Gayrımüslim Vakıfları Ve Dini Yapıları Konusunda Güncel Değerlendirme

E-mail Print PDF

Son iki gelişme Ermeni soykırım tasarısı furyasını yeniden başlattı. ABD ve Fransa’da her ne zaman seçim yaklaşsa,  tarihsel torbada hangi konular vardı gündeme getirip Türkiye’yi sıkıştırabilecek gündem oluşturulması sürpriz olmuyor. Fakat artık etkili de olmuyor. Bu yüzden de bu yazı, tasarıya karşı “yeter bu tasarılar” türünden bir yazı değil. Tarihi, çeşitli meclislerde yargılamak üzerine ortaya atılan çeşitli tasarılar için bir tarihçi olarak “bu doğru değil” yazıyı yazmaya bile gerek duymuyorum.

Sözkonusu gelişmelerden birincisi, yaklaşan Fransa Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde Ermeni lobisinin oyunu almak isteyen Sarkozy'nin de desteklediği yasa tasarısının 19 Aralık'ta mecliste görüşülecek olması, ikincisi Cuma günü 2011 faaliyet dönemini kapatmaya hazırlanan Kongre’nin son anda oylama takvimine aldığı 306 sayılı karar tasarısı.

ABD’nin “örtülü” tasarısı ise Türkiye’ye, el koyduğu kilise mallarını iade etmesi çağrısında bulunan bir karar tasarısı niteliğini taşıyor ve orijinal metninde Türkiye’yi aralarında Ermeni, Rum, Asuri, Pontus ve Süryanilerin olduğu iki milyon Hıristiyan’ı kasıtlı olarak yok etmekle itham ediyor. Türkiye’nin  kilise mülklerinin iadesini öngören bir yasayı kabul etmiş olmasına rağmen Kongre gündemine taşınan tasarının Rum ve Ermeni lobisinin çabalarıyla geçirilmiş olması, bilgisizlikten mi, kasıtlı mı şaşırmamak mümkün değil. Durum böyle olunca, meselenin bir boyutu olarak, Hıristiyanların haklarının korunması kadar iddia olarak sık sık gündeme gelen gayrimüslim yapılarının ve kiliselerin Türkiye tarafından korunmadığı konusunda bazı bilgileri paylaşmak istiyorum.

Uluslararası hukuk açısından Türkiye’de kültür varlıklarının korunması nasıl yapılmaktadır?

Uluslararası ilişkilerde kültür varlıklarının korunmasına dair bazı bilgilerden önce Türkiye’nin ilgili bakanlık ve diğer kurumların konuyla ilgili görevlerinden bahsetmek gerekir.

Tarihi eserlerin, yapıların korunmasının devlet teminatı, abidelerden faydalanma kuralları, eserlerin araştırılması, muhafaza edilmesi, tamiri, restorasyonu, aslına uygun yeniden inşası ile ilgili konular Kültür ve Turizm Bakanlığının ilgili kanunlarına göre yapılmaktadır. Ayrıca Avrupa Konseyi ülkelerinin imzaladığı 19.12.1954 tarihli Avrupa Kültür Sözleşmesi ile Arkeolojik Kültür Varlıkları’nın Korunmasına İlişkin Avrupa Sözleşmesi (1969) ve bu sözleşmeyi revize eden Arkeolojik Kültür Varlıklarının Korunmasına ilişkin (1992) Avrupa Sözleşmelerine de bağlı hareket etmektedir. Belediyenin görevleri arasında, kültür ve tabiat varlıkları ile tarihi dokunun ve kent tarihi bakımından önem taşıyan mekânların ve işlevlerinin korunmasına yönelik programları hazırlamak, bu amaçla yapılacak uygulamalara ilişkin işlemleri yürütmekle de bulunmaktadır. Vakıflar Genel Müdürlüğü Türkiye’de restorasyon yetkisi olan bir diğer kurumdur. “Koruma Uygulama ve Denetim Büroları (KUDEB)”, İl Özel İdareleri, Büyükşehir Belediyeleri ve Bakanlıkça izin verilen belediyeler bünyesinde, korunması gerekli taşınmaz kültür ve tabiat varlıklarıyla ilgili işlemleri ve uygulamaları yürütmek, denetimlerini yapmak üzere koruma, uygulama ve denetim büroları olarak görev yapmaktadır. Gayrimüslimlere ait dini yapılar, bütün bu kısaca bahsettiğim kurumların uygulamalarına göre ele alınmaktadır.

Gayrimüslim tarihi ve kültürel yapılarının korunması, kurtarılması ve daha fazla tahrip olmasının engellenmesi hususunda Türk devletinin politikası nedir?

Geçmiş süreçte kanuni zorluklardan kaynaklanan zorluklar ve bakış açısındaki korkular üzerinde durarak sayfalarca bu süreci anlatmaksızın son duruma bakmakta fayda var. Geçmiş dönem ve sorunların giderilmesi için gerek akademik gerekse STK’ların raporları bulunuyor, bunlara bakılabilir.  Bugüne dönecek olursak Kültür Bakanlığının veya kültür politikalarının milliyete göre ayrım yapmadan koruma ve restorasyon yapması önemlidir ve önemsenmektedir. Geçmişte Türk ve Müslümanlara ait olmayan yapılara iğreti bakan anlayışın görüldüğü süreçler, örnekler olmuştur. Bunlar Osmanlı’yı iyi algılayamamanın ve büyük yıkılışın etkisi ile darmadağın olmuş bir coğrafyanın sorunlarına dayanmaktadır. Her şeyden önce Türkiye’yi anlamak çok yönlü düşünmekten geçiyor.

Ayrıca üstüne basarak vurgulamak gerekir ki, bu anlayış sadece gayrimüslim yapılarına, tarihi eserlerine dönük değildir, eski eserlerin çoğu özellikle de dini yapıların büyük çoğunluğu yıkık dökük kalmıştır uzunca süre. Türkiye’de envanter kayıtları çıkarılmış 94.388 eser bulunuyor. Bunların tamamının restorasyon sürecine sokulması mümkün müdür? Elbette değildir. Fakat geçmişe göre çok daha hızlı hareket edilmekte, geçmişin eksiklikleri ve ihmalleri giderilme süreci yaşanmaktadır. Gayrimüslim yapılarının korunması ve restorasyonu, kültür turizmi açısından da önemlidir. Bu topraklarla geçmişte bağı bulunan Ermenilerin, Musevilerin, Rumların vd. restorasyonlu kiliseleri, eserleri ziyaret edebilmeleri bunun en güzel sonuçlarından olacaktır. Geçtiğimiz yıl Van’da Akdamar Kilisesi’nin onarımından sonra açılıştaki görüntüler bunu ortaya koymuştu.

O yüzden de ihmaller, korunamamış Rum, Ermeni yapıları, farklı amaca dönük kullanımda olan yapılar, Türkiye’de bir dönemin anlayışından kaynaklanmışsa da bunu bütüne yaymak, herkesin bu anlayışta olduğunu düşünmek haksız bir yaklaşımdır. Sorun aynı zamanda bir kültür meselesidir. Eski eserlerin bütününe yaklaşım, uzunca süre insanların öncelikli konusu olmamıştır. Malatya’da bulunan 400 yıllık Silahtar Kervansaray, birkaç yıl önceye kadar içine girilemeyecek kadar harap ve moloz dolu bir yapıydı. 5 yıllık restorasyonu geçen yıl gerçekleşti şehrin dibindeki bu devasa yapının. Koruma ve restorasyon bir maliyet konusudur. Yine göz önünde bulundurmak gerekir ki geçmişte böyle bir maliyet ayrılamamıştır. Bugün Türkiye’nin ayıracak gücü bulunuyor. Özellikle son on yıldır bütün tarihi eserlerin restorasyon ve korunmasında büyük aşama kaydedilmiş, maliyet ayrılmıştır. İlk soruda sıraladığım sorumlu kurumlar, Türkiye’deki yapıların çoğunu restorasyon sürecine sokma çabasında olduğunu görmekteyiz. Bu süreçte bazı Ermeni tarihi yapıların da tamamlandığını, bazılarının restorasyon sürecine sokulduğunu görmekteyiz.

Anıtsal yapılar ve sivil mimarlık örneklerinin onarımları: Erzurum Öşvank Kilisesi, Amasya Tarihi Ermeni Kilisesi, Kars Ani Tigran Honents Kilisesi (Boyalı Kilise), Van Akdamar Kilisesi, Trabzon Sümela Manastırı, Burdur Kavaklı Rum Kilisesi ve diğerleri… Son restorasyon sürecine sokulan Ermeni kiliselerinden birisi, Malatya Taşhoron Kilisesi’dir. Çok sayıda kilisenin restorasyon ön hazırlık süreci de devam etmektedir.

Bilgi vermek açısından, Kültür ve Turizm Bakanlığı sitesinde 58.752 sivil mimari örnekleri, 8224 dinsel yapı olmak üzere Türkiye’de bulunan 94.388 eserin envanter kayıtlarına dair listeler yer almaktadır. Bu listeler içinde kiliselerin taramasını yaparak bir özet değerlendirme yaptım 214 sayfalık bilgiden. Listede milliyet ayrımı yapılmadan Ermeni, Rum, Süryani vs. verilmiştir, kaç tanesinin Ermeni kaç tanesinin başka milletlere veya cemaatlere ait olduğunu bilmek listeden mümkün olmuyor.

Kültür Bakanlığı gayrımüslim dini yapıları listesinin rakamsal özetiyle 2149 adet toplam yapının türlere göre dağılımı şöyledir:

Dinsel yapı, kilise: 1878,  Antik kilise (arkeolojik sit alanı içinde olanlar, kaya kiliseleri): 37

Cami adıyla kayıtlı kilise: 121,   Kilise kalıntıları ve kilise çeşmeleri: 70

Adında “kilise” terimi bulunan bazı yapılar, kilise kapısı, kültürel ve halk kültürü unsurları, soyut eserler, resimler, figürler, kıyafet, mumluklar, halı, kilise motif detayı, fotoğraflar, kitabe, bordür, mezarlar, tasvirler, heykel, sunak masası, papaz kürsüsü, haç, ayin müziği de bu listenin geriye kalanını oluşturmaktadır.

Türkiye’de Cemaat Vakıfları Sorununda Son Gelişmeler..

TBMMM’deki bir soru önergesine yanıt veren Bülent Arınç bu konudaki son durumu şöyle yansıtmıştı;

*Azınlık vakıfları 1410 taşınmaz için başvuru yaptı. 181’i için olumlu, 347 tanesi için de olumsuz yanıt verildi. 893 başvuru belge eksikliği nedeniyle reddedildiğini,

*2008’deki düzenleme ile 1936’da azınlıkların verdiği beyannamelerde kayıtlı olan ancak 1974’ten sonra hazine ve Vakıflar Genel Müdürlüğü’ne geçen taşınmazların iadesine karar verildiğini,

* 2011’deki son düzenleme ile de sonradan edinilen ve üçüncü şahıslara geçen taşınmazlara ilişkin mülkiyet sorunun çözüme kavuşturulmak istendiğini kaydetti. 15 Kasım 2011 itibariyle sadece 1 cemaat vakfının iade başvurusunda bulunduğunu,

*Vakıflar Genel Müdürlüğü’nün, malların iadesinin yanı sıra gayrimüslim vatandaşlar tarafından kullanılan ibadethaneleri onarıma aldığı ve Çanakkale Gökçeada Aya Nikola Kilisesi, İstanbul Süryani Katolak Vakfı’na tahsis edilen Hatay İskenderun Süryani Katolik Kilisesi, Antakya Rum Katolik Kilisesi Vakfı’na tahsis edilen Hatay İskenderun Rum Katolik Kilisesi ve Diyarbakır Sur Ermeni Protestan Kilisesi’nın onarımlarını tamamlandığını, Diyarbakır Sur Ermeni Katolik Kilisesi, Edirne Merkez Havra’nın onarım çalışmaları ise devam ettiğini, Ayvalık Cunda Taksiyarhis (Ayanikola) Kilisesi, Gaziantep Nizip Fevkani Kilisesi, Gökçeada Yıldız Köy Manastırı, Gökçeada Ayamarina Rum Ortodoks Kilisesi’nin onarılacağını,  Gaziantep Şahinbey Havra, Kilis Merkez Havra, Hatay Yayladağı Rum Ortodoks Kilisesi”nin onarımları ise planlama aşamasında bulunduğu açıklandı.

 

Bahsetmek istediğim diğer bir gelişme, Ekim ayında Diyarbakır'da 350 yıllık, Ortadoğu'nun en büyük Ermeni kilisesi olan Surp Giragos onarılarak tekrar ibadete açılmasıdır.  Ortadoğu'nun en büyük Ermeni Kilisesi, Büyükşehir Belediyesi ve Ermeni cemaatinin ortaklaşa katkılarıyla onarıldı ve ibadete açıldı. Kilisedeki ayin için ABD'den, Almanya'ya, Hollanda'dan, Suriye ve Ermenistan gibi dünyanın dört bir yanından Ermeniler katıldı.

İzmir’in muhtelif semtlerinde İzmir’de Musevi Cemaati adına kayıtlı taşınmazlar bulunmakta ve bu taşınmazların havra, sinagog ve mezarlık İzmir’de yaşayan yerleşik Musevi Cemaati tarafından kullanılmaktaydı. Dün (14 Aralık) İzmir Musevi Cemaati, “İzmir Musevi Cemaati Vakfı” adıyla tescillendi ve cemaatin 22 taşınmazı vakfa kaydedildi. Böylece cemaatin, 100 yıllık bir geçmişe dayanan sorunu da çözülmüş oldu. Yakında İzmir Havra Sokak’ta bulunan Şalom, Giveret, Elgazi, Bikurholim, Beth İsrael ve Roşarr sinagoglarıyla birlikte kullanılmayan 12 sinagog ve 4 dükkan, bürokratik işlemlerin tamamlanmasının ardından vakfa verilecek.  Cemaat vakıfları temsilcisi Laki Vingas, “Cemaatin cumhuriyet tarihi boyunca tüzel kişiliği yoktu. Bu tarihi kararla birlikte cemaate tüzel kişilik kazandırdık. Dolayısıyla dün yani yüzlerce yıldır var olan bugün de devam eden kentin en eski cemaatlerinden de biri olan Musevi cemaatinin hukuksal kimliğini yarattık ve taşınmazların tescilinin yolunu açtık. Çünkü günümüze kadar oradaki mülkler, ibadethaneler ya hahambaşılığa ya da cemaat adına kayıtlıydı. Bir disiplinsizlik vardı. Biz kararımızla bütün bunları vakıf çerçevesi içine alıyoruz.” açıklamasını yaptı. 

Cemaat vakıfları listesi için bkz. http://www.vgm.gov.tr/sayfa.aspx?Id=38


TurkishNY at Twitter
TurkishNY at Facebook

Daily Newsletter

 


May 2012
S M T W T F S
29 30 1 2 3 4 5
6 7 8 9 10 11 12
13 14 15 16 17 18 19
20 21 22 23 24 25 26
27 28 29 30 31 1 2