/ Erdal İZGİ /

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) verilerine göre;

153 ülkeden ürün ithal ediyoruz.

15 yıl önce 1,6 milyar dolar ödüyorduk.

Bugün 14 milyar doları aştık.

Kurubakliyat, konserve, sebze, balık, et akla ne gelirse, insanın boğazından ne geçerse hepsi var.

Çeşit çeşit. Değişik fiyatlarla.

Bunlar bilinen resmi gerçek.

 

           ***

 

Paki ithal ürünlerin fiyatı?

Merakı gidermek için, mahalle aralarında aynı tabela ve tiple açılan, iyice yaygınlaşan sabit ve dar gelirli ailelerin gittiği alışveriş dükkânlarını dolaştım.

Basit raflarında her ülkeden ürün var.

İthalatçı firma tarafından getiriliyor, paketleniyor, etiketiyle satılıyor.

Macaristan’ın mısırı, Arjantin’in barbunyası, Çin’in pirinci, Kızgızistan’ın mercimeği, ABD’nin kuru fasulyesi, İran’ın karpuzu, Sri Lanka’nın çayı, Avustralya’nın havuçu, Şili’nin elması vs.

Paketlerin üzerinde ürünün menşei, geldiği yer yazılı.

Depo çıkışı ve son kullanma tarihiyle birlikte.

 

       ***

 

Çeşit o kadar fazla ki…

Tadını bilmediğimiz ithal ürünü dış görünümü ve fiyatına göre satın alıyoruz.

Bu ürünlerin en güzel tarafı…

Geldiği ilk günler pahalı, rafta durdukça ucuzlaması.

 

       ***

 

Öğreniyoruz ki ucuzluğun sırrı;

Raf bekleme süresi…

Yerli ürünün piyasaya çıkış fiyatı, miktarı, bölgelere göre dağılımı…

İthalatçı ülkenin fiyat politikası…

Tükericinin gösterdiği rağbet…

Alım gücünün arttığı veya azaldığı haftalar…

Nakliye için uygun mevsim koşullarıymış.

Ve ilginçtir…

İthal paket kuru bakliyatların fiyatı hiç artmaz, hep düşermiş.

Nasıl bir ticaret sistemiyse!

 

            ***

 

Hesaplar değişik, kafalar karışık.

Uyanık tüccarın işine akıl yetmez.

Toptancısı ithilattan büyük kazançlar sağlarken…

Market raflarında ucuz ürün arayan vatandaş…

Araştırmacı/ soruşturmacı tüketici olacak, hergün etiketleri inceleyecek.

İndirimi gördüğünde malı kapacak…

3-5 kuruş kar etmenin mutluluğunu yaşayacak.

Tatlı heyecanla günün zevkini çıkaracak!

 

 

        *********