“Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Taner Yıldız ile AB Başmüzakerecisi Bakan Egemen Bağış’ın katıldığı İstanbul Bilgi Üniversitesi Sosyal Bilimler Kulübünün düzenlediği ''Değişen Dünya Düzeninde Türkiye'nin Enerji Politikaları'' başlıklı panel, dinlediğim ve enerji konusunda Bakanlar düzeyinde anlatımı ile bazı konuların öne çıkması açısından ilgi çekici bir toplantı oldu.”
Konu üzerine dikkat çekici bazı noktaları vurgulamakta fayda var. Fakat bu vurguların gelişen sürece göre yeni şekillenmelere açık mahiyet kazanacağı da tahmin edilebilir. Pek çok konuya vurgu yapılırken veya sorular üzerine cevaplar oluşturulurken, eksik kalanlar konular da çoktu. Mesela, Azerbaycan’ın enerji konusunda Türkiye ile olan durumuna değinilemedi.

Dünya nereye gidiyor, Türkiye bunun neresinde?

Enerji konusunda Türkiye’nin yerini anlayabilmenin yolu, Avrupa’nın talep artışını değerlendirmekle mümkün. % 65 tüketim merkezi olan Avrupa’nın’nın talepleri, bu jeopolitik durumu çok iyi kullanmayı gerektiriyor ve Türkiye’ye enerji konusunda yeni açılımlar sunuyor.

Enerji Bakanı Taner Yıldız’ın değerlendirmeleri, enerji konusunun büyüme hızlıyla paralel ele alınması gerekliliğini rakamlarıyla ortaya koydu. 2002’lerden itibaren Türkiye’nin % 6.7 büyüme hızı, enerji arz güvenliğini de beraberinde getirmektedir. Uluslar Arası Enerji Ajansı’nın Paris’teki toplantısında alınan kararlar ve bu ay yapılacak olan Danimarka’daki toplantıda alınacaklar, tüm Dünya’yı etkileyecek ortak kararları ve uygulanma zorunluluğunu daha net biçimde ortaya koyacağı anlaşılıyor. Yeryüzünün 2 dereceden fazla ısınmaması üzerine odaklanılacak konu, bunun olmaması için neler yapılması gerektiği noktasında daha net kararları getireceği öngörülüyor. Bunu sağlayabilmek için devletlerin önünde zor bir ödev var: GSMH’ı iki katına çıkarabilmek.

Ekonominin global, siyasi duruşların ulusal oluşunun sonuçlarından bazı konularda tüm Dünya olumsuz etkileniyor…

Burada bir diğer sorun devreye giriyor; ekonominin global, siyasi duruşların ulusal oluşu. İşte bu yüzden her ülkeyi ortak edecek kararlar almak oldukça zor görünüyor veya süreç işledikçe ne kadar gerçekleşebilecek?

Bir başka sorun; devletlerarası bu konuya, Çin ve Hindistan gibi günümüzün gelişen büyük ekonomilere sahip devletlerinin dahil edilmemiş olmasıdır.

Bu tekliflerin yapılmış olduğunu Bakan Yıldız ifade etti ve Avrupa’nın 6. Büyük ekonomisi olan Türkiye’nin önündeki enerji stratejilerinin, bölgesel ve AB bütünleşmesi sürecinde etkili olacağını, her şeyin 10 yıl öncesinden farklı olduğunu ifade etti. 34 milyar dolar petrol ithalat rakamının Türkiye için ne denli çok olduğuna dikkat çekerek, petrolün yerli kaynaktan sağlanması girişimleriyle bu rakamın düşürülmesinin hedeflendiği ifade etti. Bu konuda verdiği örneklerden birisi, Petrobras ile Orta Karadeniz’de petrol arama gayretiydi.

“Türkiye bölgede her ülke ile iş geliştirebilir ve daha önce sorunlu olduğumuz ülkelerle iş potansiyelimiz genişliyor” diyen Bakan Taner Yıldız, Yunanistan’a 1 milyar m.küp gaz satıldığını, Rusya ile yapılan son anlaşmaların bu gayretin bir sonucu olduğunu da söyledi.

Uluslararası İlişkilerde “birini tercih etmek, diğerinden vazgeçmeyi gerektirmiyor…

“Her anlaşmada her ülkenin bulunması şart değil ama Türkiye farklı konumuyla çoğunun odağında yer almak durumunda olacaktır.”

Uluslararası İlişkilerde “birini tercih etmek, diğerinden vazgeçmeyi gerektirmiyor” derken, belki vurgulanmayan ama akla gelen ilk örnek, Türkiye’nin Ermenistan ile normalleşme sürecinde Azerbaycan ile olan durumu idi. Enerji konusunda tedarikçi durumundaki Azerbaycan’ın Türkiye’nin yeni bölge stratejilerini değerlendirmede, Rusya-Türkiye-Avrupa ekseninde nasıl bir yol izlediği veya izleyeceği anlayabilmek zorlaşıyor. Azeri basınına baktığımızda, Türkiye aracılığıyla, İran ile Batı arasında enerji işbirliği yolunun açılmasının Azerbaycan’nın enerjisinin önemini azaltacağı endişeli değerlendirmeler de yer alıyor. Yeni Müsavat gazetesinde yer alan çeşitli yazılarda, üstü kapalı yakınlaşmanın Azerbaycan’nın dikkatini çekebileceği üzerinde duruluyor. Bunun nedeni olarak, Türkiye’nin İran ile yaptığı enerji anlaşmasının Azerilerin gazının olumlu şartlarla Avrupa pazarına çıkması şansını azaltacağından, bölgenin büyük enerji kaynağı olan Azerbaycan’ın öz kaynaklarını dünya pazarlarına çıkarmak için alternatiflerini daraltacağından bahsediliyor.

“Bizim bölgelerde her müzakerenin yüzde 60'ı psikolojik, yüzde 25'i metodolojik ve sadece yüzde 15'i müzakeredir”

Bu noktada Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun son günlerde bir röportajında yer alan ifadesine bu çerçevede baktığımızda doğrulayan pek çok örnek yaklaşımla karşılaşıyoruz.Türkiye’nin bölgesel konularında Orta Doğu'da, Kafkasya'da veya Körfez bölgesinde yıllarca birçok müzakereye katıldım ve bir sonuca vardım; Bizim bölgelerde her müzakerenin yüzde 60'ı psikolojik, yüzde 25'i metodolojik ve sadece yüzde 15'i müzakeredir” Atina’da yayınlanan Nea gazetesinde Pavlos Tsimas'ın yaptığı röportajda yer alan bu değerlendirme, müzakerelerin bitiminde neden net kararlar çıkmadığını, psikolojik tavırlarla gündemin oluşturulduğunu, uzlaşmacı siyasetten uzak kalındığını anlayabilmek daha kolay olacaktır.

Nükleer enerji, su kaynaklı enerji, rüzgar enerjisinde Türkiye..

Bilgi Üniversitesi’ndeki panelde, 522 milyar dolar metreküp doğalgaz kullanan Avrupa’nın ihtiyacı 750 milyar’a ihtiyacı olduğundan, ithalat ihtiyacının zorunlu vurgulanırken, Türkiye’nin de doğudan batıya aktaran ülke olmasıyla, Nabucco üyesi ülkelerden birisi olarak diğerleriyle aynı yerde olunması kaçınılmazlığı da ifade edildi. AB enerji arz güvenliğinin parçası olarak Türkiye’nin, “imtiyazlı ortaklık mı, tam üyelik mi?” tartışmasına girmesine hiçbir gereklilik olmadığı gibi, bu durumun AB içinde bulunmasını netleştiren bir karşılık olarak görülmesinin gerekliliği de Enerji Bakanı Taner tarafından vurgulandı.

Panelde sadece petrol ve doğalgaz üzerinde durulmadı. Türkiye’de ilk kez 1000 megawat gücünde rüzgar enerjisinin sağlandığını, olması gerekenin ise 44 bin mw olduğunu da ifade edildi.

Enerji Bakanı’nın farklı enerji yatırımlarından söz etmesiyle, geçtiğimiz günlerde Akşam gazetesinde yapılan bir röportajda işadamı Sadettin Saran’ın, Türkiye’de yeni enerji yatırımı konusundaki girişimleri ve İspanyollarla 1 milyar dolarlık yatırım anlaşması gibi örnekler yakın gelecekte artabilir görünüyor. Saran, hidroelektrik, rüzgar ve güneş enerjisi santralları kurmak üzere anlaştıklarını, hidroelektrik santrallerinin özellikle Doğu’da olması, Tunceli, Erzurum ve Mersin’de yapılacak olması ile istihdam alanı yaratmayı da hedeflediklerini bu röportajda anlatıyordu.

Nükleer santraller konusunda, kaybedilen yılların telafi edileceği ve 2010’da karara bağlanacak projeler olduğu, Türkiye’nin enerji gereksiniminin % 5’ni nükleerden karşılamasının gerektiği üzerinde duruldu. Dünyada 400 mevcut, 70 kadar yapımı süren nükleer santrallere yenileri katılırken Türkiye’de olası nükleer ihalelerde kamu payının % 25 olması gerektiği de Bakan Taner Yıldız tarafından ifade edildi.

Türkiye’nin 142 milyar kw saat su kaynağı olması bölgesel gücünde önemli bir alan teşkil ediyor. Turkishny.com’da yer alan bir önceki makalemde Türkiye-Irak arasında su sorunu ve çözümü sürecinden bahsederken vurgulanan, Bakan Taner’in bu rakamlarla ifade ettiği su kaynak portföyünün ne denli önemli olduğuydu. Bu miktarın 15 km kareden fazla olanları baraj için kullanılmaktaymış. Yeni su kaynakları projeleri ile harekete geçirilmemiş kaynak bulunmayacağını söyleyerek, diğer enerji kaynaklarına göre daha fazla enerjiye dönüşmüş alanımızın su-enerji konusu olduğunu anlıyoruz.

Dünyanın gereksinimi olan yeni bir enerji türevi için 26 trilyon Dolar gerekiyor..

Ülkelerin ortak paydasına enerjiyi koyduğumuzda, her şeyi farklı değerlendirmek gerekmektedir. Bu yüzden uluslar arası siyasi duruşları, tepkileri, tecritleri, gündemi her gün meşgul eden olgular olarak gözlemleyebiliyoruz. ABD’nin İran ve Libya’ya bu konu üzerindeki yaklaşımları gündemin uzunca süredir sıcak konularını teşkil ediyor. Türkiye’nin İran konusunda enerji işbirliği girişimi ve Güney Pars sahasındaki gaz arayışının doğal karşılanması gerektiğini ifade eden Bakan, kaynakları çeşitlendirmede doğru stratejinin bu olduğunu vurguluyor. Yeni enerji kaynaklarına yönelimde belirleyici korelasyon bir önceki enerji fiyatının yükselmesi olmadan yeniye yönelimin gerçekleşemeyeceğidir. Kömüre geçmek için odunun pahalanması kaçınılmaz olmuştu, petrolün pahalı olması ile bir sonraki enerji türlerine yönelimlerin oluşunu şu anda yaşamaktayız.

Önceki gün, Irak'ta yapılacak petrol arama ihalelerine Türkiye Petrolleri Anonim Ortaklığı'nın (TPAO) Amerikan şirketleriyle birlikte girmesi konusu, Enerji Bakanı Taner Yıldız ve ABD'nin Avrasya Enerji Özel temsilcisi Richard Morningstar’ın görüşmesinde ele alınmıştı. Bakan Bilgi Üniversitesi’ndeki konuşmasında bu görüşmelerin gelişeceğine vurgu yaptı. Nitekim Bakan Taner, 2 gün önceki basın açıklamalarında, TPAO'nun Irak'taki ihalelerin 4'üne tek başına, 6'sına ise konsorsiyum olarak gireceğini, ABD ile ikili çalışma grubunun toplanacağını ifade etmiş,
Başbakan Tayyip Erdoğan'ın haftaya Washington'da Başkan Barack Obama ile görüşmesinin önemli sonuçlar doğurması gerektiğini değerlendirdiklerini, Türkiye'de ve üçüncü ülkelerde petrol arama konusunda neler yapılabileceğinin de ele alındığını ifade etmişti. Sonuçta, Ortadoğu’da olağanüstü bir gelişme olmadığı sürece, kaynakların çeşitliliği, güzergah çeşitliliğini de sağladığından Türkiye’nin bu çerçevede nasıl bir yerde olması gerekiyorsa orada olacağını söylemek mümkün. Tarihi süreçte Ortadoğu petrolleri 19.yüzyıl ve sonrasında nasıl stratejileri belirleyici olmuşsa, ona alternatif olarak doğalgaz tedariki ve kullanımı da bu tarihi sürecin önemli müzakerelerini, anlaşmalarını, uluslar arası ilişkilerde yoğun diplomasiyi gerektiriyor.

''Değişen Dünya Düzeninde Türkiye'nin Enerji Politikaları''nda AB süreci ve Türkiye..

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış’ın, Avrupa’nın 45 yıl direndikten sonra müzakere tarihi vermesini hatırlatarak, Türkiye'ye üyeliği de aynı şekilde getirip vereceklerini ifade etmesi konuşmasının çarpıcı başlıklarındandı. Avrupa'nın karşı karşıya kaldığı sorunlar düşünüldüğünde, AB tarafından Türkiye'nin bir çözüm merkezi olduğunun farkında olunduğunu ifade etti. Türkiye’nin enerji konusunda bölgesel rolünün ve önümüzdeki sürecin AB’e giriş konusunda süreci hızlandırmaya nasıl etkisi olacağı ve Avrupa’dan bunun nasıl görüldüğü şeklindeki sorduğum soruya; Almanya ve Fransa’nın başını çektiği ülkeler ve genel olarak Türkiye’nin AB’ye girişine soğuk bakan kişi ve yapıların, bu duruma rağmen Türkiye’nin enerji –yatırım ihaleleri ile ilgilendiklerini, yeni mühendislik uygulamalarından bahsederek bunlarla Türkiye’nin ilgilenmesi için çaba gösterildiğini söyleyerek, slogan tavır ve sözlere çok da mana yüklememek gerektiğini, işin aslının çıkarlar söz konusu olduğunda farklı olduğunu ifade etti. Bakan Bağış, Avrupa'nın bugün ihtiyaç duyduğu enerji kaynaklarının yüzde 70'inin Türkiye'nin olduğu bölgede bulunduğunu aktardı. ''Belki bizim de Karamanlis gibi Brüksel'de gezmemiz lazımdı ama onun yerine bizimkiler darbe yaptılar” sözüyle, geçen sürede AB’e girme konusunda Türkiye’nin kaybettiği yıllara vurgu yaptı.
Bağış, Talat ve Hristofyas'ın çabalarını çok önemsediğini, Ada’da bir an evvel kapsamlı bir çözüme ulaşılmasının Türkiye için önemini değerlendirdi.

“ Davutoğlu’nun 2023 yılını ifade etmesi yanlış anlaşıldı, ne Davutoğlu, ne ben ne Başbakan’ın AB üyeliği için 2023 tarihini bekleme düşüncemiz yok..

Toplantıda, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu’nun AB üyeliği konusunda basında sıkça yer bulan 2023 tarihi ile ilgili yorumunu ve Avrupa Birliği uyum yasalarının uygulanmasının Türkler üzerindeki etkisini sorduğumda;

Bakan Egemen Bağış, Davutoğlu'nun bu sözünün çarpıtıldığını belirterek, ne Davutoğlu'nun ne kendisinin ne Başbakan'ın ne de Cumhurbaşkanı'nın, Türkiye'nin üyeliği için 2023'ü bekleme düşüncesi olmadığını dile getirdi. 2023'te üye olmuş durumdaki Türkiye’yi bundan anlamak gerektiğini söyledi. Ne zaman üye olacağız sorusunun karşılığı; biz kanunlarımızı değiştirip, standartlarımızı AB standartlarına yükseltirsek, bugünkü anayasa gibi askeri bir darbe sonrası yazılmış bir anayasayla değil, gerçek demokratik standartları benimsemiş, farklı düşüncelere sahip olan bütün vatandaşlarımızın haklarını ve hukukunu eşit seviyede koruyan bir anayasaya kavuşabilirsek, Türkiye'nin AB yolunun çok kısa bir sürede açılacağını, AB uyum yasalarını da bu çerçevede değerlendirmek gerektiğini ifade etti.

''AB Konseyi Başkanlığına Türkiye karşıtlığıyla bilinen bir kişinin getirilmesinin Türkiye'nin üyeliğini olumsuz etkilemeyeceğini, muhalefette bulunduğu bir dönemde Türkiye'nin üyeliğiyle ilgili olumsuz söylemlerde bulunmuş olsa bile seçildikten sonra AB Konseyi Başkanı olarak, Konseyin kararları doğrultusunda uyumlu davranacağını düşündüğünü -Taç giyen başa akıllanır- sözüyle de ifade ederek, sorumlu noktalara gelen kişilerin kişisel görüşleriyle hareket edemeyeceklerine dikkat çekti.

Devlet Bakanı ve Başmüzakereci Egemen Bağış bir gün önce Yunanistan'ın özel Sky TV’de "Yunan-Türk ilişkileri: Karar zamanı" adlı özel bir program çerçevesinde Aleksis Papahelas'a yaptığı açıklamada, Türk-Yunan ilişkilerinde "fırsat penceresi"nin açık olduğunu belirtmiş, Brüksel'de Türkiye'nin Avrupa geleceğinin değerlendirileceğini, Yunan vetosuna dair bir endişesi bulunmadığını da söylemişti. AB’e girme sürecinde Türkiye için, Arab News gazetesinde Jonathan Power’ın yazısı, son zamanlarda konu üzerine en cesaretli tespitleri içeriyor: Avrupa Birliği'nin Türkiye'yi de içine alacak şekilde genişlemesinin, hiç bu kadar zor bir iş olacağı düşünülmemişti diyen yazar, Berlin Duvarı yıkıldığı zaman Batı Avrupa'daki kanaat önderleri, Avrupa'yı yekpare yapma konusundaki tarihi misyona katılabilecek olanlara bütünüyle kucak açmaya çok istekliydiler. Ama öyle olmadı demeye getiriyor. Eski Fransa Cumhurbaşkanı ve birleşik bir Avrupa'nın anayasasının yazıldığı konferansın başkanı Valery Giscard d'Estaing’in, Le Monde'daki makalesinde ifade ettiği gibi "Şayet Müslüman Türkiye'nin katılmasına izin verilirse bu, Avrupa Birliği'nin sonu olur.” İfadesini örnekleyerek:

“Biz aynı değerleri paylaşması halinde, bir komşuyu içimize alamayacak kadar içine kapanık Hristiyanlar olan Avrupalılar mıyız?” sorusu şu çarpıcı cümleyle sonlanıyor:

Kısa bir süre önce Türkiye'nin amansız düşmanı olan Ortodoks Yunanistan Türkiye'nin üyeliğinin ilk destekçisi olabiliyorsa, bunun Katolik ve Protestan Avrupa için çok zor olmaması gerekir.

Dr. Göknur Akçadağ
akcadag@turkishny.com