye'yi Batı ile daha fazla yakınlaştırmak bu çabaya değer ve önümüzdeki yıllarda da önemli faydalar sağlayacaktır.

Son dönemdeki Türk-Amerikan yakınlaşma emarelerini desteklemek: Son bir yıl içerisinde Türk-Ermeni ilişkilerinde bir açılım yaşanmış, her iki ülkenin diplomatları ilişkilerin normalleştirilmesini amaçlayan görüşmeler gerçekleştirmişlerdir. Başkan Obama, Başbakan Erdoğan ve Cumhurbaşkanı Gül ile yapacağı görüşmelerde raporumuzda önerdiğimiz gibi, Türkiye ve Ermenistan arasındaki ilişkilerin normalleştirilmesi çabalarına ABD'nin siyasi ve diplomatik desteğini vurgulamalıdır. Bunun yapılması özellikle bugünlerde, Türkiye ve Ermenistan'ın ilişkilerin düzeltilmesi için bir anlaşma yapılacağı açıklamasının yapılmasının eşiğinde oldukları bu dönemde önemlidir…deniliyor hazırlanan raporda özet olarak.

ve kritik konu: Türk Ermeni açılımı nasıl devam edecek?

Örnek model oluşturulacağı söylenirken, bir yandan da uzun süredir başlamış olan Türk-Ermeni yakınlaşması ve sorunların çözümü süreci, Obama’nın gelişiyle daha da ivme kazandı. Obama’nın Türkiye’ye gelişini ve bunun anlamı üzerine, dünyada sadece bir günde çıkan haber sayısı 164 idi. Bu haberlerin çoğunda ABD’nin Türk-Ermeni ilişkilerinde nasıl bir rol oynayacağı, Obama’nın soykırım demediği ve ara bir yol takip ettiği, iki devleti aralarındaki sorunları çözümlemede cesaretlendirici rol üstlendiği ifade ediliyordu. Azerbaycan’ın gelişmeler karşısında tepkisi gibi konulara yer verilmişti. Türkiye ile Ermenistan arasında başlayan yakınlaşmanın, Azerbaycan ile ilişkileri yaralamayacak şekilde bazı gelişmelerle sürdüğü izlenimi hakim olsa da, Karabağ sorununda sağlanacak gelişmeye bağlı olup olmayacağı önümüzdeki süreçte netleşebilir görünüyor.

Hatırlayacak olursak: 1994'te Karabağ'da ateşkesin imzalanmasıyla beraber harekete geçen Petrosyan, Türkiye karşıtı siyasete son vermenin Ermenistan'ın önünü açacağını düşünerek, politika değişikliğine gitmiş, Ermenistan'da Türkiye karşıtı politikaların merkezi olan ve Ermeni diasporasının desteklediği radikal milliyetçi Taşnak Partisi'ni kapatmıştı. Petrosyan, 1997’de Azerbaycan ile yapılan görüşmelerde Azerbaycan'ın Karabağ'a maksimum otonomi tanıması karşılığında, Karabağ'ın Bakü'nün egemenliğinde kalmasını da kabul etmişti. Aynı zamanda Türkiye ile diplomatik ilişkiler kurulacak, sınırlar da açılacaktı. 15 yıl önce bunlar gerçekleşseydi, bugün bunları konuşuyor olmazdık.  Koçaryan'ın başını çektiği sertlik yanlılarının Türkiye ile ilişkilerin düzelmesine karşı çıkan Ermeni diasporasını harekete geçirmesiyle, Petrosyan istifa ettirilmişti.

1993’te gerçekleşemeyenler, umalım ki Türkiye-Azerbaycan ve Ermenistan’ın (ve Rusya’nın) uyumlu diplomasisi ile sonuçlanır.  Karabağ ve Azerbaycan’daki Ermeni işgalini meselesini çözmek ve Ermenistan ile Azerbaycan arasında adil bir barışa ulaşılması, iki devlet arasında normalleşme sürecinin paralelinde çözümlenmesi gereken konu olarak ortada duruyor.

America and the Future dergisinin eski sayılarından birisinde kapakta şu soru vardı:

“How can the voices of history help us today?” Bunun cevabı, geçmişi doğru bilmek, dersler çıkarmak ve orda takılıp kalmamak, geleceğe dönük durmak.

1993-2008 arası çözümsüzlük süreci tarih oldu ve önümüzde duruyor her iki taraf için yıpratıcı ve mutsuz edici yanlarıyla. Tarihin sesini iyi okuyabilsek, tarih olan her yaşanılan anı, her iki taraf için de kronikleşmiş sorundan kurtulmanın çözümüne doğru kullanabiliriz.

 

 

 

Dr. Göknur Akçadağ
akcadag@turkishny.com