Hayat koşulları insanları öyle bir hale getirdi ki; gelecek diye adlandırılan yarın ne sorgulanıyor eskisi gibi ne de düşünülüyor yeterince.

Ödemeye ilişkin planlarda bir adım ötesi netse, ileriki süreçte karşılaşılabilecek zorlukların adı telafuz bile edilmiyor. Çünkü tüketici, uzun vadeli işlerini günlük yaşam kaygısı kadar dikkate almamaya başladı. Aslında tüketici artık günü kurtarma çabası içinde bile diyebiliriz, kim öle kim kala zihniyetiyle..

Resmi rakamlar, işsizlik oranın Mayıs 2012 itibariyle geçen yılın aynı dönemine kıyasla 1.2 puan azalarak yüzde 8.2’ye gerilediğini gösteriyor. Uzmanlar, çalışmaya hazır genç nüfusun toplam nüfusa oranının yüksek olması yüzünden bu rakamları olumlu yorumluyor. Şu an ‘etkisiz eleman’ olarak bakılan ergenlerin ‘sözde’ çalışabilir statüsüne erişmelerine henüz birkaç yıl varken şu anki oranlara iyimser bakılması normal. Nüfus artmaya devam ettiği için hiçbir zaman da yüzde 5’ler görülmeyecektir.. Üstelik, ülkede işsiz genç sayısı dur durak bilmezken, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan her fırsatta Türkiye’ye en az üç çocuk yapın diye sesleniyor..

Türkiye’nin yanı sıra diğer ülkelerde yaşanan olayların ekonomiye yansımalarını da dikkate alınca ‘düştü, geriledi, azaldı’ kelimeleri nefes aldırıyor gibi gelebilir. Ancak bu rakamlara göre, Türkiye’de yaklaşık 2.2 milyon kişinin bir ekmek kapısı yok. Yani, Adana’da yaşayan herkesin işsiz olduğunu farz edebiliriz, zira bu rakam son sayım kapsamında Adana ilinin nüfusuna tekabül ediyor..

Ülkede üretimin çarkları rayına oturup insanlara çalışma fırsatı sunmadıkça da oranlarda ciddi bir değişiklik olmayacak gibi görünüyor. Sadece işsizlik rolünü bu sefer bir başkası üstlenecek, o kadar. Gerçi, Türkiye’nin genel haline bakınca, üretim hattının tam kapasite çalışması hayalden öteye gitmiyor. Keşke bu durumun, gerçeğe dönüşen diğer hayaller gibi şansı bulunsa da, biz de üzerine basa basa ‘hayaldi, gerçek oldu’ diyebilsek gönül rahatlığıyla..

Öte yandan, ne işi ne de güvencesi bulunan tüketici, atalarımızın yıllar önce dile getirdiği ‘borç yiğidin kamçısıdır’ sözünü çok fazla dikkate almış halde.. 

İstanbul Serbest Muhasebeci Mali Müşavirler Odası (İSMMMO) ‘Tüketici Kredileri ve Borçların Türkiye Panoraması’ raporuyla tüketicinin geleceğini borçla garanti altına almaya çalıştığını ortaya koydu. Yarınların ipotek altında olduğunu anlamak için yıllar süren ekonomi eğitimi almaya gerek yok, rapora şöyle bir bakmak bile yetiyor..

Rapor, 2007-2012 yılları arasında tüketici kredilerinin yüzde 154 arttığını gözler önüne sererken, kredi kartı borçlarının da bu beş yıl içinde iki katı fazlalaştığını ve 58 milyar liraya ulaştığını gösteriyor. Bu dönemde bankaların kredili mevduat hesapları ise 4 milyar lirayı aşmış durumda.

Bankaların ‘diğer’ gözüyle baktığı, vatandaşın ise acil ihtiyacı için kullandığı tüketici kredileri de 2007 yılında 29 milyar iken, 2012’de bu rakam 89 milyar liraya yükselmiş halde. Yani, adı kredi olarak çevrilen bu ‘diğer’ borcun 2007-2012 yılları arasındaki toplam artışı yüzde 300 seviyelerinde. Burada vahim haldeki rakamlardan ziyade bakış açısına dikkat çekmek gerekirse, vatandaş için hayati önem taşıyan durum, bankalara göre liste sonlarında yer alan bir ‘gelir kalemi’ sadece..

İSMMMO’nun raporuna göre, zaman zaman üçüncü sayfa haberlerine konu olan kredi kartı kullanımı toplumsal felakete dönmüş halde. Rapora göre, 2007’nin son çeyreğinde 27 milyar lira olan toplam bireysel kredi kartı borcu, 2012’nin mart sonu itibariyle 58 milyarı geçti. Kredi kartı kullanan tüketici, alışverişini bedavaya yapıyormuş gibi hissiyor olmalı, o an cebinden para çıkmadığı için..

Gelecekleri henüz belli değilken, yeni nesillere miras olarak ev, bağ, bahçe yerine borç hanesi bırakılmak istenmiyorsa bazı şeylerin anlaşılması gerekiyor. Bu konuda atılacak adımların rahat olması için işe, ayağa takılı olan borç zincirini fark etmekle başlanabilir..