Uzun zaman sonra bu yazıyı %51 ile yüzümüzü güldüren Evet sonucunun arkasından yazıyorum.  Mücadele zor, yol uzun...Uluslarası planda işlerin daha da kızışacağı yeni döneme girmeden evvel, bu virajın alınması, elimizin güçlenmesi önemliydi. Muhtemelen birçok referandum sonucu analizi okuyacaksınız. Çok elzem olmadıkça siyaset yazmak istemeyen biri olarak ben de inşallah son bir politik yazı yazmak istedim. Referandumda beklenen evet oranı, pek çok insanın beklediğinden düşüktü. Benim beklentim kafa kafaya gidecek ve kıymeti büyük olacak bir zaferdi.

    Kısaca referandumun ana aktörü partilere göz atalım:

    CHP: CHP, genel olarak kendisine oy verenlerin fikirleri dışardaki gelişim ve değişimlere bağlı olarak değişmeyen bir parti. Yapılan hizmetlerin, iyileşen yaşam standartlarının onların fikirlerini değiştirmesini beklemek çok mantıklı değil. Çünkü onlar, Türkiye'nin ayrıcalıklı sınıfı. Geniş halk kitlelerinin yaşam standardı hala onların yüzyıldır sahip olduğu yaşam standardını yakalayabilmiş değil. Kemikleşmiş bir oy kitleleri var. CHP' nin MHP ile veya HDP ile ittifak yapması onların fikirlerini değiştirmiyor. Yapılan hizmetler, kaydedilen mesafeler onlar için önem taşımıyor. Türkiye'de ana arterleri tanklarla kapatıp, politik bir alt kültür olarak yaşamaktan haz alıyorlar. Batı'nın beyaz muhafazakarları gibiler... Aralarına yeni insanların katılması veya fikirlerinin geniş kitlelere yayılması konusunda bir istekleri yok. Çünkü popülerleşmek, kitleleşmek, herkes gibi olmak onların gizli korkusu...Çocukları sarışın doğduğu, çilingir masaları kurulduğu, ilkokulda ezber yaptıklarını tekrar edebildikleri ve kadeh tokuşturmayanlar her yere doluşmadığı, onların gittikleri mekanlara giremediği sürece  mutlular. Lakin CHP'nin taşralı kesimi içinde az da olsa ümit vadeden bir grup var. Bunlar, kentli Chplilerden farklılar. Tek parti döneminde öşürcü yapılarak veya eğitim verilerek taşralı chpliler arasında ayrıcalıklı bir konuma 'yükseltilmiş' ailelerden gelmiyorlar, bu insanların çoğu ya M.Kemal'in şahsı kullanılarak Chp'ye bağlanmış veya sadece bir aile geleneği olarak Chp'ye bağlı kişiler.

    MHP: Mhp'nin bugünkü durumunun hikayesi, Bahçeli'nin parti başkanı olduğu doksanlı yıllara dayanıyor. O dönem, daha 'modern' bir porte çizen Tuğrul Türkeş'in Mhp'yi dindışı bir milliyetçiliğe sürükleyebileceğinden endişe edilirken, ilginçtir ki, bu durum, Devlet Bahçeli'nin başta olduğu dönemde gerçekleşti. (Ve Tuğrul Türkeş, Ak Parti içinde inanılmaz saygın bir konum edinerek, Ak Parti ve halk ile gün geçtikçe daha fazla bütünleşti. Üstelik kendi egosunu ön plana çıkaran hiçbir hareket ile sivrilmedi ve gönülleri feth etti) Arada istisnalar olmakla beraber, Mhp, eski Mhp değildir ve eski ülkücü modelinden epey farklı bir insan modeli üretmektedir. Seksen öncesinin 'Kanımız Aksa da Zafer İslam'ın' sloganı ile bir araya gelen ülkücülerinin Mhp'si değil artık Mhp. Milliyetçiliğin yanında dini hassasiyeti olanlar çoktan Ak Parti saflarına katıldı. Ama bir vefa borcu ile hala Mhp'nin içinde kalanlardan kimilerini 15 Temmuz darbe girişiminde sokaklarda gördük. Bu küçük kesimin, referandumda evet verdiğini ancak sayılarının çok az olduğunu düşünüyorum. Mhp'de Sözcü okuyan, oldukça İslamofobik, maneviyatsız, uygulamasız bir miliyetçilik anlayışına sahip kanat, çoğunluğu oluşturmaktadır. Devlet Bahçeli'nin kendi partisinin Fetö tarafından ele geçirilmekte olduğunu anlayana kadar, Chp ile beraber, Erdoğan karşıtlığı ile oturup, Erdoğan karşıtlığı ile kalkıyordu. Son kısacık zaman diliminde vaziyeti kavradı ama bu, bagajında getirdiği geçmiş söylemlerini telafi etmeye ve tabanını ikna etmeye yetmedi.

    Ekmeleddin İhsanoğlu'nun ortak adaylığı çerçevesinde CHP ile ittifak kurması konusunda ciddi bir tepkiye şahit olmamızın sebeplerinden biri de budur. Önümüzdeki süreçte dışardan Türkiye siyasetini dizayn etmeye çalışanların odak noktası Mhp olabilir. Dünyaya bakış farkı gittikçe kapanan Mhp ve Chp'yi daha da birbirine yaklaştırmaya çalışacaklarını, bunun için gerekli atmosferi hazırlamayı başardıklarını düşünüyorum.

    Ak Parti: Erdoğan'ın Ak Parti'yi sırtında taşıdığı bu referandumdan sonra daha da netleşti. Verilen oylar, Erdoğan'ın şahsına duyulan güvene verildi. Ak Partili belediyelerin ve kadroların yanlışlarının hiçbiri görünmez değil ve Ak Parti'nin oy tabanı Chp tabanı gibi, parti yöneticileri ne yaparsa yapsın, gözü kapalı aynı destekle oy veren insanlardan oluşmuyor. Bu açıdan Ak Partili yöneticilerin ve belediyelerin ne yaptığı, nasıl davrandığı ve Ak Parti'nin baskın söyleminin ne olduğu her daim önem arz ediyor. Hizmet ettiği, millet için bir üçüncü yol ve alternatif oluşturabildiği sürece güçlü. Kendisine oy veren kesim, üç marşla, değişmeyen bir ideolojik bir manipülasyon ile kemikleşecek ve her şeyi görmezden gelerek oy vermeye devam edecek bir kitle değil.

Referandumda Ak Parti'nin içindeki hayırcıların ve başlarda destekleyip, son dönemde sırtını dönmüş liberallerin propagandaları da etkili oldu.

Gül ve Davutoğlu'nun tavrı Ak partililerce beğenilmedi. Ak Parti içinde Erdoğan'ın altının oyulmak istenebileceğine yönelik dedikodular, Pelikan bildirisi ve referandum sürecinde Gül ve Davutoğlu'nun açıkça Evet dememiş olması birleşerek, Ak Parti'ye değil, Erdoğan'a sarılan, onun şahsı dışında hiç kimseye ciddi güven duymayan bir Ak Parti tabanını şekillendirdi.

Bunun yanı sıra benim gördüğüm şey, Ak Parti'nin söylemi klasik milliyetçi söyleme yaklaştığında hep irtifa kaybettiği şeklinde... 7 Haziran seçimleri öncesinde Ak Partililer hem sosyal medyada hem de mitinglerde milliyetçi söyleme yaklaşmıştı. Bu durum ne zaman yaşansa, bu oylar ya Mhp'ye veya Chp'ye gidiyor. Çünkü Ak Parti'ye özel bir alternatif, bir üçüncü seçenek olarak bakan insanların sayısı hiç de az değil. Ak parti farkını özgün ve özgür bir toplum inşası vurgusu ile ortaya koymayıp, milliyetçi söyleme kaydığında kendisi kaybediyor çünkü hem sağ, hem de solda bu tarz dindışı bir milliyetçi söylemin yıllardır taşıyacısı olanlar var. Yani insanlar Ak Parti'ye halihazırda 'yapılmışı' olan milliyetçi bir söylem için oy vermiyor.

Ve Kürtler, bu zaferin tartışmasız dinamik gücü oldular. Büyük resimde ve Ortadoğu'nun kaderini belirlemede onların takınacağı tutum nasıl önemliyse, bu referandumda da önemliydi. Erdoğan'ı başkanlığa taşıdılar ve 'Seni Başkan Yaptırmayacağız' söylemini hendeklere gömdüler.

        Ak Parti Önümüzdeki Süreçte Neler Yapmalıdır?

1- FETÖ: Fetö başlığı iki alt başlık olarak düşünülmesi gereken bir başlık. İlk başlık, Fetö ile mücadele. Ak parti tabanı, Fetö ile yeteri kadar sert ve doğru mücadele edilemediğini ve buna kriptoların engel olduğunu düşünüyor. Belediyelerden kripto fetöcülerin temizlenemediğini düşünen büyük bir kesim var. İkinci başlık, sağlıklı yargılama süreci. Son dönemlerde herkes 'Bana da fetöcü derler mi' kaygısıyla yaşıyor. Bu sebeple yargının içinde yaşanan haksızlık ve çarpıtmaları dillendirmekten çekiniyor. Ancak yine de, gerek yargı içindeki kripto fetöcü hakim ve savcılar aracılığıyla, gerekse müesses nizamın temsilcisi olan hakimler ve savcılar aracılığıyla bazı işler çevrildiği intibaına sahip insanlar var. Aynı şüpheye ben de sahibim ve korkum, fetöcülerin hedef saptırmak için masum insanlara iftira atarak mağduriyetler oluşturması ve aynı zamanda gerçek suçluların cezalandırılmasının önüne geçmeye çalışması. Haliyle fetö ile mücadelenin en büyük ayaklarından birini yargıdaki yapılanma oluşturuyor.

2- EĞİTİM: En büyük eksiklerden biri, hala yeni bir insan modelinin oluşmasını sağlayacak kalitede bir eğitim reformunun gerçekleştirilememiş olması. Uzun zaman alacak bu çalışmanın mümkün olduğunca hızla gerçekleştirilmesi önem arz ediyor.

3- LİYAKAT ESASI: Ülke içinde ayrıcalıklı bir sınıfın zulmünden ve şımarıklığından bıkmış halk, Ak Parti içinde menfaatperest, eşini, dostunu, yakınlarını belirli noktalara yerleştiren yöneticiler görmek istemiyor. Şımarık, kendi tabanına hizmet için değil, kendi ikbali için orada bulunan insanlarla muhatap olmak istemiyor.

4- ALTERNATİF BAKIŞ: Her ne kadar zaman zaman sosyal medya illüzyonu ile farklı düşüncelere kapılsanız da Türkiye'de insanlar, siyasilerden geçmişe ve geleneğe hakaret etmeyen ama gelenek dışında kalanlara da gelenek adına hakaret etmeyen bir dil kullanmalarını bekliyor. Herkesin inanç ve düşüncelerini yaşamasına imkan tanıyan bir bakışa vurgu istiyor. Ki, bu, ilk kurulduğu yıllarda Ak Parti'nin daha belirgin bir şekilde gözler önünde olan bir özelliğiydi. Bunun silikleşmesine izin verilmemeli.

5- ALTERNATİF YAŞAM BİÇİMİ: Türkiye'de hala alternatif bir insan modeli ve yaşam biçiminin oluştuğunu söyleyemeyiz. Çünkü Ak Parti sayesinde çeşitli mal ve hizmetlere erişimi artan kalabalık insan kitleleri, içki içmemek vb dini referanslı açık tercihler dışında, eski Türkiye'nin ayrıcalıklı sınıfı gibi tüketiyor, yaşıyor, duygulanıyor. Kendisine ait bir değer dünyası olsa da, bunu pratiğe döküp estetize edebildiği alternatif bir yaşam biçimi şimdilik maalesef bulunmuyor.

6- ÖTEKİ-BERİKİ: Zaman içinde Ak Parti içinden siyasilerin veya Ak Parti'yi desteklediği düşünülen sosyal, dini figürlerin kadınlar, çocuklar konusunda herkesi fazlasıyla kızdıran açıklamaları oldu. Sorunların çözülmesi için değil, ama konuların sorunlara dönüşmesi için pusuda bekleyen muhalefet de bu açıklamalardan fazlasıyla 'istifade' etti. Gerçi bu siyasilerle şimdilerde aynı yerde buluşmuş olsalar da, bu siyasilerin veya kanaat önderlerinin söyledikleri, kendilerinden çok Ak Parti'nin imajını etkiledi.

Şüphesiz söylenecek daha çok söz, eklenecek daha çok nokta var ama kısa kesiyorum ve referandum sonucunun hayırlı olmasını diyorum.