OTOKRASİ kavramını Meşrutiyet aydınları ‘idare-i şahsiye’ yani kişisel yönetim diye tercüme ederlerdi.

Yönetimde kanunlar, kurallar ve kurumsal ilkelerden önce baştaki kişinin tercihlerinin hâkim olması.

İktidar partisinin belediye başkanları operasyonuna bu açıdan bakıyorum.

Yeni başkanlar, “eski başkanın bürokratlarını” tasfiye ediyor, projelerini iptal ediyor. Yerlerine “yeni başkanın kadroları” getiriliyor.

Yeni başkanları halka sevdirmek için de bazı belediye hizmetleri ucuzlatılıyor.

Bu tablo, kitaplarda anlatılan “otokrasi” ya da “idare-i şahsiye” kültürünün örnekleridir.

‘BAŞ’A BAĞLI

Eski başkanlar yanlış adamlarla çalışmış, yanlış projeler yapmışsa o zaman AK Partili belediye meclisi üyeleri niye “başkan”ı denetlememişler?

Niye “başkan”ın yanlışları hakkında genel görüşme ve soruşturma talebinde bulunmamışlar?

En hafifi, niye eleştirmemişler de “baş” değişince yerine gelen “yeni baş” o kadroları temizliyor, projeleri iptal ediyor?

Bakalım, yeni “baş”ın bu uygulamaları konusunda soru soracaklar mı? İzahat isteyecekler mi?

Ne kadar “baş”a bağlı, ne kadar “kişisel” bir yönetim değil mi?

Bu kültürde zaten “baş” kolay denetlenemez.

AK Parti kendi içinde ve kamu bürokrasisinde de böyle işliyor ama sırf bu partiye özgü değildir; tarihten gelen esaslı bir sorunumuzdur.

ŞEFİN KARARLARI

Avrupa’da mutlak krallıklar, bizde padişahlar döneminde bunun en âlâsı vardı. Bizde “intisab, dehalet, himaye” denilirdi, Avrupa’da “patronaj” deniliyordu.

Şemseddin Sami 1901 yılında Kamus-ı Türki adlı sözlüğünde “intisab”ı şöyle tanımlamıştı:

“Bir büyük adama veya bir daire (çevre) ve heyete ve hanedana merbut (bağlı) ve müteallik (ilişik) olmak.”

O gelenekte kamu görevleri de “kişiye bağlılık” idi.

Prof. Metin Heper kırk yıl önce yayımladığı “Türk Kamu Bürokrasisinde Gelenekçilik ve Modernleşme” adlı kitabında bu eski usulü şöyle anlatır:

“Şefin kararları her an değişebileceği için nesnel olarak tanımlanmış resmi görev kavramı gelişmemiştir.” (s. 38)

‘BENİM ADAMIM’

Modernleşme sayesinde Türkiye bunu hayli aştı, “modern bürokrasi”nin hukuka bağlılık ve liyakat gibi değerleri bizde gelişmiştir fakat yetersiz.

Yeni Şafak’ın kaliteli yazarlarından Kemal Öztürk, belediyelerdeki operasyonları analiz eden yazısında şu tespiti yapıyor:

“Konu yine liyakat ve ehliyet meselesine gelip dayanacak. ‘Benim adamım olsun’ kavgasının zararlı sonuçlarını yaşıyoruz aslında.” (26 Ekim 2017)

Önceki iktidarlarda da şu veya bu ölçüde görülen “intisab” geleneği...

Tanzimat ve Meşrutiyet aydınları “idare-i şahsiye” ve “itaat” kültürünü eleştirdiler, “kanun hâkimiyeti, kamu görevi” gibi kavramları savundular. Fakat eleştirileri dar bir okumuşlar çevresinde kaldı.

ÖZGÜR BİREY

Tek parti devrinde Refik Saydam’ın deyişiyle “şeflerimize inkıyad” (uyma) formülü resmen geçerliydi.

CHP tarihinde çok yönetim değişikliği yaşandığı için itaat kültürü epey aşılmıştır.

AK Parti ve MHP’de ise böyle uzun süreli parti içi yönetim değişiklikleri yaşanmadığı için kurumsal yönetim zayıf, “idare-i şahsiye” güçlüdür.

Parti üyeliğinin anlamı “davaya inkıyad” söylemiyle lidere itaattir, belediyeler için bile böyledir.

Netice: Özgür birey ve hukukun üstünlüğü gibi kavramlar sadece felsefi değerler değildir; partilerin, belediyelerin ve nihayet ülkenin rasyonel, verimli ve ortak akılla yönetilmesi için de zorunludur.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/kisisel-yonetim-40657447