Sizlere ilk yazımda en sevdiğim konudan, yani tiyatrodan bahsetmek istiyorum. Ama öyle genel bir konu olarak almayın bunu. Ben bizzat kendi tiyatro serüvenimden bahsetmek istiyorum. 21 yıl önce başladığı günden, bu güne kadar olan… Biliyor musunuz; bu koskoca Amerika'da Türk kültürünün sadece kebaptan ibaret olmadığını kabul ettirmek öyle zor ki.. Türklerin 'sanat' denen kavrama duyarsız olmadığını, hatta zaten üzerinde konumlandığı toprakların, binlerce yıldır sayısız kültüre ev sahipliği yaptığı gerçeğini öğretmek, hatırlatmaya çalışmak, ve bunu bütün milletlerin sanatlarını icra etmeye çalıştıkları New York'ta yapmaya çalışmak aslında inanılmaz zor bir iş. 21 yıl önce, o prova yapılan salona ilk girdigimde, yıllar boyunca bunlarla savaşacağımı inanın hiç düşünmemiştim.

Yıllarca hep hayaller kurdum bu ülkede. Verdiklerimin yanında aldıklarımı hesap etmeden. Gelir-gider tablosu tutmadan. Hem maddi, hem manevi. İçimde bir aşk vardı adı 'tiyatro' olan. Onun peşinden koştum, savruldum hep. New York'ta tiyatroya başladığımdan beri 21 yıl olmuş. Çeyrek asıra yaklaşıyor neredeyse. Şimdi, 21 yıl önce doğmamış olan çocuklarla aynı sahneyi paylaşıyorum, onlara da bu tutkuyu aşılamaya çalışıyorum. Nasıl büyük bir zevk, tarif edemem.

Bu serüvene ilk kez, o zamanlar çok aktif olan 'Türk Amerikan Gençlik Derneği'nin tiyatro provalarına giderek başlamıştım. İçimdeki tiyatro aşkını hayata geçirebileceğim bir yer bulmuştum sonunda Amerika'da. Birçok genç o prova salonunda bir araya gelmiş, oyun çıkarmaya çalışıyorlardı. Hepsiyle tanıştım, kaynaştım, bazılarıyla dost oldum. Hepimiz gençtik, acemiydik, yeniydik, heyecanlı ve tutkuluyduk. Bazıları eğlenmek için, bazıları sosyalleşmek için, bazılarıysa sırf tiyatro aşkından geliyorlardı provalara. Bazılarımız o televizyonda izlediklerimiz kadar iyiydik hatta. Ağlayıp ağlatabiliyor ve güldürebiliyorduk. İçinde gerçekten tiyatro aşkıyla orada bulunanların dışındakiler elendi gitti. Yıllar geçtikçe, içinde sadece tiyatro aşkı olanlarımız, durmaksızın devam etti bu serüvene. Çalışmaya, öğrenmeye devam ediyor, profesyonel tiyatrocularla tanışınca heyecanlanıyor, kendimizi onlara gösterebilmek için çırpınıyorduk. "Biz de varız" diye haykırıyorduk. Ama kimse bizi görmüyordu, ya da görmek istemiyorlardı belki de. Çaresiz çırpınmalar olduğunu anlayıp kendi kabuğumuza çekiliyorduk yine. Acaba gerçekten iyi değil miyiz, gerçekten bu işten anlamıyor muyuz diyerek moralimizi bozuyor, sürekli kendimizde hatalar arıyorduk. Bir keresinde provaya gelen ünlü bir tiyatro sanatçısının; "bunlar güzel, amatör çalışmalar" diyerek provadan ayrılışını unutamıyorum. Oysa O'nun bizi kutlayacağını düşünmüştük. Bu kadar emeği ve özveriyi görünce bir destek vermek isteyebilir diye düşünmüştük. Bize destek olmayanlara  kızmaya başladık sonra. Kendimizde hata bulamıyorduk tabi, belki de hatamızı nasıl bulacağımızı bilmiyorduk.  Elimizden geleni yapmış, ve hatta elimizi taşın altına koymuştuk hep.

Yıllar geçtikçe, biz denemeye devam ettikçe ve fakat hiç birşey değişmeyince, düşünmeye başladım; "Elimizi taşın altına ne kadar koyduk?  Acaba elimizi altına koyduğumuz taş, doğru taş mıydı?  Gerçek bir risk almaya ne kadar cesaretliydik?  Dönüp kendimizi gerçekten yargılamaya, gerçekten gelişmeye ne kadar açıktık?  Gerçek bir tiyatro topluluğu olmaya ne kadar hazırdık?" diye..

Tam bunlara kafa yorduğum bir zamanda, düşüncelerimi, yıllarını devlet tiyatrosu'nda geçirmiş olan bir oyuncuya açtım. Bana manevi olarak verdiği destekle ve anlattığı örneklerle daha da cesaretlendim. Tüm tiyatro sevdalılarını bir araya toplayacak olan ve tüm bu sanat faaliyetlerini bir arada yürütebileceğimiz bir kuruluş olmalıydı bu. Bu kadar yıldır verdiğimiz çabaların bir getirisi olmalıydı. Ve evet.. ilk resmi tiyatro topluluğu TAASNY bu fikirlerle kuruldu. Aslında pek de kimseyi dinlemeden, fikrini sormadan, sonunu düşünmeden. Sadece elimi doğru taşın altına koyduğumdan emin olarak..

Benimle birlikte bu işe gönül verenlerle oturduk, karar verdik. İlk oyun 'Kanlı Nigar' olacaktı. Büyük bir heyecanla işe giriştik. Ayrıca işin içinde olmak isteyen tüm arkadaşları davet ettik. Katılanların sayısı gün geçtikçe arttı. Ve şu ana kadar New York'ta görülmemiş bir şekilde, 1500 seyirciyi bir araya toplayan 'Kanlı Nigar' oyununu sahneye koyduk. Bu müthiş bir sonuçtu. Bir Broadway salonunda Türk tiyatrosunun çok önemli eserlerinden birini 1500 seyirci karşısında sahneledik. Hem de toplumun tüm kesimlerinden katılımlar oldu oyuna. İlk kez ülkenin tüm gazetelerinde haber oluyorduk. Öyle gurur verici bir geceydi ki.. son alkış yıllarca verdiğimiz emeklere tam bir anlam kazandırıyordu. Ve artık doğru yolda olduğumuz açıkça farkediliyordu. Yıllarca kendi yağıyla kavrulan amatör tiyatro hareketi, yerini bir kuruma bırakmıştı. Ve bu kurum ciddi işler yapıp, Türk kültür ve sanatını Amerika'da, hem kendi kültüründen uzakta olduğu icin mahrum kalan Türk halkına, hem de başka milletlere tanıtacaktı.

Peki sadece Türkçe oynanan oyunlarla sanatımızı ne kadar tanıtabilirdik New York'ta diye düşündük sonra. İyi bir çözüm bulmamız gerekiyordu. Altyazı ya da simultane çeviri. Neden olmasın? Operada oluyor, tiyatroda neden olmasın? İşte, ilk kez simultane çeviriyi ikinci Broadway oyunumuzda, "Hisseli Harikalar Kumpanyası'nda" kullandık. Bu sefer ilk kez bir Türk müzikali Broadway'de Beacon Theater'daydı ve toplam 3000 kişi (600 kadar Amerikalı seyirci de kulaklıktan çeviriyle) müzikali seyrediyordu. İkinci kez mucize gerçekleşmişti ve herşeyi bir adım daha ileriye taşımıştık.

Durmak olmaz. Peşinden anlı şanlı 'Keşanlı Ali Destanı' geldi. Bu sefer daha profesyonel bir iş çıkarmak adına, Devlet Tiyatrolarının (DT) bize gönderdiği bir yönetmenle oyunu çıkardık. Düşünebiliyor musunuz? Yıllar önce amatör denilen, yüzümüze bakılmadığı günlerden nerelere gelmiştik?  DT 'New York Türk Amerikan Sanat Toplulugu'na yönetmen yolluyordu. Artık yaptığımız işler göz önünde bulundurularak daha da ciddiye alınıyorduk. Ciddiye alanların başında da DT Genel Müdürü Lemi Bilgin vardı. Büyük bir heyecan ve ilk günkü tutkuyla oyunu hazırladık, binbir zorluğun altından kalkarak oyunu Town Hall'da 1500 kişiye başarıyla sahneledik. Ayrıca bu kez "supertitle" altyazı tekniğiyle oyunu İngilizce olarak yine Amerikalı seyirciye ulaştırmıştık! Yine bir mucize gerçekleşmiş, yine yüzlerce alkış sesi, verdiğimiz emeklerimizin anlamını layığıyla kazandırmıştı.

Peki bu kadar mi? Hayır.. Sadece yetişkinler değil, tiyatro olarak çocuklar için de mutlaka bir şeyler yapmalıydık diye düşündüğüm günlerdi. İlk çocuk oyunumuz 'Ali Baba ve Kırk Haramiler' bu fikirle ortaya çıktı. Tüm ekibi toplayarak kafamdakileri anlattım. Çalıştık, hazırlandık ve sahneledik. New York'ta ilk kez bir Türk çocuk oyunu sahnelenmişti. Rengarenk bir oyun oldu. Çocuklar çok sevdiler, ilgi güzeldi, ilk kez çocuklar için bir şeyler yapmıştık. Onların mutlu oluşları büyüklerinkine benzemiyordu, çok net, çok coşkuluydu!

Ancak bu da yeterli değildi..  O zaman daha güzel bir çocuk oyunu yapmalıydık. Onlar coşkulanmakta bu kadar cömertken, bizim de onlara karşı daha cömert olmamız gerekir diye düşündüm.

Müzikleri, dansları daha güzel olmalıydı, daha iyi calışılmalıydı. Aynı zamanda daha öğretici, bilgilendirici olmalıydı. Oyunun daha güzel yönetilmesi gerekiyordu. Bir önceki oyundaki eksikleri görmüştük ve bu sefer eksiksiz olmalıydı çocuk oyunu. Daha iyi araştırıp, daha çok oyunu değerlendirmemiz gerektiğini düşündüğüm anda kurumumuzun sanat direktörü Ece Ünsal, elinde 30 adet oyunla geldi. Yaratıcı kadromuzu topladık ve 30 oyunu da okuduktan sonra, "Uçan Adam" adlı oyuna karar verdik. Oyun tam istediğimiz gibiydi. Sevgili Dersu Yavuz'un kaleminden çıkmış, içinde 'iyi bir çocuk oyunu' olma özelliklerinin tümünü barındıran, harika bir eser. Tüm dünya çocukları için yazılmış, hepsinin anlayabileceği konuları, hepsinin anlayabileceği tarzda anlatan. İşte o zaman, bunu tüm çocuklara oynamanın vakti gelmişti, hem Türk, hem Amerikalı. Merve Duygun hemen, oyunun dokusu hiç bozulmadan İngilizce'ye çevirdi. Ülkemizin yetiştirdiği çok başarılı genç nesil bestecilerden Diğdem Aslan vakit kaybetmeden, oyuna müthiş müzikler yazdı. Ece Ünsal müzikleri büyük bir zevkle İngilizceye uyarladı ve aynı zamanda bütün kadroyu çalıştırdı. Aslı Yeşil koreografilerde oyuncuları teker teker uçurmaya başladı. Nihan Yeşil büyük bir titizlikle muhteşem renklerde afiş, kostüm ve dekor tasarladı. Bursa'dan kumaşlar geldi. Kostümlerin bir kısmı Bursa'da Aslı'nın annesinin yaşadığı köyde, köylü kadınlar tarafından dikildi ve New York'a geldi. Geri kalanı ekibin atölye çalışmasıyla tamamlandı. İşte Uçan Adam böylece ortaya çıktı. Lighthouse Theater'da yüzlerce Türk çocuğa ulaştı. Çocuklar bu sefer bayıldılar oyuna. Yine bir mucize gerçekleşti ve bu sefer minik ellerden çıkan alkış sesi herşeyi yerli yerine oturttu. Ekip, işte böylece bütün emeğinin karşılığını almış oldu.

Şimdi ise iki aydır, Washington merkezli Türk Kültür Vakfı'nın vermiş olduğu katkıyla, Uçan Adam-Flying Man müzikli çocuk oyununu Amerikalı ilkokul öğrencilerine ücretsiz olarak oynuyoruz. Bu güne kadar 12.000'den fazla çocuk 'Uçan Adam'ı İngilizce olarak gördü. Okullar oyunumuzu birbirlerine önerdikleri için hala birçok okuldan davet alıyoruz. 1 Mayıs'ta ATA-DC'nin davetlisi olarak Washington DC'de yine çocuklarla buluşacağız.
Ayrıca bütün bunların yanında, ayda en az 1 ya da 2 kez okullara giderek 'Karagöz-Hacivat" gölge tiyatrosunu da Amerikalı çocuklarla tanıştırmaya devam ediyoruz.

İşte 21 yıl önce çekinerek girdiğim o prova salonundan çıktıktan sonra bunlar oldu. Arkamdan beni sürükleyen rüzgar dinecek gibi değil, heyecanım hiç bitmiyor. Biz Türklerin geç keşfettiği bu kıtada, bu kültür başkentinde bolca alkış alacak daha birçok oyunumuz, birçok müzikalimiz olacak. Biz hep daha iyisini, daha iyi şekilde sunmak için uğraşırken, sizin de sanatımıza olan merakınız, desteğiniz hiç azalmasın. Azalmasın ki; birgün bir Amerikalı arkadaşınızı kendi sanatınızla tanıştırmak istediğinizde onu bu şehirde götürebileceğiniz iyi bir sanat topluluğunuz olsun. Bu serüven boyunca anladım ki; seyirci ne kadar yürekten desteklerse bir sonraki oyun hep daha iyi oluyor. Çünkü seyircimiz beğendikçe biz hep daha da iyi olabilmek için uğraşıyoruz. İşte bu noktada ben, bana düşeni yapmaya hep devam edeceğim. Sizi de bu serüvene davet ederek çok şey istemiş olmuyorum sanırım, değil mi?

İbrahim Yazici
www.taasny.com
ibrahimyazici@taasny.com