Deaş'ın Irak ve Suriye'den tasfiyesinde sona yaklaşıldı. Örgüt, 2014'te yıldırım hızıyla iki ülkede geniş topraklar elde ederek "hilafet devleti" kurma iddiasında bulunmuştu. Geçen üç yılda bu toprakların yüzde 80'den fazlasını kaybetti. Şimdi ise Batı Irak'ta Ninova, Anbar ve Selahaddin eyaletlerinden parçaları içeren çöl bölgesine (ülkenin yüzde 5'i) sıkışmış durumda.

Irak ordusu El kaim denilen bölgedeki Deaş militanlarını önümüzdeki günlerde söküp atacak. Yine Doğu Suriye'de Deaş'ın Deyr ez Zor vilayetindeki varlığı (ülkenin yüzde 10'u) ortadan kaldırılmak üzere. Böylece Deaş ile son cephe savaşının iki ülkenin sınırında, Fırat nehri çevresinde yapıldığı söylenebilir.

***

Bununla birlikte uzmanlar Deaş'ın toprak kontrolünün bitmesinin bu örgütün bitişi anlamına gelmediği konusunda hemfikir. Mesele, topraklarını, çok sayıda militanını ve önde gelen 120 liderini kaybeden Deaş'ın geleceğinin ne olacağı...
Toprak kaybının radikal Harici-Selefi ideolojinin militanlar üzerindeki etkisini ortadan kaldırmasını beklememeliyiz. Deaş karşıtı söylemlerin esir alınan militanları bile ikna edemediğini biliyoruz. Irak ve Suriye'deki Sünnilerin marjinalleşmesi sorunu çözülmedikçe aşırılık kendine uygun bir zemin bulacaktır.
Yine sanal toplulukların sempatizanları radikalleştirme süreçlerini kontrol altına almak da hayli zor görünüyor. Dolayısıyla, geriye kalan militanların Irak ve Suriye'de şehir merkezlerinde yer altına inerek uyuyan hücreler oluşturması bekleniyor. Ya da çöl bölgelerinde ve sınır hatlarında güvenli barınaklar teşkil edecekleri düşünülüyor.
Eylemlerinin intihar bombacıları, araçlı saldırılar, küçük pusular ve suikastlara dönüşeceği değerlendiriliyor. Daha kritik olan mesele, evlerine döndüğü düşünülen 5600 yabancı savaşçının ne yapacağı.

***

Yabancı savaşçıların bir kısmının Sina yarımadası, Libya, Afganistan ve Nijerya gibi yeni cephelere gideceği tahmin ediliyor. Ancak New York'taki 8 kişinin ölümüyle sonuçlanan saldırı ve İstanbul'da alışveriş merkezinde yakalanan Deaş militanları dünyanın her yerinde yeni Deaş saldırılarına karşı teyakkuzda olmayı gerektiriyor.
Başından itibaren istihbarat örgütlerinin nüfuzuna açık olan Deaş yeni dönemde "taşeron saldırıları" yapabilen örgüt olma özelliğini koruyacak. Uyuyan hücreler ve yalnız kurtlar üzerinden yeni nesil terör eylemlerinin (araçla saldırı gibi) devamı beklenmeli.

***

Deaş terörü ile mücadelede, Fırat Kalkanı dahil, son iki yılda önemli mesafe alan Türkiye'nin de yeni Deaş olgusuna hazır olması lazım. Irak ve Suriye'deki bütün Deaş militanları öldürülmedi. Bir kısmının kaçmasına izin verildi. Özellikle YPG ve Peşmerge'nin çıkışına izin verdiği Deaş militanlarının Türkiye'den eve dönmek isteyecekleri malum.
Alınan ciddi önlemlere rağmen Suriye sınır güvenliğinin kırılganlığı tümüyle ortadan kalkmadı. Kaçak göçmenler arasına saklanan militanların PKK-YPG kontrolündeki kantonlardan Gaziantep ve Şanlıurfa'ya geçmeye çalıştıkları biliniyor. Deaş'ın yerelleşme ve hücreleşme stratejilerine karşı güvenlik birimlerinin koordinasyonu hayati önemdedir. Şehir analizlerinin yapılması elzemdir.
Son iki haftada 283 kişinin Deaş militanı olma şüphesiyle gözaltına alınması bu konudaki teyakkuza işaret etmektedir. Deaş topraklarını kaybetse bile muhtemel yeni Deaş'a karşı uluslararası istihbarat paylaşımı vazgeçilmez önemde olacaktır vesselam.
Not: Deaş'ın muhtemel dönüşümü üzerine daha fazla bilgi için SETA'nın önümüzdeki günlerde yayımlanacak Yenilgiden Sonra: Post-Hilafet Döneminde Deaş başlıklı analizine bakabilirsiniz.

http://www.sabah.com.tr/yazarlar/duran/2017/11/04/dunya-yeni-deasa-hazir-olmali