Son zamanlarda enerji üzerine yoğunlaşılmış durumdayken, gündemde enerji kadar vurgulanmasa da Ortadoğu’yu ilgilendiren diğer bir konu vardı “su” ve “ülkelerarası su kullanımı” sorunu.

The Economist’de Where Dams Can Cause Wars', başlığıyla 1987’de yayınlanan yazı ve örneklerinden bugüne çok şey yazıldı çizildi konu üzerine. Bugün de 22 yıl sonra benzer başlıkları görebiliyoruz suyun stratejik-hayati değeri arttıkça. (Daoudy, Marwa, “Asymmetric Power: Negotiating Water in the Euphrates and Tigris” International Negotiation, Volume 14, Number 2, 2009 , pp. 361-391(31)

Son 150 yıldır petrolü üzerinden siyaset yürütülen bu topraklar, geçmişte üretimi ve suları ile önemliydi. Ortadoğulular becerilerini sulama alanında, büyük nehirlerin sularını koruyup dağıtmak için inşa ettikleri kanal sistemleriyle de göstermişlerdi.

Günümüzde çok şey değişmiş durumda. Temiz su özellikle kurak ve suyun az olduğu bölgelerde çok kıymetli. Sadece Ortadoğu’da değil dünyanın başka bölgelerinde de suların paylaşımı ve kullanılabilirliği konusunda sorunlar yaşanıyor ve bunları çözmek için toplantılar düzenlenip, çözümler üretilmeye çalışılıyor. Dünyada artan su tüketimi, dünya tatlı su kaynakları üzerindeki  baskıyı da artırmaktadır.

1996 yılında Marsilya’da kurulmuş olan Dünya Su Konseyi,  65 ülkeden 340 üyesi ile etkin rol oynuyor.  Konseyde Türkiye, 41 üyeyle, Japonya ve Fransa’dan sonra en çok üyesi bulunan üçüncü ülke durumunda. Ayrıca UN ve üye ülkeler düzenlenen konferanslarla, suyun kullanımı ve yönetimi konusunda çözüm arayışları içerisindeler. World Bankası’nın su konusunda baş danışmanı David Grey’in Akademik su toplantısında, dünyadaki su azalışı konusundaki ikazı: “More than 95 per cent of the world’s population live in countries where at least one water course is shared with other countries” tespiti dikkat çekiyor. (http://www.powerandwaterme.com//images/pdf/WorldBankwarnsofwatershortage11Oct 09)

The inaugural International Water Conference 2008, New York Institute of Technology's Center of Water Resources Management’in UN ve the World Bank ile birlikte organize ettiği konferans programı da bu konular üzerineydi. Bir yıl sonra 16-22 Mart 2009 tarihleri arasında İstanbul’da yapılan 5. Dünya Su Forumu’nda,  Türkiye-Suriye-Irak arasındaki su konusu ele alındı.

Bu bölgelerde suyun neden bir stratejik kaynak olduğunu anlamak zor değil..

Su konusunda, geçmişten gelen anlaşmaların hangi nehirleri, suları nerde bıraktığı, özellikle Ortadoğu coğrafyasında sık sık gündeme taşınıyor. Bilindiği gibi İsrail-Filistin arasında su paylaşımı konusunda uzuın zamanın sorunları halen devam etmekte. Diğer yandan Fırat ve Dicle’nin su paylaşımı konusu, Turkiye-Irak-Suriye arasında çözümlenmeye çalışılıyor. (Drought and Israeli Policy Threaten West Bank …http://www.globalresearch.ca/index.php?context=va&aid=9597)

Yılların su sorununun bugüne gelişini değil, son gelişmeleri değerlendirmek, çözüm sürecinde mesafe alındığını görebilmek için önemli olacaktır.

Temmuz ortalarında NYtimes’da Irak’taki kuraklık ve susuzluk hakkında yazılan bir makalede, yöre insanlarıyla konuşmalar yansıtılmış. Fırat nehrinin çekilmesi ve nehirden açılmış su kanallarının, bataklıkların kuruması ile nehir boyunca yöre insanının işsiz kaldığı, daha önce balıkçılık yapanların iş bulmak için şehre gittiklerine değiniliyor.

Bir balıkçının ifade ettiği gibi :“ I’m depending on God’s blessings”e mi bağlı bu olanlar?

Son iki yıldır yağışların normalin altında olması, ekili alanların alışılmış orandan %95 oranda daha az yağmur alınmış olması başlıca neden olarak karşımıza çıkıyor. Irak’ıngeleneksel ürünü olan ve dünyanın en büyük oranda ihracı yapılan hurmanın üretimini temelden sarsmış durumda olmasının nedeni olan kuraklıklar son yıllarda Irak’ta sıkça görülmekte. Buna rağmen, asıl nedenin Türkiye ve Suriye’nin su politikasından ve yaptıkları barajlardan kaynaklandığını söyleyenler olduğu gibi, asıl nedenin farklı olduğunu anlatan uzmanlar da var.

Türkiye, son zamanlarda iki kat su akışı sağlayarak, kurak topraklara su imkanı sağladıysa da, bu artış temelde sorunu çözmüyor.

Uzmanlar, Irak’ın kendi su politikasında ciddi değişiklikler yapmaması durumunda durumun kötüye gideceğini, israf ve boş yere sulama yöntemleri, suyun buharlaşması ile tuz yığıntısı kalan küçük drenaj havuzlarının zararı ile bu durumun giderek ağırlaştığına dikkat çekiyorlar. Fırat, 1730 mil katederek ulaştığı Güneybatı Irak’ta Dicle’nin az tuzlu suyuna karışarak birlikte Körfez’e dökülüyorlar. Yöre sakinlerinden birisinin ifade ettiği “kıtlık herkesi düşman yaptı, herkes birbirini suçlıyor” ifadesi dikkate değer. Çok sayıda Amerikan Türk ve hatta Iraklı yetkilinin söylediği, bütün bunların “Irak’ın kendi su yönetim politikası”ndan kaynaklandığı yönünde. Yöre insanlarından birisi, eskiden suyun her yerde kullanıldığını, fakat Saddam Hüseyin’in Şii isyanına misilleme olarak 1991’de Irak’ın güneyindeki büyük bataklıkları kurutmasıyla sorunun başladığını ifade ediyor.(Campbell Robertson,“Iraq Suffers as the Euphrates River Dwindles”, http://www.nytimes.com/2009/07/14/world/middleeast/14euphrates.html)

Saddam’ın bölgedeki tahribatı ve bugünkü sonuçları “Drought threatens `Garden of Eden' marshes in Iraq” adlı makalede de ifade edilmektedir. Hatta bölgenin yeniden düzeltilmesi için 2004’te UN’nin 11 milyon dolarlık proje yardımının yapıldığını, Nisan 2009’da UN  Food and Agriculture Organization ve Irak hükümeti, programın tamamlanması için 47 milyon dolar gerektiğini de duyurmuşlardı. Fakat programın Iraklı directorü Dr. Fadel el-Zubi’nin ikazı dikkat çekici: “..unless the drought breaks and neighboring Syria and Iran share more water with Iraq, the massive project will falter.” (Hadi Mizban , http://www.sahra.arizona.edu/cgibin/newsclips/newsclip_view.pl?mode=newsclip_view&ID=20588)

Her ne kadar Türkiye, yükümlü olduğu su miktarını akıtsa da, Irak’ın bozulan düzeni ve suyu koruma ve kullanma yöntemlerindeki kendi yanlışlar, önlemler alınmayışı, komşu devletlerin fazla su vermesi baskısı ile giderilmeye çalışılıyor. The Guardian’da yer alan bir yazı, Türkiye’nin gereksiz barajlarla tarihi tahrip ederek barajlar yaptığını Ilısu barajını örnek gösterek katı suçlamalarda bulunuyor. (Water shortage threatens two million people in southern Iraq, http://www.guardian.co.uk/world/2009/aug/2).

Basında yer alan makaleler, Güney Irak’ta su azlığından dem vurup, 2 milyon kadar insanın susuz ve elektriksiz kalmakla karşı karşıya olduğunu yazıyor. (Martin Chulov in Nasiriyah, “Two million people face life without water” , Iraq guardian.co.uk, Wednesday 26 August 2009) Duruma çare arayan Iraklı görevliler, bu durumun insanoğlu ve doğa yüzünden ortaya çıktığını vurguluyorlar. Ana neden olarak yağışların mevsimin altında kalması ile üretimin de önceki yıllara göre yarı yarıya azalmasının doğal bir sonuç olarak ortaya çıkmış. Türkiye, Suriye ve İran’ın suyu zaptetmekte, yeni barajlar inşa etmekle suçlanma eğilimi görülse de (http://current.com/items/90393877_turkey-pushes-ahead-with-ilisu-dam-project-despite-objections.htm) Orta Doğu'daki su sorununu, sadece komşuların yeterli su vermeyişi ile açıklamak veya yapılan barajlarla suyun azaldığını söyleyerek izah etmek mümkün görünmüyor.

Bölgede hızlı nüfus artışı ve göçler, sulama alanında uygulanan geri teknikler yüzünden suyun kalitesinde meydana gelen düşüş ana problemler olarak Irak’ın kendi görevlileri tarafından da ifade ediliyor.  Bu sorunlar, paylaşılan su miktarının azalması ve suyu kullanan insan sayısının artması gibi bir sonuç ortaya çıkartıyor. Ortadoğu’nun bu sorunlu bölgesinde yaşanan istikrarsız süreç, su paylaşımı, nüfus artışı ve hareketliliği gibi sorunlara çözüm bulmayı da zorlaştırmaktadır.

Karşılıklı çözüm arayışları..

Iraklı Su Kaynakları Bakanı Latif Raşit; “Irak’taki kuraklık hem çevreyi, hem içme suyunu, hem tarımı hem de yaşamı etkiledi. Bu toplantıda Fırat’tan salıverilen suyun artırılması sözünü aldık. Bu, kritik dönemi atlatmamıza yardım edecek. Ama ilerleyen yıllarda umarım Suriye ve Türkiye’deki muhataplarımızla kalıcı bir anlaşmaya imza atabiliriz.” sözleriyle konunun olumlu gelişme seyrine işaret etmişti..(Dorian Jones , Türkiye ve Irak Arasında Su Sorunu Yok', VOA News, İstanbul, 19/09/2009) Ayrıca, Çevre ve Orman Bakanı Veysel Eroğlu da, “Biz zor şartlara rağmen Irak'taki halklara yardımcı olmak amacıyla 20 Ekim 2009'a kadar 500 m3/sn yerine 550 m3 su vereceğiz” şeklinde açıklamada bulunmuş, Irak Dışişleri Bakanı Hoşyar Zebari, su sorunu çözmek için Türkiye'nin yeterli miktarda suyu bırakmasına minnettar olunduğunu ifade etmişti. (http://www.ntv.com.tr/id/25001834/18 Eylül. 2009 Cuma) Bakan Eroğlu, konuşmasında, her üç ülkenin de küresel ısınmanın potansiyel etkileri bakımından risk grubunda yer aldığını, Fırat ve Dicle havzaları için son üç yılın son derece kurak geçtiğini, Irak ile Suriye'yi rahatlatmak ve susuz bırakmamak için enerjiden bile feragat edildiğini ifade etti. Irak Su ve Doğal Kaynaklar Bakanı Abdüllatif J. Rasheed ise, su kaynaklarının yönetimi konusundaki işbirliğinin daha üst seviyelere taşınmasını arzuladıklarını anlattı. Fırat ve Dicle nehirlerinden ülkesine gelen su miktarının giderek azaldığını iddia etti,  ülkesinin güney bölgelerinde kuraklık nedeniyle kitlesel göçler yaşandığını söyledi.

Suriye Sulama Bakanı Al Bounni, Irak'ın “daha fazla su ihtiyacını” anlayışla karşıladıklarını belirtip, 'Suriye ve Irak'ın, özellikle de Iraklı kardeşlerimizin suya ihtiyacı çok büyük. Bu ihtiyacı insani ve suyla yardım yönünden karşılamamız gerekiyor derken, Bakan Bounni Irak'a olabilecek en üst seviyede su gönderildiğini söyleyerek durumun çözümsüzlüğünü bir anlamda ortaya koymuş oluyordu. (http://www.cevreorman.gov.tr/Haber.asp?hID=2079, 03.09.2009)

Bir ay sonrasında, Türkiye-Irak Yüksek Düzeyli Stratejik İşbirliği Konseyi 1.Bakanlar Toplantısı'nda Türkiye ve Irak arasında enerji, su ve ticaret alanında anlaşmalar yapıldı. Türkiye’nin Irak’a daha fazla su verme konusundaki kararlılığının toplantıların en önemli sonucu oldu. Dışişleri Bakanı Davutoğlu, bu konunun çözüldüğünü, su sorunu baş gösterdiğinde Irak’a bu konuda yardım edebilmek için özel düzenlemeler yapıldığını bu konuda iki ülke arasında bir sorun bulunmadığını söyledi.

Durum böyleyken, farklı sesler de çıkmadı değil: milletvekili Basım Şerif tarafından, Irak ile Türkiye'nin, kısa bir süre önce imzaladığı stratejik anlaşmaların Irak Parlamentosunca onaylanmasının su şartına bağlı olduğu, suyun adaletli bir orana ulaşmasına bağlı olacağı öne sürüldü. (Ankara Haber Ajansı,19.10.2009,http://www.haberler.com/irak-milletvekili-su-sorunu-cozulmeden-irak-haberi/)

Ekim sonlarında, “Iraq, Iran agree to establish technical committee to solve water issue” başlıklı bir başka makalede; son iki yıldır Irak’ta yaşanan susuzluk, kuraklık üzerine çalışmak üzere bir komite kurulduğu yazıyor. Su Kaynakları Bakanı Jamal Rashied’ın açıklamalarına göre, Tahran’da düzenlenen yüksek profilli bir toplantıda ırak ve İran heyetinin su üzerine görüşmelerin komşu ülkeler ve Irak ile su paylaşımı açısından önemli ve tatminkar olduğu anlaşılıyor.

50 İranlı yatırımcı ile barajlar kurulması, toprakların ıslahı, çeşitli tarımsal sulama projeleri üzerinde görüşmeler yapılmış olması, (http://www.zawya.com/Story.cfm/sidZAWYA20091022060611, 21October 2009;http://en.aswataliraq.info/?p=120931 October 25, 2009 - 02:09:3, by Aswat al-Iraq news ) Irak’ın su sorununun asıl nedeni olan sorunları gidermede bölgesel barış ve kalkınmaya katkıda bulunacaktır.Çözüm için ilgili ülkelerin akılcı talepler öne sürmesi ve çok şeyi değiştirecektir.

GAP projesinin bitmesi ile Türkiye’nin Ortadoğu’da güçlenme pozisyonu ve suyun stratejik öneminin giderek artması açısından konunun pek çok yazıda dile getirilmesi tesadüf değil. Konuya ilgi, sadece insani yaklaşımlarla izah edilemez. GAP gibi, dünyanın en büyük 9 projesinden birisi olarak kabul edilen çok yönlü entegre bir kalkınma projesinin durdurulması, aksatılması pek çok nedenle mümkün değildir. Bu proje, Dünya Bankası tarafından kredilendirilmediği için Türkiye’nin kendi öz kaynakları ile yapılmış ve Türkiye’de yıllarca yüksek enflasyona neden olmuş bir devasa yatırımdır. Aslında Türkiye’nin bölgesel güç oluşuna katkıda bulunacak faktörlerden birisi, GAP projesinin bölge açısından sonuçlarıdır. Başka ülkelerin nüfus artışı su ihtiyacını nasıl artırıyorsa, Türkiye’deki nüfus artışı da su ihtiyacını yeni projeksiyonlara göre ayarlamasını zorunlu kılmaktadır.“The Southeast Anatolia Project: Water As a Means of  Power in the Hands Of Turkey ? sorusu ile GAP’ın Türkiye’nin elinde bir güç olup-olmadığı konusunu politik ve etnik çerçevede farklı noktalara da taşıyarak, Ortadoğu’da su darlığının ana sebebiymiş gibi sunulmaktan vazgeçilmesi, bu projenin sadece Türkiye için değil, Ortadoğu’nun verimliliğini artırma yönünde büyük etkilerinin görülmesi komşu ülkeleri de etkileyecektir.

Bölgeyi iyi gözlemleyen Hüsnü Mahalli’nin önümüzdeki sürece ilişkin bir değerlendirmesini de gözden uzak tutmamak gerekiyor. Seçime hazırlanan Irak’ın Şiiler, Sünniler, Kürtler, Türkmenleri kendi içlerinde ve aralarında çok ciddi sorunlar, anlaşmazlıklar yaşıyorlarken, seçim sonrasında var olan sorun ve anlaşmazlıkların devam etmesi durumunda, Türkiye’nin de burada yaşanacak gelişmelerin tümünden olumlu ya da olumsuz olarak etkilenebileceği düşünülebilir. Türkiye, İran ve Suriye, Irak ile ilgili gelişmelere göre yeni politikalar üreterek uygulamaya koyabilecekler. (Hüsnü Mahalli, “Sakin Irak!”, Akşam,(3 Kasım 2009) Su sorunu konusundaki gelişmeler, seçim öncesi belli bir noktaya gelmiş görünse de, Irak seçimleri sonrası netlik kazanacağı anlaşılıyor.

Türkiye'nin etkinliğini güçle değil diplomasiyle artırdığını yazan New York Times’ın vurguladığı gibi;

Türkiye Irak ile yaşanan su sorununu çözmede, Irak’ın içinde bulunduğu zorlukları değerlendirip, Türkiye’nin de sahip olduğu hak ve yatırımları göz önünde bulundurarak ele alma çabasındadır.

 

Dr. Göknur Akçadağ
akcadag@turkishny.com