KANUNİ Sultan Süleyman zamanındayız. Viyana kapılarından Hint Okyanusu’na uzanan “cihan devleti”nde ciddi sorunlar baş göstermektedir.

Lütfi Paşa’nın, Koçi Bey’in anlattığı kurallara aykırı keyfi davranışlar yüzünden devlet kurumlarının yozlaşmasına dair işaretler belirmektedir.

En önemlisi, iktisadi sorunlardı, Anadolu’da iktisadi sebeplerle isyanlar çıkıyordu.

O sorunları anlamak için Avrupa’daki iktisadi gelişmelerle Amerika kıtasının keşfinin tetiklediği faktörlere de bakmak lazım.

Ben bugün iktisadi sorunların göstergesi olan bir faiz hikâyesini anlatacağım.

HALİL İNALCIK YAZIYOR

Merhum Hocamız Halil İnalcık, “Devlet-i ’Aliyye” adlı büyük eserinde Osmanlı’daki ticaret ve sermaye sorunlarını anlatır. Faizin “çeşitli yollardan yasal bir şekle sokulduğunu” belirterek şunları yazıyor:

“İslam toplumlarında faizle para işletme ve diğer kredi şekilleri hem çok eski hem çok yaygındır. Osmanlılarda yalnız gayrimüslimler değil fakat Müslümanların ve bu arada din adamlarının ve vakıfların da faizle para işletmede ileri gittiklerini göreceğiz.” (Cilt I, s.260)

İnalcık izleyen sayfalarda bunun birçok örneğini anlatır.

Bu açıdan Osmanlı’daki “para vakıfları” çok önemlidir. Çoğu yüksek devlet görevlisi olan servet sahipleri paralarını vakfa veriyor, vakıflar da tefecilere göre daha düşük faizle esnafa kredi dağıtıyordu.

Tefeci faizi yüzde 50’yi geçiyordu, para vakıflarının faizi yüzde 12 idi, ama bu oran Avrupa’daki faizin birkaç kat fazlasıydı.

Osmanlı’da sermaye birikimi Avrupa’dan hayli düşüktü, o yüzden faiz hayli yüksekti.

KANUNİ SÜLEYMAN

Dönemin önde gelen ulemasından Çivizade Muhyiddin Efendi para vakıflarının bu işlemlerinin günah olduğuna dair fetva yazdı.

Çivizade tasavvufa da karşıdır, Mevlânâ ve Muhiddin Arabi hakkında ağır sözleri vardır!

Çivizade 1539’da şeyhülislam oldu, Kanuni’yi de ikna etti, bu işlemleri yasaklayan bir ferman çıkardı.

Para vakıfları bilhassa ticaretin gelişmiş olduğu Balkanlar ve Batı Anadolu’da yaygındı, batmaya başladılar.

Sofya’da Halveti dergâhı Şeyhi Bâli Efendi tasavvuf ehlidir, sosyal konularda duyarlıdır. Padişah’a çok uzun mektuplar  gönderdi, durumu anlattı:

“Para vakıflarının gelirleriyle ayakta duran camiler, mabetler, hayır kurumları harap oldu... Vakıf gelirleriyle geçinenler perişan oldu... Para vakıfları büyük bir halk hizmeti görüyordu...”

Çivizade’nin diğer katılıklarından da rahatsız olan Kanuni onu azletti, 1542’de Ebussuud Efendi’yi şeyhülislam yaptı. Ebussud Efendi yüzde 12’yi geçmemek kaydıyla para vakıflarının faizle “muamele” yapmasını onayladı. Gerekçesi fıkıhtaki “kamu yararı” ilkesidir.

MODERN DEVLETTE...

Böylece para vakıfları canlandı, hayat olağan seyrine girdi. 1556-1558 arasında sadece İstanbul’da çalışan para vakıflarının sayısı 1055’e çıktı.

Bu konuda Abdullah Demir’in “Şeyhülislam Esussud Efendi” adlı mükemmel akademik eserini tavsiye ederim. (Ötüken Yay.)

Netice: Kişiler arası tefecilik ayıptır, günahtır, hukuken suçtur. Genel ekonomideki faiz ise sermaye birikimi, verimlilik, döviz, enflasyon gibi birçok faktörün “netice”sidir. Onun için modern devlette faiz oranları piyasada oluşur, kararı bağımsız merkez bankaları verir.

Siyasetin işi yatırımların “taşa toprağa” değil, yüksek katma değerli alanlara gitmesini sağlamaktır. O zaman sermaye ve döviz çoğalır, faiz azalır.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/taha-akyol/bir-faiz-hikayesi-40650921