Herkesin cildi aynı hızda yaşlanmaz. Cildimizin nasıl yaşlanacağına da sadece genlerimiz karar vermez. En az genler kadar iç ve dış etkenlerin de rolü vardır.

Cildi içten yaşlandıran faktörlerin en başında aşırı şeker tüketimi geliyor. Şeker tüketimi arttıkça kan şekeri yükseliyor, insülin-şeker ayarı bozuluyor, vücudun diğer dokularında olduğu gibi ciltte de “glikasyon” yani “şekerlenme” adı verilen süreçler devreye giriyor.
Bu süreçler zaman içinde cildi koruyan kolajen desteğinin bozulmasına neticede de hızla yaşlanmasına sebep oluyor.
Tabii ki dış etkenler de önemli. Dış etkenler deyince de aklınıza sadece güneş ışınları gelmemeli. Sigara ve hava kirliliği de mühim birer cilt yaşlandırıcısı.
Dış etkenlere bağlı cilt yaşlanmasını anlamanın en kolay yolu basit bir gözlemden; “bilek testi” yapmaktan geçiyor.
Test dedimse korkmayın, basit, kolay, sıradan bir gözlemden bahsediyorum. Test için bilek bölgesindeki cildinizin iç ve dış yüzüne bakmanız yeterli.
Bileğinizin dış yüzündeki güneş gören ve dış etkenlerden fazlaca zararlanan kuru, pörsümüş, yaşlanmış deri yapılanmasının nedeni dış faktörlere bağlı hızlı cilt yaşlanmasıdır.
Bileğinizin iç kısmında izlediğiniz neredeyse bebeksi manzara ise doğal iç yaşlanmanın neticesidir.
Bir mühim bilgi daha: Cildin yaşlanma sürecini ve süratini tayinde kullanılan yeni bir test geliştirildi. Bu test, ciltte glikasyona bağlı yaşlanmanın sürat ve şiddetini çok net ve açık olarak tanımlayabiliyor. O testin ne olduğunu bir başka yazıda anlatacağım.

Daha genç bir cilt için 10 tavsiye

k Şekere ve una hayır deyin.
k Omega-3 zengini balıkları (hamsi, uskumru, levrek, istavrit, lüfer) tercih edin.
k Likopen zengini besinleri (domates, salça) daha sık ve bol tüketin.
k Yeşil ve siyah çaydan istifade edin.
k Zeytinyağı mucizesini ihmal etmeyin.
k Betakaroten zengini besinleri (bal kabağı, havuç, Trabzon hurması) diyetinize ekleyin.
k Badem, ceviz ve fındıktan usulünce istifade edin.
k Yumurtanın değerini bilin.
k Kızartarak değil, haşlayarak yiyin.
k Su içmeyi ihmal etmeyin.

Çamaşır suları zararlı olabilir mi?

Bulaşık deterjanı, çamaşır suyu, ağartıcı ya da leke çıkarıcı evlerde temizlik amacıyla kullanılıyor. Ne var ki bunların her zaman doğru, dikkatli, usulüne uygun kullanıldıklarını söylemek pek mümkün değil.
Ayrıca ürünlerin bazılarında ciddi güvenlik sorunları da söz konusu ve bunların içerikleri nedeniyle zaman zaman bazı sağlık sorunlarına yol açabilme ihtimalleri var.
Kısacası evde temizlik yaparken dikkatli olun, özellikle çamaşır sularını kullanıyorsanız biraz özen gösterin.
Aksi takdirde sağlığınız her zaman risk altına girebiliyor.
“Peki ne yapmalı, hangi önlemler alınmalı?” diyorsanız yandaki kutulara göz atmanızı öneriyorum.

Klor gazı toksisitesine dikkat!

Sorun yaratan temizlik ürünlerinin ilk sırasında çamaşır suları geliyor. Bunların da çoğunun içeriğinde “hipoklorit” var. Hipoklorit su veya başka kimyasallarla karıştırıldığında ciddi sağlık sorunları gelişebiliyor.
Hipoklorit su ile temas ettiğinde içindeki klor gazı çözünür hale geliyor. O gazın solunması ise cildi, gözü, ağzı, boğazı, akciğerleri tahriş edebiliyor. Neticede solunum güçlüğünden ağız boğaz yanmasına, öksürük ataklarından göğüste daralma ve basınç duygusuna, bulantı, kusma, baş ağrısına kadar değişebilen bir dizi sorun ortaya çıkıyor.
Derinin klor gazı ile temas etmesi de ciltte yanma, uyuşma, ağrı gibi yakınmalar, bazen de döküntülere sebep olabiliyor.
Özeti şu: Yaygın kullanılan temizlik ürünlerinin en başında çamaşır suları var ve ev hanımları bu ürünlerden tuvalet temizliğinde de faydalanma yoluna gidiyor.
Ayrıca yerlerin temizliği, lavaboların ovulması, mutfak tezgâhlarının temizlenmesi, evyelerin parlatılması, duşa kabinlerin aklanması için de bunlardan faydalananlar var.
Kısacası bu ürünlerin çok yaygın kullanım alanı olduğu kesin. Bu nedenle de çamaşır suyu kullanımında oluşabilecek klor gazı toksisitesi hakkında her ev hanımı bilgilenmeli.

Klor zehirlenmesinde ne yapacaksınız?

Doğru olanı bu ürünlerle oluşabilecek sorunları daha en baştan önlemek. Yani klor gazına maruz kalmamaya çalışmak.
Böyle bir durumla karşılaştığınızda özellikle nefes darlığı, gözde, ağızda, boğazda yanma, bulantı, kusma, baş dönmesi gibi olumsuz işaretler ortaya çıktığında ilk yapacağınız şey ise o ortamdan süratle uzaklaşıp temiz hava soluyabileceğiniz bir başka ortama geçmek. Yakınmaların devam ettiği durumlarda da süratle bir tıbbi yardım istemek en doğru yaklaşım.

Şekerin verdiği 10 mühim zarar

k Şeker; “Glikasyon”, yani “şekerlenme” denilen kimyasal süreçlerle doku ve organlardaki protein ve yağların oksidasyonuna, kronik iltihaplanmaya ve hızlı yaşlanmaya sebep oluyor.
k Yüksek kalori içeriği nedeniyle insülin direncini tahrik edip diyabete giden yolun zemin taşlarını oluşturuyor.
k Göbek ve karın bölgesinden aldırdığı kilolarla kronik hastalıklara ve kötü yaşlanmaya yol açıyor.
k Karaciğer yağlanmasını tetikleyip karaciğerin toksin temizleme fonksiyonlarını aksatıyor.
k Bağışıklık sisteminin gücünü, kuvvetini azaltıyor.
k Mikrobik hastalıklara yakalanmayı kolaylaştırıyor.
k Kanser riskini artırıyor, kanserli hastalarda metaztaz ihtimalini yükseltiyor.
k Bağırsak biyolojisini bozuyor, bağırsaktaki mikrobiyolojik dengeyi alt üst ediyor, iyi bakteri azaltıp kötü bakterileri ve kandida mantarını artırıyor.
k Alzheimer ihtimali varsa tetikliyor, Alzheimer dışı bellek kayıplarının da önemli hazırlayıcılarından biri olduğu iyi biliniyor.
k Diş çürümelerinin de en önemli sebebi şekerli besinler.

Her probiyotik herkese uymaz

Probiyotik takviyeler son yılların gözde sağlık destek ürünleri. Tıpkı omega-3, D vitamini takviyeleri gibi onların satışında da ciddi artışlar var.
Ama diğer destek ürünleri gibi bu ürünlerde de bilinçli bir tüketici olmak, hangi sorunda hangi probiyotikten yararlanmak gerektiğini bilmek mühim bir ayrıntı.
Eczanelere gittiğinizde farklı markaların farklı ürünleriyle karşılaşıyorsunuz. Bu ürünlerin içerisindeki probiyotik bakterilerin tipleri, karışımları ve içerdikleri koloni miktarları oldukça farklı.
Bu probiyotik desteklerin kimi ishal sorununu çözerken, kimi de kabızlık problemine çözüm üretebilme kapasitesinde.
Ayrıca bağışıklığı güçlendiren, kilo kontrolüne destek olabilen, alerjileri engellemede, gaz, şişkinlik ve benzeri problemleri önlemede işe yarayabilen ürünler de birbirinden oldukça farklı.
Özeti şu: Hangi probiyotiğin hangi sorunu çözmede işe yaradığını bilmeden önünüze gelen her probiyotiğin üstüne atlamayın. Mümkünse bir doktordan, en azından eczacınızdan yardım isteyin.

Sahtekarlar hâlâ devrede

Instagram ve diğer sosyal medya araçlarında ismimi ve fotoğrafımı kullanarak zayıflama çayı pazarlayanlar, birkaç gün önceki uyarıma rağmen yaptıkları sahtekarlığı ısrarla sürdürüyor.
Bir daha hatırlatıyorum: Moringa Tea adı altında -ya da başka isimle- pazarlanan bu sahte zayıflama ürünlerinin tümünden ve bu Moringa Tea hilesinden lütfen uzak durun, asla kullanmayın.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/cildiniz-kac-yasinda-40672054