TÜRKİYE Amerika’daki Zarrab davası konusunda farklı bir yol izleyemez miydi?

Bu davadan “pis kokular” geldiğini Cumhurbaşkanı da söyledi. Bu durumda elbette Ankara konuyla ilgilenecek.

Fakat mahkeme günü belli olduğu halde “Sağlığını merak ediyoruz, nerede?” diye günde iki defa nota vererek mi?

ABD ile resmi görüşmelerde gündemin birinci maddesi değilse bile ikinci maddesi olarak Zarrab davasını ele alarak mı?

Washington Post, “Zarrab’ı kurtarmak için Ankara’nın olağanüstü kampanya” yürüttüğünü yazdı; Obama’dan başlayarak Trump’a kadar çeşitli kademelerde Amerikan yetkilileriyle yapılan görüşmeleri yazdı.

Bu “olağanüstü kampanya” acaba Ankara’nın tezlerini güçlendiriyor mu, yoksa ‘aşırı doz’ etkisi mi yapıyor?

‘AŞIRI DOZ’

Anglo-Amerikan ceza yargılama sistemini yeterince bilmiyorum. Bildiğim Yüksek Mahkeme sistemidir.

Zarrab dosyasında ne var, ne yok, evrakın delil değeri nedir, bunları da bilmediğim için hukuki yorum yapamam.

Ancak Ankara’nın davranışlarında eleştirmeye değer gördüğüm yönleri belirtmek isterim.

Evvela Trump yönetimi Amerikan yargısını etkileyebilir mi? Amerikan yargısı Trump’a adeta kök söktürmüyor mu?

Ankara’nın Zarrab konusunda “olağanüstü kampanya” yürütmesi Amerika’daki savcı ve yargıçları etkiler mi? Senato’yu nasıl etkiler?

Niye oralarda lehimize bir ses çıkmıyor? Ermeni meselesinde bizi destekleyenlerden bile...

Evet, soruşturmayı açan Bölge Başsavcısı Preet Bharara görevden alındı ama yerine vekaleten atanan Joon H. Kim geri adım atmadı, dahası Zafer Çağlayan’ı davaya dahil etti.

HUKUK DİLİ

Siyaseten böylesine “kampanya” yürütmenin etkilerini diplomatların iyi ölçmesi gerekir. Amerikan yargı sistemini uzmanlık ve tecrübe birikimiyle iyi bilen hukukçularla istişare edilmelidir; nasıl davranmalıyız diye.

Ankara özellikle hukuken güçlü olmalıdır. Amerika’da yargı bağımsızdır ama Amerikan devleti de soruşturma aşamasında CIA, FBI gibi yürütme organları eliyle “kumpas” yaptırabilir. Fakat sonunda dosya açılacak ve dünyanın gözü önünde açık duruşma yapılacaktır.

O aşamada hukukun önemi küçümsenemez.

Ankara hukuk dilini kullanmalıdır. Kamuoyunda kampanya niteliğinde yapılan beyanlar iyi sonuç vermedi, aksine olumsuz etkileri Amerikan basınında görülüyor.

Gülen’in “makul şüphe” (reasonable doubt) sebebiyle iadesi için hiç olmazsa idari işlemlerin yapılıyor olması gerekirdi. Konuyu “kol bükme” ve de “takas” izlenimi yaratan bir kampanyaya dönüştürmenin etkisi ne oldu diye düşünmek gerekir.

‘KOL BÜKMEK’

Bu noktada, arkadaşımız Abdulkadir Selvi’nin dünkü yazısı önemlidir. İran Zarrab’ı ve Zencani’yi yargılamış, faturayı eski yönetime keserek ellerini yıkamıştı. O yola gitmeyen Ankara’nın önünde iki seçenek var:

- Zarrab olayına ambargoyu delen bir işadamı ve çevresinin para ve altın trafiği olarak bakmak.

Enerji Bakanı Berat Albayrak bu görüşteymiş. Doğrusu bu olurdu. Yüksek düzeyli kampanya haline getirmenin ne faydası oldu?

Hatta, keşke Meclis’teki oylamada Yüce Divan kararı çıksaydı da dosyalara Anayasa Mahkemesi baksaydı; Amerika’ya AYM’nin kararlarını gönderebilirdik.

- İkinci seçenek, Ankara’nın “kol bükme” niteliğinde önemli bir siyasi kozu kullanarak Zarrab dosyasını rafa kaldırtması.

Fakat Türkiye elindeki bir kozu Zarrab için mi kullanmalı? Hem Amerika’yla bilek güreşine girmek yerine diplomasi yapmak daha rasyonel olmaz mı?

Yarın: Dış politika.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/zarrab-davasi-40652213