Avrupa’da 4 milyona ulaşan bir Türk nüfus var. Bu nüfusun 850 bini oy kullanma hakkına sahip. 5000’den fazla Türk derneği kurulmuş, 500 bin Türk Alman vatandaşlığına geçmiş bulunuyor. Avrupa’daki Türk nüfusunun yanısıra, ekonomik faaliyetleri bugün birçok AB ülkesinden daha büyük durumda. 60 bin kadar Türk girişimci Avrupa’nın başta Almanya olmak üzere çeşitli ülkelerinde yılda 30 milyar dolarlık gelir elde ediyorlar,  400 bin kişiye iş imkanı sağlıyorlar. Bu rakamlarla bazı Avrupa Birliği ülkelerinden daha büyük bir nüfus ve ekonomik güç oluşturuyorlar. Avrupa kültürüyle yakın bir zamana kadar uyum sorunları yaşayan Türklerin yeni nesli artık farklılaşmış durumda ve 40 bin kadar Türk üniversite eğitimi görmekte.

Aynı zamanda, Türklerin Avrupa’da oylarıyla etkili olmaya başladıklarını da görüyoruz. Özellikle Almanya’da yapılan başbakanlık seçimlerinde Türklerin oyu artık belirleyici olabiliyor. Mesela Gerhard Schröder, seçimleri 150 bin oy farkıyla kazanmış ve kendisine oy veren 300 binin üzerindeki Türk’ün sayesinde başbakanlığa oturmuştu. Bir başka Avrupa ülkesi, Hollanda 17 milyonluk nüfusa sahip ve Avrupa’daki Türklerin, Türkiye lehine lobi yapabilecekleri en ideal ülke olarak tanımlanıyor.  Hollanda’da 320 bin Türk yaşıyor, 3 milletvekili olma başarısını göstermiştir ve 110 Türk belediye meclis üyesi olarak yerel yönetimlerde etkin görev almıştır. Az bir nüfus halinde propoganda yapan PKK yandaşlarının Türkiye karşıtı hareketleri ile karar alma mercilerini etkileme peşinde oldular yıllardır.

İsveç’te yaşayan 25 bin kişilik Süryani Cemaati bile yaptıkları faaliyetlerle, karar alma mercilerini doğrudan etkileyebiliyorsa, milyonlarca Avrupalı Türk nasıl etkin olmalı?
Avrupa’da yaşayan Türklerin, en büyük göçmen kitlesini oluşturmalarına rağmen küçük bir topluluk kadar bile olsa sivil toplum gücünü oluşturamamasının en büyük sebebi henüz “Avrupalı” olamamalarında yatıyor.

Avrupa’nın birbirinden farkli Türk dernekleri..

Türkiye’nin 1980’lerini yaşayan gurbetçi Türklerin Avrupa’da kurmuş oldukları derneklerin büyük çoğunluğu politize olmuş haliyle kurulup faaliyet gösteriyor. Bu derneklerin karşı saflarında başka rakip Türk dernekleri ortaya çıkmakta gecikmiyor. Avrupa Türkleri konusunda etkili bir isim olan Prof. Dr. Faruk Şen’in politize dernekleri tarifi oldukça ilginç:

 “Türkiye’deki politik bölünmeyi burada mumla arıyoruz. Sivil toplum örgütü olarak kurulan binlerce derneğin büyük kısmı, politik araçlar için kullanılıyor.” Faruk Şen’in “Türkler kadar kolay örgütlenip dernek kuran, sonra da bu derneklere muhalefet eden başka oluşumları ortaya çıkaran, başka bir ırk yok!” tespiti hem ilginç hem üzüntü verici. 

Hollanda’da yaşayan Türklerin yaklaşık 2 bin derneği bulunduğu halde lobi yapılamamasının sebebini, ülkenin en büyük Türk işadamı derneği olan Annifer’in Genel Sekreteri Fatih Çanakçı, şöyle özetliyor: “Hollanda’da 10 bin işadamı var; bize aktif olarak katılıp çalışma yapan işadamı sayısı ise sadece 165. Sayı küçük olunca, güç de gösterilemiyor. Kurulan bir çok dernek, bölgesel boyutta faaliyet gösteriyor ve rakip olarak benzeri Türk derneklerini görüyor.”  Zaten 2 bin Turk derneginin kurulmus olmasinin neresi normal?

Benim olmali ben onun basinda bulunmaliyim yaklasimi, benim dusundugume hizmet edecek dernek olsun yaklasimi, neredeyse insani gulumseten bir vaziyet ortaya cikarmiyor mu? Bu çok parçalı ve politik kavgalarla birbirlerinden hoşnutsuz, kendi içinde mücadele halinde olan kitleyi birleştirmek, Avrupalı Türklerin bu parçalanmış halden kurtulması nasıl gerçekleşebilir? “ Benim düşündüğüm gibi düşünen, yaşadığım gibi yaşayan insanlardan oluşsun” şeklinde düşünmekten vazgeçmesi, 1980’lerin Türkiye’sinin esintileriyle deplasmanda Türkiye düşmanlığı yapmayı bırakması, Türkiye ve Türklere ait konuları, tarihimizi, kültürümüzü gerçekdışı yaklaşım ve zanlarla propoganda malzemesi haline getirmekten vazgeçerek, küçük dünyalarından çıkmaları elbette olumlu olacaktır. Ilçesinden köyünden baskıya uğruyoruz diye Avrupa’da yaşamak için, farklı hikayelerle yerleşen kisiler biliyorum. Avrupali ve Amerikali icin karsilastiklari kisilerin milliyetinden ziyade ne kadar medeni olduklari ve yasam kulturlerinin nasil yansidigi onem tasiyor. Onyillarca diasporada yasamis ama bulundugu ulkenin dilini ogrenememis, koyunden kasabasindan geldigi donemdeki yasam kulturunu aynen yasamayi surduren ve bunda israrci olan Turkler ile kendi cocuklari arasinda bile uyum farki bulunuyor. Turklerin bulunduklari yerde kabul gormeleri kapali toplum halinden cikmalari ve Bati toplumunun genel gecer medeni yasama ortak alanina ait gorunus, davranis ve kendini gelistirme aliskanliklarini edinmeleri cok daha etkili olacaktir.

Ya para kazanmak için ya da kaybedilen parayı kurtarmak için uğraşan Turklerden farkili olarak, iyi egitim almis, toplumda farkli yerler tutmus Turkler cok seyi degistirebilir Avrupa'da ve Amerika'da. Avrupa’da yaşayan Türk nüfusunun yerleşme planını ve bu nüfusun yerleştikleri ülkenin Türkiye’nin AB’ye girişini nasıl desteklediğini incelediğimizde ortaya ilginç sonuçlar çıkıyor. Türklerin oy verdiği, vergi ödediği, istihdam oluşturduğu ve işçilik yaptığı ülkelerin Türkiye’ye karşı sert tutum izlemesi tesadüfü aşan nitelikte. Türkiye’ye AB tarihi verilmemesi için basat rol ustlenen Almanya, Fransa ve Hollanda aynı zamanda Avrupa’da en çok Türk’ü barındıran ülkeleri durumunda. Obama'nin Avrupa seyahatlerinde Turkiye'nin AB'e alinmasiyla ilgili uyari niteligindeki konusmalari ve yukarida ifade ettigimiz bu tuhafligin farkinda olarak, kasti gordugunu ima etmesi de dikkat cekici.

Bu üç ülkede yaklaşık 3 milyon 200 bin Türk yaşıyor. Türkiye’nin AB’ye girmemesi gerektiğini açıkça söyleyen Avusturya’da yaklaşık 140 bin, Belçika’da ise 100 bin civarında Türk yaşıyor. Türkiye’nin AB’ye girmesini destekleyen İtalyan Başbakanı Berlusconi’nin ülkesinde ise sadece 10 bin Türk yaşıyor. Yine ılımlı mesajlar veren İspanya Başbakanı Salazar’ın ülkesinde ise sadece bin Türk yaşıyor. Durum gercekten de tersine bir gorunum arzediyor.

Avrupa Birliği’nin en önemli ülkesi konumunda olan ve 90 milyar Euroluk AB bütçesinin yüzde 26’sını ödeyen Almanya’nın Türkiye’nin AB’ye üye olması için vereceği destek çok önemli iken, Emnid isimli araştırma kuruluşunun Almanlar üzerinde yaptığı ankete göre, Almanya nüfusunun yüzde 56’sı Türklerin AB’ye girmesini istemiyor.

 Almanların olumsuz tavırları uzerine yapilan degerlendirmeler, dislama egiliminin nedenleri uzerine, Federal Anti-Dışlama Ajansı” adına “Güncel Yaşamda Dışlama-Dışlanma Algılaması ve Toplumda Anti-Dışlama Politikası” adı altında bir araştırma yapılmis: “Sinus-milieu (yaşanan ortam)” adını da taşıyan bu araştırmada ortaya çıkan sonuçların bazıları şöyle: Almanların yüzde 84ü, Almanya’ya uyum sağlamayan göçmen kökenlilerin ülkeyi terk etmesini istiyor. “Ben yabancıların uyumuna inanmıyorum. Çünkü onlar bizim dünyamızı anlamıyorlar, biz de onların dünyasını anlamıyoruz” diyen Almanların oranı yüzde 55i buluyor.Her iki Alman’dan biri, “Ben Türklerle aynı evde oturmak istemem” diyor.

Hollanda’nın en önemli Türk yatırımcılarından birisi olarak gösterilen işadamı Ali Yavuz ise bugüne kadar Türkiye’den lobi kurun diye bir istek gelmediğini belirterek şöyle konuşuyor: “Diasporadaki Türkiye lobisi, ancak Türkiye’nin istemesiyle oluşur. Bir İsrailli ülkesine güveniyor, kendisini ülkesinin koruyacağını biliyor. Bir Türk ise Türkiye’ye parasını kaptırmış, güvenini yitirmiş ve bir olumsuzlukla karşılaşsa Türkiye’nin kendisini koruyabileceğinden şüpheli.”

372 milyonluk nüfusa sahip olan Avrupa Kıtası’nın yaklaşık 14 milyonu İslam dinini seçen kişilerden ve İslam ülkelerinden göç edenlerden oluşuyor. Toplam nüfusun yüzde 5’ini oluşturan “Müslüman kitle” organize örgütlerle Türkiye’nin AB üyeliği için destek aramamis olmasi da dikkat cekici. Avrupa’daki Müslüman kitle, Türkiye’nin AB’ye girişini etkin olarak desteklemese de, görünüş itibariyle Türkiye’ye dost kesimlerden oluşuyor. İngiltere’de Hindistan, Pakistan ve Kıbrıs Türkleri’nin oluşturduğu bir Müslüman kitle yaşarken, Fransa’da Kuzey Afrika kökenli Müslümanlar bulunuyor. Belçika, Almanya, Hollanda gibi ülkelerde ise 3 milyon Türk ve yaklaşık 500 bin Bosnalı yaşıyor. Yunanistan’daki yaklaşık 150 bin kişilik Müslüman nüfus, AB ülkeleri içerisindeki en köklü Müslüman gruplardan biri. Avrupa muslumanligini olusturan farkli ulkelerden kitleler, illaki kendi ulkeleri daha onemli duygusal yaklasimi ile, bir anlamda Turkiye'nin farkliligini, lider rolunu ustlenmesine yeterince yakin durmamaktalar. Bu paradosks durum, Turk disinda herhangi bir muslumanin Turkiye'nin AB'e girisinde destek guc olusmasini saglayamiyor. Nitekim Prof. Dr. Faruk Şen  “Bir İranlı’nın, Faslı’nın Türkiye’nin AB’ye girmesini desteklemesi bu şartlarda çok zor görünüyor. Belki ileride Türkiye’nin gücüne ve birleştiriciliğine inanırlarsa ve kendi gururlarını yenebilirlerse ancak o zaman desteklerler” diyerek, konuyu ozetliyor.
 
Amerika’daki Türkler ve Avrupalı Türklerin lobi gücü neden farklı?

Amerika’da 400 bin Türk yaşadigi ifade ediliyor. Amerika’daki Türklerin çok büyük çoğunluğu üniversite öğrencisi ya da girişimci konumunda. Avrupa’da yaşayan yaklaşık 4 milyon Türk’ün en belirgin tanımı ise “işçi”. Amerika’da 300 milyona dayanan nüfusun içindeki 400 bin Türk’ün lobi gücü ile 370 milyonluk Avrupa Kıtası’ndaki 4 milyonluk Türk’ün lobi güçleri arasında büyük fark var. ABD’de yaşayan Türklerin Türkiye'yi degerlendirmeleri cok daha farkli.

Avrupa’da yaşayan Türkler nufus gucunu kullanamadiklari gibi kendi iclerinde parcalanmis vaziyetteler. Farkli bir gelisme olarak, Avrupa Türk Platformu’nun (ATP) Kopenhang görüşmelerindeki faaliyetleri ile farkli bir performans ortaya koydu. Avrupa Türk Platformu’nu kuran işadamları kısa sürede büyüklü küçüklü tam 3 bin Türk derneğine ulaştı ve gazete ilanlarıyla işe başladılar. ATP yoneticileri, topladıkları 750 bin imzayı Alman Hükümeti’ne sundular. ATP yöneticisi Ahmet Güler, bundan böyle çok daha etkili olacaklarını ve Türkiye’den de herhangi bir yardım beklemeyeceklerini belirterek, "Türk'e Türk propagandasının önüne geçeceğiz." diyor. Bu cok onemli bir tespit. Yillardir Avrupa ve ABD'de Turkler birbirlerine Turkleri tanitmaya calismiyorlar miydi?

Sonuc olarak, cok sayida Turk derneginden cok, nitelikli ve etkili dernekler Turkleri temsil etmeli ve sayginlik yaratmali. Tek basina dernek olgusu, guc demek de degildir. Guc insandir. Bazen etkili statude gorevde tek insan bile cok seyi degistirebilir. Yazimin son kisminda ABD'de etkili konumda gorev almis iki kardes Turk'den bahsediyorum. Yaptiklari isler ve basarilari ile kendiliginden tanitim ve temsil gucunu olusturmus kisiler. O yuzden de Turkiye disindaki Turklerin nasil guc olusturabilecegi sadece dernek olusumlarina baglanamaz. Dernekler cesitli temsil gucu ve yetenegi olan insanlari biraraya getirip motivasyon saglar, daha buyuk proje ve amaclar etrafinda birlestirebilir.

Almanya’nın başkenti Bonn'da imzalanan anlaşmayla Türkiye’den Almanya’ya ilk “misafir işçi” akını ile baslayan surecten bu yana Türklerin hakları bir çok alanda ozellikle1973 tarihinden bu yana yasalarla kötüleştirildi. Kotulesen sureci vaktinde tespit teshis tedavi icin ugrasmasi gereken kurum, kurulus ve sorumluluk sahipleri vaktinde cozum uretemedigi icin bu noktaya gelindi.

Berlin Enstitüsü’nün “Türkler uyumda istekli değiller” sonuçlu araştırması ile uyum ve göç meclislerinin haklarını kısıtlayan Yabancılar Meclisi Kanunu tasarısı olumsuz bir durum ortaya cikarmisken, Köln Üniversitesi’nden Prof.Dr. Wolf-Dietrich Bukow da Berlin Enstitüsü’nün göçmenlerin uyumla alakalı araştırmasının bilimsel bir nitelik taşımadığını, “Araştırmada göçmenleri Avrupalı, Türk, Asyalı, Güney Asyalı, Afrikalı gibi sınıflara ayırmışlar. Böyle bir sınıflandırma yanlıştır. Entegrasyon demek ‘kendi kültürünü zamanla unut ve bizim kültürümüzü al’ anlamında asimile değildir. Çağımızdaki her modern şehir oluşumunda muhakkak göçmen vardır. Tek kültürlü kent olmaz. Dünyamız şehirlerinde böyle bir şey yoktur.” diyerek cok mantikli bir yaklasim ortaya koyuyor. New York sehrinin kulturleri asimile ederek tektiplestigini dusunebilir miyiz? Bunun tersini destekleyen bir anlayis hakim durumda iken. Istanbul'un Rumlarini, Ermenilerini, Yahudilerini, farkli kulturler yasayan kesimlerini, mesela cingene kulturunu tektiplestirmek mumkun mudur?

ABD'de toplam nüfusun yaklaşık yüzde 80'i, kökenlerinin başka bir ülkeden geldiğini belirtiliyor. Nüfusun çok büyük bir oranını yerli nüfusun oluşturduğu Avrupa ülkelerine göre bu durum, hiç şüphesiz ki farklı bir tablo ortaya koymaktadır. Amerika'ya doğru yaşanan bu büyük göç ve Turklerin gocu, ABD'de nasil yer tuttuklari. Avrupa Turklugu ile farkliliklarini baska bir yazida konu edecegim. Amerika’daki Türkler ve Avrupalı Türklerin lobi gücü neden farklı? Olumlu-olumsunz yonleriyle ABD'de Turk nufusu ne ifade ediyor? bu yazida giristen, Avrupa Turklugunun durumunu ele aldiktan sonra farkli bir yazida ele alinmasi gereken bir yazi olacaktır.

“Dünyanın en harika ülkesinden geldiğimi hissediyorum. Amerikalı işadamlarına en büyük fırsatları sunan bir ülkeden. Türkler, Amerika’nın onlara satabileceği hemen her şeye ihtiyaç duyuyor ve ilişki kurulacak en iyi insanlar.  Bırakın Hristiyanların öldürülmesini, Türkiye’de Hıristiyanlara karşı hiçbir önyargı yok. Geçmişteki katliamlar önyargılı yazar ve konuşmacılar tarafından fazlasıyla abartılmış." diyen  kisi 1922 de Türkiye’den Amerika’ya dönen Amiral Chesler. Bu ve benzeri yaklasimlardan bugune Turklerin Amerika toplumu icinde durumu ve Amerikalilarin Turklere karsi yaklasiminda tarihten ve bugunden yansimalar...

Amerika’da Türkiye ve Türkler üzerine yazılmış ilk kitaplardan birisi 1852’de yayınlanmis olan Doktor Jerome Smith’in  “Türkiye ve Türkler”di. O dönemde daha çok Osmanlı coğrafyasında ticaret yapmak isteyen Amerikalıların bu kitaba ilgi gosterdigi bir kitap olmus Smith'in kitabi. Birkac kitap bile Turkiye'ye ilgiyi saglayabilmisken, bugun hangi dinamiklerle variz.

Amerika Turkleri, nufuslari, ozet goc hikayesi, lobi gucu olarak Turkler ve degisen yaklasimlar, vs. ele alacagimiz konular.

(Avrupa Turklugu ile ilgili bazi bilgiler Avrupa Turk web sitelerinden alinmis bilgilerdir.)

                                                                                                ***

Anadolu Ajansi'nin 4.7.2009 tarihli haberi Amerika'da yasayan  bir arkadasimizla ilgili.  Washington DC.de bulundugum donemde kendisini tanima firsati buldugum Prof.Dr.Semahat Demir, basarili egitim sureci ve yuruttugu gorevlerle basarili bir Turk insani.

"ABD'deki Kadın Mühendisler Derneği'ne yönetici oldular" baslikli haberde, yüksek öğrenimlerini ABD’de tamamlayan iki kız kardeş, başarı öyküleriyle kadın mühendislere yol gösterdiginden bahsediliyor. ABD’de kadınları mühendisliğe yönlendirmek ve bu alanda kariyer yapmalarına destek olmak amacıyla kurulmus olan ABD'nin en büyük sivil toplum kuruluşlarından "Kadın Mühendisler Derneği"nin (Society of Women Engineers) başkanlığına Sıdıka Demir Velipaşaoğlu seçildi. Velipaşaoğlu’nun yardımcılığına da kardeşi Prof. Dr. Semahat Demir getirildi. 20 bin uyeli bu onemli dernegin yonetimine getirilen ABD’de başarılarıyla "Türk kız kardeşler" olarak anılan Velipaşaoğlu ve Demir, Dernekte çalışmalarını sürdürürlerken ABD’de ayrı yıllarda, "Yılın Genç Mühendisi", "Yılın Seçkin Mühendisi" ve "Yılın Lider Mühendisi" ödüllerine de layık görülmüşlerdi. Robert Kolej'den sonra Elektrik ve bilgisayar muhendisligi alaninda İTU, Bogaziçi, Johns Hopkins ve Rice universitelerinde egitimini tamamlayan Demir, Washington DC.de yaşıyor.
ABD’nin, bilim ve teknolojide, liderliği başka ülkelere kaptırmak istemediğini belirten Demir, Obama hükümetinin, mühendislik, teknoloji ve fen bilimlerinde ilerleme sağlanması amacıyla 3 milyar dolar ek ödenek çıkarttığını, ABD’nin, Rusya, Çin ve Hindistan gibi fen bilimleri, mühendislik ve teknolojide hızla yükselen ülkelerle rekabet gücünü korumak istediğini, mühendislik alanında en başarılı ilk 500 şirket de derneğimize destek verdigini ifade ediyor.

Dr. Göknur Akçadağ
akcadag@turkishny.com