Kapsamlı, kallavi bir sözlük hazırlamak ne muazzam bir iş, nasıl çılgınca bir emek?
Bir toplumun konuştuğu tüm kelimeleri sayılı sayfalarda toplamaya çalışmak ve bir dilin haritasını çıkarmak... Oldum olası severim sözlükleri. Bir evden bir eve, bir şehirden bir şehire taşınırken kaç kez kitaplarımdan feragat etmek durumunda kaldım; hiçbir zaman öyle kalıcı, büyük bir kütüphane oluşturmayı başaramadım bu yüzden. Ama hep elimin altında oldu Osmanlıca-Türkçe Sözlük, severek yâd ettiğim Ferit Devellioğlu. Ve diğerleri... Deyimler sözlüğü, edebiyat terimleri sözlüğü, tarih terimleri sözlüğü, argo sözlük... Her birinin ayrı ayrı önemi, yeri var bir kültürün inşasında. Reşad Ekrem Koçu, nur içinde yatsın, bu ülkenin çıkardığı en çalışkan, en yaratıcı kalemlerden biriydi. Roman ve hikâyelerinin yanı sıra gün geldi iddialı bir projeye soyundu: İstanbul Ansiklopedisi. Ömrü vefa etmedi, ancak G harfine kadar gelebildi. Lakin bugün yeniden basılan bu ansiklopedi hâlâ bir şehir hakkında oluşturulmuş en nadide çalışmalardan. Mimarisinden sokaklarına, meydanlarından yemeklerine kadar ne çok konuya yer verdi, madde madde. Ve kimsenin önemsemediği bireylerden de bahsetti. Şehr-i şehir İstanbul’un meczuplarından, mecnunlarından bağımsız anlatılamayacağına inanarak. Bir bakmışsınız ansiklopedi maddeleri arasında bir “deli”nin hayatını okuyorsunuz. Ve onun İstanbul’un sosyal hayatına katkılarını...
Bu hafta Oxford İngilizce Sözlüğü’nün tamamlanmasının yıldönümüydü. Birçoğumuza önemsiz gelebilecek bu tarihsel ayrıntı, kelimeseverler, hikâyeperestler tarafından kutlama sebebi addedildi. Hayli ilginç bir hikâyesi var bu sözlüğün. 1879’da başlanmış yazımına ve ancak 1928’de tamamlanmış. Neredeyse elli yıl! Halbuki editörler, topu topu beş sene içinde böyle bir eseri oluşturabileceklerine inanarak yola çıkmışlar. Ama beş senenin sonunda ancak B harfine gelebilmişler. Derken çalışmanın başını çeken James Murray, halka bir çağrıda bulunmaya karar verir. Okurlardan kendilerine kelime tanımları göndermelerini rica eder. Günümüzün Wikipedia’sı belki de bu örnekten esinlenmiştir. Sadece bir grup elit tarafından hazırlanan sözlüklerden farklı olarak okurların da inşasına bire bir katılabileceği bir sözlük ideali aslında 19. yüzyıldan kalma! Birkaç gün içinde binlerce mektup yağar. Bir ay geçmeden mektupların sayısı başa çıkılmaz bir raddeye varmıştır. İşte bunların arasında bir kişi var ki başından beri editörün ilgisini çeker.
William C. Minor adında bir okur birbirinden detaylı, ciddiyetle hazırlanmış kelime tanımları yollamakta ve felsefeden doğal bilimlere, edebiyattan müziğe hemen her alanda ne kadar bilgili olduğunu göstermektedir. Zamanla projenin editörü ile bu hevesli okur yazışmaya başlarlar. Sözlüğe eklenmek üzere on binden fazla kelime yollar Minor; her biri titizlikle tanımlanmış, ince ince. Oxford İngilizce Sözlüğü’ne katkısı o kadar büyük olur ki, en nihayetinde editör gidip bu sebatkâr katılımcıyı ziyaret etme gereği duyar. Yüz yüze görüşüp bizzat teşekkür etmektir niyeti. Ancak mektuplarda yazılı adrese vardığında ummadığı bir gelişmeyle karşılaşır. Bunca zaman yazıştığı, engin bilgisinden faydalandığı adam akıl hastası çıkar. Raporlu şizofren, yirmi senedir tedavi gören, durumunda hiçbir ilerleme kaydedilmeyen ve toplum için tehlikeli bulunduğu gerekçesiyle dışarı çıkmasına izin verilmeyen bir adam... Bu karşılaşma kitaplara, romanlara yansıdı, hakkında çok yazıldı. Beni esas şaşırtan şey belki de hikâyenin bundan sonraki kısmı. Bir “deli”den ne kadar çok şey öğrendiğini fark etmek nasıl bir etki yarattı acaba akademisyenin üzerinde? Sarsıldı mı kendine ve kendi gibi olanlara itimadı? Dönüp tekrar baktı mı sözlüğe eklediği kelimelere? Şüpheye düştü mü sahi kim akıllı kim akılsız, kim makul kim meczup diye...
http://www.haberturk.com/yazarlar/elif-safak/736130-profesor-ve-deli
|