BUGÜN Soçi’de Türk, Rus ve İran liderleri buluşuyor. Buluşma öncesinde:

- Putin, Moskova’ya çağırdığı Esad’la görüştü. Esad, “Sayenizde iki yıl içinde ciddi başarılara imza attık” diye konuştu.

Suriye’de “Esadlı çözüm” formülü güçleniyor.

- Soçi öncesi Putin’in Trump’la telefon görüşmesi yapacağı da açıklandı.

NATO üyesi Ankara ile Washington arasında sorunlar yaşanırken, Moskova ile Washington diyalog halinde!

Dahası, ikisi de PYD’yi destekliyor!

PUTİN’İN SİYASETİ

Amerika PYD’ye binlerce TIR dolusu silah veriyor. Moskova ise PKK’yı bile terör örgütü saymıyor, PYD’yi de diplomasi masasına oturtmaya çalışıyor!

Moskova, Esad rejimiyle muhaliflerini uzlaştırmak için “Suriye Ulusal Kongresi” topluyor. Türkiye de “Siyasi çözüme evet” diyerek yeşil ışık yaktı. Fakat Moskova Kongre’ye PYD’yi de çağırdı! Bu PYD’nin meşru siyasi aktör haline getirilmesi demektir.

Cumhurbaşkanı Erdoğan 13 Kasım’da Putin’le görüşmesinde buna kararlı bir duruşla karşı çıktı.

Rusya’nın cevabı ne oldu?

Bir hafta sonra, 20 Kasım’da Putin’in yardımcısı Uşakov, PYD’nin Kongre’ye daveti meselesinin “Soçi zirvesinde konuşulacağını” söyledi!

Belli ki Putin, PYD kozunu elinde tutarak bugün masaya oturacak.

KGB kökenli Putin kartlarını ilan etmiyor, masada ortaya koyuyor.

NATO’DA DEVAM

Türkiye dış politikada gittikçe artan sorunlar yaşıyor. ABD ve Avrupa ile gerilimler Ankara’yı “Avrasya”ya daha bir yöneltiyor. Oralarda kimse Ankara’yı demokrasi, insan hakları falan diye eleştirmiyor ama Putin’le masaya oturduğumuzda arkamızda eskisi gibi Batı desteği görülmüyor.

İşte, Soçi’de elimizi güçlendirmek için önceden kaç başkentle görüşmemiz oldu?

Halbuki Rusya ile uçak krizi çıktığında Ankara’nın ilk yaptığı, NATO’ya başvurmaktı.

NATO’daki fevkalade çirkin skandalların, Ankara’yı büsbütün provoke ederek “Avrasya”ya daha da yöneltmekten başka ne amacı olabilir?

Şiddetle tepki göstermemiz doğrudur fakat yapanların ve göz yumanların cezalandırılması için... NATO’dan kopmak için değil.

Nitekim hükümet de “NATO’da devam” açıklaması yaptı.

Tabii “devam” yetmez, ilişkilerin etkin olması lazımdır.

İKİ ÖRNEK OLAY

Dış politikamızı gözden geçirerek öfkelerle değil, rasyonel planlamayla diplomasi yapmanın zamanı çoktan geldi de geçiyor bile.

Özellikle diplomatik kanallarda tutulabilecek sorunları kalabalıkları coşturmak için körüklemekten sakınmalıyız.

Elimizi vicdanımıza koyarak şu iki olayı düşünelim: Türkiye 2009-2010 dönemi Güvenlik Konseyi üyeliği için 192 ülkeden 151’inin oyunu alarak ilk turda seçilmişti.

2016-2017 seçimlerinde ise 60 tanecik oy aldık, Mısır 179 oyla seçildi!

Mısır’la çok kavga ettik değil mi?

Bugün Kahire, Doğu Akdeniz gazı için Atina ve Lefkoşa ile işbirliği yapıyor, İsrail’i de almaya çalışıyorlar!

LOZAN DERSLERİ

Lozan’da Sovyet Rusya “Boğazları kilitleyelim, anahtarını Türkiye’ye verelim” diyordu, İngiltere ise “Boğazları bütün deniz trafiğine açalım” diyordu.

Biz hangi tezi seçmeliydik?

İsmet Paşa, İngiliz tezine çok yakın bir formüle imza attı.

Meclis’te muhalefetin en birikimli sözcülerinden Trabzon Mebusu denizci Ali Şükrü Bey 5 Mart 1923 günlü gizli oturumda Lozan’daki gidişatı şiddetle eleştirirken Boğazlarla ilgili bu çözümü isabetli bulduğunu söyledi.

Zira asker Mustafa Kemal ve İsmet Paşalar da denizci muhafazakâr Rauf ve Ali Şükrü Beyler de biliyordu ki, Türkiye Rusya karşısında yalnız kalmamalıdır.

Bugün Avrasyacılık ne “milli ve yerli”dir ne de “ulusal”dır; duygusal savruluş olabilir ancak.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/milli-ve-yerli-avrasyacilik-40653608