SURİYE’de içsavaş Türkiye açısından en tehlikeli aşamaya girdi. Çünkü artık sorunlar siyasi alandan askeri alana doğru hızla kayıyor.

Zira Amerika YPG’Ye silah vermenin de ötesinde güney sınırımızda “yarısı PYD militanı” olmak üzere 30 bin kişilik bir “Sınır Gücü” kuruyor. Bu YPG’nin elinde tuttuğu Kuzey Suriye’deki yerlerde sadece güçlenmesi değil, siyasi kimlik kazanması demektir.

Dahası, Amerikan kaynaklarında “Sınır Gücü” için tanımlanan bölge, Türkiye ile askeri çatışma ihtimalini güçlendirmektedir.

‘KIRMIZI ÇİZGİ’

Reuters’ın haberinde ABD’nin YPG ile kuracağı sınır gücünün coğrafyası “Kuzey’de Türkiye sınırı, güneydoğuda Irak sınırı ve Fırat Vadisi boyunca” diye tanımlanıyor.

Halbuki Fırat Kalkanı operasyonu ile Türkiye Cerablus ile Afrin arasındaki 2500 kilometrekarelik bir alanı kontrol altına almıştır. “Türkiye sınırının güneyinde... Fırat Vadisi boyunca” ne demek? Fırat Kalkanı bölgesini içine alıyor mu?

Türkiye defalarca “Fırat’ın batısı kırmızı çizgimizdir” açıklaması yapmıştı. Fırat Kalkanı operasyonu bunu güvence altına almıştı. ABD ve YPG’nin “Fırat Vadisi boyunca” teriminin içinde Fırat’ın batısı da var mı?

Ayrıca Türkiye Afrin’e ve Menbic’e operasyon yapacağını defalarca açıkladı, bunu da akıldan çıkarmamak lazım.

AMERİKA VE YPG

ABD Savunma Bakanı Jim Mattis 2 Aralık’taki konuşmasında “YPG’yi polis gücü olarak destekleyeceğiz” demişti.

Görülüyor ki ABD’nin ani bir kararı değil, yaklaşık bir buçuk ay içinde “Polis Gücü”nden “Sınır Gücü”ne, 30 bin kişilik ordu düzeyine terfi ettirilmiş!

Ankara diplomatik girişimlerle bunu önleyememiş olmalı ki, terör örgütünün sözcülerinden Abdülkadir Effendili beş gün önce “Tehditlere cevap vermek için kendi ordumuzu oluşturuyoruz” diye açıklama yapabilmişti! (Times, 10 Ocak)

RUSYA NE YAPIYOR?

Rusya tarafını tekin sanmak da hata olur. Bosna’da Sırp milislerini silahlandıran Moskova’nın Soçi görüşmelerine YPG’yi katmaya çalıştığı da biliniyor.

Esad güçleri “çatışmasızlık bölgesi” ilan edilen İdlib’e elbette Rusya’nın desteğiyle askeri harekât yapıyor; Türkiye bunun durdurulmasını Moskova ve Tahran’dan talep etti.

Suriye krizinde dengeler beş yılda Rusya lehine değişti, Esad lehine değişti ve en önemlisi YPG lehine değişti!

Esad’ın YPG’yi “hain” ilan etmesi ve ABD’nin “Sınır Gücü”ne karşı çıkması olumlu bir işarettir fakat Ankara’nın Esad’la gizli diplomasi yoluyla bile teması yok.

KAMU DİPLOMASİSİ

Keşke Suriye politikamız esnek olsaydı, “Esad gitsin”e kilitlenmeseydi, Moskova ile uçak krizi olmasaydı, Batı ile daha koordineli olsaydı...

Önemli olan bundan sonrası tabii.

Askeri durumu Genelkurmay daha iyi bilir; askeri durum müsaitse ve diplomasisi iyi yapılarak Afrin operasyonunda gecikmemek lazım çünkü siyasi şartlar gittikçe daha olumsuzlaşıyor.

Askeri güç çok önemli olmakla beraber, hele de çağımızda tek başına belirleyici olmuyor. Amerika’da Pentagon her zaman “jeopolitik” gerekçelerle Türkiye yanlısı olur, diğer kurumlardaki olumsuz eğilimlere karşı çıkardı.

Türkiye Batı’da “kamu diplomasisi”ni çok daha etkin kullanabilmeli. Geçmiş bütün dönemlerdeki krizlerde Türkiye’ye karşı tavır alanlar olduğu gibi Türkiye lehine tavır alanlar da olmuş, bu durum aleyhimizdeki eğilimleri en azından yumuşatmıştı. Bugün kamu diplomasisinin gereklerini hiç ihmal etmemek lazım.

‘BİLİNMEYEN LOZAN’

Sizinle bir sevincimi paylaşmak istiyorum; “Bilinmeyen Lozan” adlı kitabımın üçüncü baskısı yayımlandı. Bir yazar olarak sevinmenin yanında, büyük bir diplomasi dosyası olan Lozan’ı okumanın çok gerekli olduğunu düşünüyorum.

Geldiğimiz nokta yüzyıllık Lozan dengesinin savunulması değil midir?

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/suriyede-nereye-40711080