altYüzyıllık sorunlardan yorgun milletlere barış nasıl gelir?

Wall Street Journal'ın yayın yönetmeni Robert Thomson, New York'ta bulunan Türk Kültür Merkezi'nin düzenlediği aylık sohbet programında okurların uzun röportaj ve analizleri okumaya vakti olmadığını söylemiş. Gerçekten de biz analiz yazıları yazanlar, bir konuyu ele alırken uzun uzun hikaye etme yolu seçebiliyoruz. Bunda konunun ne olduğu belirleyici olsa da, Thomson’un vurguladığı şeyi doğru kabul ederek, daha kısa yazılar yazmak gerekiyor. Fakat Türkiye’nin çetrefilli konuları kısa ve öz nasıl ele alınabilir?, Robert Thomson bunu bilmiyor olmalı. Aynı haftalar içinde Türkiye –Ermenistan protokolü, Kürt açılımı, Türkiye’nin bölgesel rolü, sel felaketi ve tartışmalarını, aynı paralellikte yaşayan bir ülkeyiz.

New York- Kişinev-Bursa..

Bütün bölgesel konularda varlık gösteren Türkiye’nin, konularının başında gelen Ermenistan ile normalleşmede protokol sonrası gelişmeleri maça kadar geçecek süre belirleyecek görünüyor. Rusya.ru haber’in verdiği bilgiye göre, taraflar 10 Ekim’de Moldova'nın başkenti Kişinev’de Bağımsız Devletler Topluluğu zirvesinde tekrar bir araya gelecekler. Bu görüşmeden daha önce Azerbaycan ve Ermenistan Dışişleri Bakanları, AGİT Minsk Grubu eşbaşkanları Yuri Merzliakov, Robert Bradtke ve Bernard Fassie, BM’nin New York'taki genel kurul toplantısı vesilesiyle buluşacaklar. Ermenistan ile Türkiye ilişkilerinin normale dönmesi için başlatılan diplomatik girişimlerin ardından ABD'nin de ağırlıklı olarak devreye girdiğini anımsatan diplomatik kaynaklar, Ermenistan işgali altındaki Yukarı Karabağ bölgesinin Azerbaycan'a geri verilmesi başta olmak üzere, iki ülke arasındaki anlaşmazlıklara çözüm bulunması umudunun artığını belirtiyor ve Yuri Merzliakov, protokolün 13 Ekim’de imzalanabileceğini ifade ediyor.

Benzer tutumlarıyla muhalefet anlayışlarıyla Türkler-Ermeniler..

Ermeniler ile Türklerin, yüzlerce yıllık beraberliğinin birçok konuda olduğu gibi politika yapmak konusunda da benzerlikler yarattığını düşünmek mümkün. Anadolu, Kafkasya ve Ortadoğu toplumlarının eksik demokrasi anlayışları ve geçmişten beslenen yaklaşımlarıyla, siyasette ve muhalefet etmede ortak özellikler taşıdığını bir kez daha görüyoruz. Hem Türkiye’de hem de Ermenistan’da içi boş bir muhalefet anlayışı ilgi toplayabiliyor. Üç ülkenin muhaliflerine, buna ek olarak Ermeni diasporasına çözün bu konuyu denilse, zaten hali hazırda her birinin tamamen kendi kırmızı çizgileri olduğu için, “hükmen çözümsüzlüğe mahkum kaotik durum” sürüp gidecektir. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan: “İki ülke halkını karşı karşıya getirmek kimseye birşey kazandırmaz. Bu adımlar her iki ülkenin parlamentosunda kabul edildikten sonra uygulamaya geçecek. Ama buna bile sabır gösteremediler.” diyerek, Türkiye’de muhalefetin tutumunu eleştirdi.

Muhalefet cephesinin iki ülkedeki davranış refleksleri ve konuları çözümsüzlüğe mahkum etme çabaları. İktidarın söylediği her şeye karşı çıkmak için dünya ve ülke gerçeklerinden uzaklaşmak da diyebiliriz buna. Türk muhalefeti, Ermenistan-Türkiye sınırını değiştirmek mümkün olabilecek bir şeymiş gibi bir hava içinde, Ermeni muhalefeti de, Türklerle anlaşma ile Ermeni davasına ihanet edildiği düşüncesiyle, binlerce yıl bu katı tutumu sürdürebilecekleri havasındalar. Oysa unuttukları önemli bir şey var: Tarihin yükü altında yüzyıllarca süre düşman toplumlar, ülkeler, nesilden nesile aynı kalmazlar. Değişen dönüşen toplumlar, barışa, refaha, iyi yaşam standartına sahip, devletlerarası ve toplumlararası ilişkilerde daha sorunsuz bir dünya hayal ediyorlar. Uzun vadeli taviz vermez tutumlarla siyaset, toplumların istediği bir şey değil artık. Buna rağmen her iki ülkede de muhalefet, güçlü bir biçimde mutabakata karşı çıkıyor. Sorun bu kadar köklü köcekli olunca, çözüm için atılan adımlar da o denli dirençle karşılaşıyor ve şüpheci yaklaşılıyor.

Ermenistan'daki şahin milliyetçilerden muhalefet partisi Taşnak partisi Genel Sekreteri Giro Manoyan, Sarkisyan’ın, Türkiye’nin tüm ön koşullarına boyun eğildiğini öne sürerken protokoller imzalanıp onaylansa da, Ermenistan açısından sınır ihtilafı iddiasının sona ermeyeceğini belirtti. Ermeniler, Karabağ’dan vazgeçmek zorunda kalacakları korkusuyla Sarkisyan yönetimine tepki gösteriyorken,
Türkiye’deki milliyetçi muhalefetin “Başbakan şart koşmuştu ama protokollerde Karabağ koşulu yok” diye tepki gösteriyor.  Ermeni diasporasının ise Karabağ konusunun satır aralarında bir ön koşul olarak yer aldığını iddia ederken, Azerbaycan, “Karabağ neden önkoşul değil” tepkisiyle Türkiye’deki milliyetçi unsurları etkilemeye çalışıyor. Ermenistan’da referandum talep edildi fakat buna gerek olmadığı açıklandı. İktidardaki Cumhuriyet Partisi'nin Parlamento Grup Başkanı Galust Saakyan, aşırı milliyetçi Devrimci Federasyonu'nun tutumunu da eleştirip; ''Bugün 'Özgürlük ya da Ölüm' sloganına sığınmanın zamanı değil, gerçekleri doğru değerlendirmek gerekiyor'' diye konuştu. Muhalefet partisi Taşnak, başkent Erivan’da bir protesto gösterisinde:“Futbol diplomasisine hayır”, “Sarkisyan, bu gidişle Karabağ’ı da satar” diyerek tepkilerini dile getirdi. Bu cümlelerin benzerleri Türkiye cephesinde muhalefet tarafından dile getiriliyorken, Ermenistan’da muhalefet, Sarkisyan’ı istifaya bile davet etti. Sarkisyan ve Dışişleri Bakanı Edvard Nalbandyan ise bölgede değişim olduğu takdirde bunun Azerbaycan’a da olumlu yansıyacağını Türkiye ile sınırın açılması durumunda mümkün olan bütün projelere katılmaya çalışacaklarını söyleyerek kamuoyunu yatıştırmaya ve kamuoyunu kontrol altında tutmaya çalışıyorlar.

Uluslararası toplumun memnuniyetle karşıladığı protokoller, ABD ve Fransa'da yaşayan Ermeni diasporası tarafından da ağır şekilde eleştirildi. İmzalanan protokolleri Ermenistan adına geri adım olarak değerlendiren diaspora Ermenileri, hükümetin Ermeni davasına zarar vermekle suçladı. Avrupa Ermeni Federasyonu imzalanan protokolleri Ermenistan adına "tehlikeli bir geri adım" olarak değerlendirirken, olumlu ve temkinli görüşler de oldu. Erivan’daki Kafkas Enstitüsü`nün Başkanı Aleksander İskenderyan, “Kapalı sınırlar, günümüz dünyası için pek de geçerli bir kavram değil. Türkiye, Ermenistan, Azerbaycan ve Gürcistan, yaşanılmışların esiri olmadan geleceği daha derli toplu kurmak zorundadır. Türkiye’nin Ermenistan ile ilişkilerinin yumuşaması, sadece iki ülkenin yararına değildir.. Aşırı milliyetçi hareketler ve bu düşmanlıklardan oy toplamaya çalışan siyasi unsurlar hepimizde var. Burada, Bakü’de ve tabii ki Türkiye’de. Önemli olan hepimizin omuz omuza verip akılcı çözümleri üretmemiz ve radikal unsurların sesinin daha az çıkmasını sağlamamızdır...” ifadeleri İskenderyan’ın akılcı ve olumlu bakış açısını ortaya koyuyor.

Türkiye’nin şahin milliyetçileri; gelişmelere çok tepkililer. MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli,. Başbakan ve hükümetinin Türkiye'nin onurunu, itibarını ve haysiyetini sıfırladığını iddia etti, Ermenistan ile diplomatik ilişki kurulması ve sınırın açılması sürecinin başlatmasının hükümetin ilkesiz ve teslimiyetçi dış politika anlayışının yeni bir tezahürü olduğunu savundu. Söz konusu protokollerde Erivan yönetiminin soykırım iddiaları konusundaki tutumunu terk etmesine hiç temas edilmediğinin altını çizdi. Ana muhalefet partisi,"Ermenistan sınırımızı belirleyen 1921 tarihli Moskova ve Kars antlaşmalarının uluslararası geçerliliği vardır. Bu protokole Ermenistan'ın, sanki lütfediyormuş gibi sınırı tanıyacağının yazılması, Türkiye Cumhuriyeti için onur kırıcı ve kabul edilemez bir durumdur" görüşleri dile getirildi ve Deniz Baykal tarafından destek olunmayacağı açıklandı.

Her iki taraftan protokollere tepkiler sürerken, Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, 52 parti lideri ile kapalı kapılar ardında Türkiye ile diplomatik ilişkilerin başlamasını öngören protokolü 18 Eylül’de müzakere etti. Toplumun farklı kesimlerinden protokolle ilgili olumlu ve olumsuz değerlendirmeler alan Sarkisyan, "Protokolle ilgili riskleri görüyoruz. Müzakere ederek bu riskleri ve avantajları görmeliyiz. Türkiye ile siyasi, ekonomik ve tarihi alanda bir çok sorunumuz var. Bunları çözmeye ihtiyacımız var." diyerek, 'Türkiye ile ilişkilerimizi normalleştirmek istiyorsak, bunu ortak çaba ortaya koyarak yapmalıyız." önerisinde bulunması tepkileri göğüslediğini ve kontrolde tuttuğunu gosteriyor. Sarkisyan, Türkiye ile sorunları çözme yolunu tercih ettiklerini süregelen farklı muhalif tavırlara rağmen bir kez daha vurguladı.

Türk Hükümetlerinin Ermenistan ile ilişkileri, Ermenistan-Azerbaycan ilişkilerine endekslemesiyle, Ermenistan’ın da zorunlu bağımlılıkla Rusya’ya endeksli hareket etmiş olması ile bugünlere gelindi. Şimdi bu endekslemelerde anlaşma ve karşılıklı ortak çıkarlar bağlamında, orta yol bulunmaya ve her bir tarafın bu çözümden karlı çıkacağı ortaya konulmaya çalışılıyor. Türk-Ermeni sınırının açılması önemli olduğu kadar, bölgede proje ve planların geniş şekilde gerçekleştirilmesinin kilit yolu, Ermenistan-Azerbaycan ulaşım hattının açılması ABD, Rusya, AB ve bölge ülkeleri açısından büyük önem taşıyor. Uluslararası Kriz Grubu uzmanı Hugh Pope'un Time’da yer alan analizinde: "Hem Türkiye, hem de Ermenistan cesur ve devlet adamına yakışan bir adım attı. Başarılı olursa ikisi kazanacak" demesi, şüphesiz atılan adımların ve cesaretin iki toplumun da başarısı olacağını düşündürüyor. Fakat bu başarıya ulaşmak kolay olmayacak ve vakit alacaktır. Nitekim Eski büyükelçi İlter Türkmen de CNN-Türk'e, prensipte uzlaşıya varılmasıyla bütün meselenin şimdiden çözüldüğü anlamına gelmeyeceğini söyleyerek, her iki parlamentonun onayından geçene kadar daha uzun bir yol olduğuna dikkati çekiyor. “Böylece Türkler ve Ermeniler, birçok aksiliklere hazır olmalı” diyerek.

Her iki tarafın da kendi kamuoyunu yatıştırmak için “süreç bu koşullar altında nasıl işleyecek?” diye düşünülmesine yol açan açıklamalar geliyor.  Doğrusu bu durumdan nasıl çıkılacağı, iki ülkede de tozlar yatışıp, kamuoyu bilgilendirilip, psikolojik eşik geçirtilmeye çalışılıp görülebilecektir. 14 Ekim’e gelindiğinde iki tarafın durumu daha net görülebilecektir.

Rusya-Türkiye arasında atılan adımlar ve son gelişmeler artık durumu değiştirebilir. Yine de son gelişmeler ülke parlamentolarında onansa ve anlaşmaya varılsa bile, iki taraf arasında her şeyin süt-liman olacağını söylemek zor. Önemli olan barışın temelinin atılmış olması, toplumsal mutabakatların sağlanması, iyi komşuluk ilişkilerinin başlaması ve aynı zamanda Türkler ve Ermenilerin bir arada yaşadıkları tarihlerinin iyi taraflarını görmeye çalışmaları, karşılıklı ticari-kültürel bağlar, dostluk bağlarının güçlenmesi olacaktır. Şu günlerde Boston’da soykırım anıtı dikme çabası sürdürülüyorken, Kültür ve Turizm Bakanı Ertuğrul Günay, Türk-Ermeni ortak anıtı fikrine destek vererek:  Acı tek taraflı değildir. Acı iki tarafı da kanatır, acıtır ve ağlatır.” diyerek bu anıtın anlamını ifade etti ama, bunun gerçekleşmesi halinde Türklerden de “istemeyiz” sesleri yükselebilir. Çözümsüzlükten medet uman bütün bu gruplar ve insanlar olacaktır, önemli olan makul çoğunluğun artmasıdır. Sessiz ama makul Ermeniler ile Ermeni diasporasının katı tutumu değerlendiren Türk-Ermeni İş Geliştirme Konseyi (TABDC) Eş Başkanı Kaan Soyak, Ermeni diasporası ve aşırı milliyetçi Taşnak partisinin bu protokollere muhalefet etmesinin doğal olduğunu, tepkilerin devam edeceğini, söyleyerek, “Tabii ki bu karşı çıkmalar, aşırı uçlardaki dirençlerdir. Ermenilerin Taşnak kesimi, bugüne kadar Ermenistan ve Türkiye arasındaki sorunlardan güç almıştır ve düzelmesiyle büyük bir güç kaybına uğrayacaktır. Bu, gerçek Ermenistan kamuoyunda ve diasporanın sessiz çoğunluğu tarafından çok iyi biliniyor” derken, diasporanın sessiz çoğunluğunun bu olumlu sürece katkı ve destek sağlama beklentisine işaret ediyor, bu konuda TABDC olarak çalışmalar yaptıklarını söylüyor.

Siyaset, kendi çıkarı ve varlığını sürdürme gayreti içerisinde o andaki iyileri gelecekteki çok iyilere feda etmekten de çekinmeyen yapıyı da destekleyen bir kavramdır. İşte bu yüzden her iki ülkede muhalifler ve çatışmadan beslenenlerin ortak noktalarından birisi, çözüm önerilerinin olmayışı ve öne sürdükleri “önerilerin” olmama olasılığını bile bile önermeleridir. Her iki tarafın şahin milliyetçileri belki hep var olacaktır, fakat önemli olan büyük ve mutedil çoğunluğun iki devlet ve milletin yakınlaşmasına ılımlı bakmasıdır. Hırant Dink’in söylediği gibi: İşte o zaman yakın komşular uzak millet değil yakın millet olurlar.

“Peace Sells but Who’s Buying?” (:Megadeth)

Yüzyıllık sorunlardan yorgun milletlere barış nasıl gelir?

Geçmişten bugüne insanlar üç yolla düşmanla baş ettiler: savaşarak, kaçarak ya da düşmanı sevmenin uyuşmanın bir yolunu bularak…

Fakat yüzyıllarca savaşan ve mücadele eden milletler, devletler düşmanlarını yok edemedi.  Geçmişin idare sanatı öğütleri günümüze işlemiyor, düşmanla baş etme sanatının klasik uygulamaları işe yaramıyor. Çatışmayı ve düşmanlıkları çoğaltma değil azaltma, bölgesel barış ve dünya barışı için kaçınılmaz hale geliyor. Düşmanları yok etmenin giderek güçleştiği bir düzende, barışı sağlayacak yöntemleri kullanmak, krizden ve çatışmadan beslenmektense, çözümden yana olmak gitgide daha kaçınılmaz hale geliyor.

Geçmişte yaşanan zorluklara rağmen, geleceğe bakmak ve düşmanlıklara son vermek hepimizin sorumluluğu. Yeni nesillere çocuklarımıza çatışan toplumlar-milletler-devletler devretmenin ve bunu sağlayan kindar hafızayı miras bırakmanın kimseye faydası olmayacaktır. Devletlerin uluslararası üst düzey politikalar üretilirken, ortak amaç ve duygular, iç ve dış çıkarlar kamuoyuna iyi anlatmalıdır. Barış gelecekse nasıl gelecek, iki devlet veya milletin arasındaki tarihsel çatışma nasıl sonlanacak? sorusu, barışın gerçekleşmesi için çatışan tarafların neden çözüm üretmesi gerektiğine dair ortak bir amaçları, kendi çıkarları, duyguları, bilinçlerinin belirginleştirilmesi ile olacaktır. Bu ortak amaç Türkiye ve Ermenistan için bölgesel barıştır. Artık küresel ve bölgesel politikalar, bölge devletleri için “Diğeri olmadan da ben var olabilirim” görüşünü doğrulamıyor. Bu durum da Türkiye, Azerbaycan-Ermenistan için herkese uygun çözüm üretmeyi zorunlu kılıyor.

Soğuk savaş dönemine gönderme yapan heavy metal grubu Megadeth’in Peace Sells but Who’s Buying?  parçasında “...What do you mean, I hurt your feelings? I didnt know you had any feelings. / Duygularını incittim derken ne demek istiyorsun? Duyguların olduğunu bilmiyordum ki...”  bu cümlesi insan ilişkilerinde her zaman önemini koruyan bir mesajı içeriyor. Belki de o yüzden, kapalı kapılar açıldığında içinde “barış” ümidi olanlar diğerlerinin neden tepki gösterdiğini anlamakta zorluk çekiyor. “Barış, herkesin istediği bir şey değil mi?” inancı o kadar doğru bir inanç ki, buna muhalefet edenlere yönelik şaşkınlık da o kadar büyük demekte, psikolog Doç. Dr. Doğan Kökdemir. Özet olarak barışı şöyle değerlendiriyor:

“Barış savaşa kıyasla daha çok çaba gerektirir. Barış zordur, çünkü insan davranışı diğer pek çok şeyden aynı anda ve karmaşık bir biçimde etkilenir. Barış, savaştan farklı olarak, daha çok fedakarlık ister, kendi kazancınızı değil herkesin kazancını düşünmenizi ister... barış satılmamak ister.”


 

Dr. Göknur Akçadağ
akcadag@turkishny.com