GAZİ BEKİR DEDE

 

(1958 yılı Bekir dede  kurtuluş savaşını anlatıyor)

Uyutmuyoruz Bekir dedeyi:

— Ne olur bir daha anlat, devam et. Annem kızıyor:

— Pişman etmeyin emmimi geldiğine, Bekir Dede:

— Kızım, onlar heyecanla dinleyince ben memnun ve mutlu

oluyorum, sen bizi rahat bırak.

Gecenin geç saatlerine kadar konuşturuyor, anlattırıyoruz

kurtuluş savaşı gazisi dedemize. Gururlanıyor kovduğu,

kovaladığı düşmanları anlattıkça. Hayıflanıyor aç günleri hatırlandıkça.

— Neydi, ne zor günlerdi? diyor. Kastamonu’nun kuyu kebabını

yerken ağzında kalan üç beş dişi ile. Hatırlıyor bir bağırsak

parçası kapmak için arkadaşlarıyla ettiği itişmeyi, kakışmayı.

Şimdi ayağındaki yara izlerini gösterip, düşman kurşunlarının

yardığı tabanını gösterdi. Hâlâ içinden acısı çıkmamış

gibi anlatırken gene kırışıyor yaşlı yorgun suratı. Karnını gösteriyor,

buruşmuş derisi arasındaki şarapnel yarasının hatırası

geçmişe götürüyordu onu.

Çanakkale’de gavurların uçaklardan attıkları çivilerle yaralanan

başı şahit oluyor yaşadığı acı, ama gururlu tarihe. Annemin

amcası Bekir dedenin yokluk içinde savaşması, öğretmenlerimizin

anlattıklarının canlı tarihi küçük yüreklerimizi

gururlandırıyor.

    Köyden giden yirmi yedi kişiden sekizinin geldiğini, diğerlerinin

şehit oluşunu dolan gözlerle anlatıyor. Zaman zaman

yorgun gözlerinden yanaklarına düşüyor damlacıklar.

— Bu vatan kolay alınmadı evlatlarım, çok can verdik. Karşımızda

dünyanın en güçlü devletleri vardı. Onlarda silah çok,

malzeme çok, yiyecek çok, bizde sadece iman ve vatanı kurtarma

duygusu vardı. Onlar işgalciydi bizse yurdumuzu koruyorduk.

Belki o askerlerin çoğu niye burada olduklarını bile bilmiyorlardı,

diyor, devam ediyor: İnanç ve imandan daha güçlü

bir silah yok diyordu ve ekliyordu. Liderimiz de Kemal Paşa.

Cok can verdik, ama attık düşmanları vatanımızdan ve

bugün bu ekmeği huzurla yiyoruz, diyordu Bekir dede.

— Çok kadın kocasız, çok ana evlatsız ve çok evlat da babasız

kaldı, diyor annemin amcası Bekir dedemiz. Arkadaşı

Rıza’dan bahsediyor, özlemli sözlerle. Onun yakışıklılığını anlatıyor,

bulamadığı kelimelerle. Beraber gidip, beraber geleceklerine

söz verip getiremediğine yanıyor Bekir dede.

— O, diyor daha ulvî bir yerde. O şehit. Ben sadece gaziyim,

diyor üzgün sözlerle.

Sabah biz kalktığımızda üzülüyoruz onun gittiğine. Ama

bir iki hafta sonra köyde yakalıyoruz onu, hayvanları otlatırken.

Onunla çobanlık yapıyoruz Alisaray köyünün çimenlerinde.

Anlatırken yorulmasın diye sular taşıyoruz ona, ulu kuyudan.

Hayvanlarını biz çeviriyoruz komşunun ekin tarlasının sınırından.

Gelirken helva getiriyoruz şekerci Hasan’ın dükkânından

sevgili Bekir dedemize. Raşit dedem kıskanıyor belki, onu sevdiğimize.

Ona soruyoruz; sen niye gitmedin cepheye? diye. O

da savunuyor kendini:

— Abim gitti. Ben çok küçüktüm. Ancak annemle onu bekledim.

Şakalaşıyorlar dedelerimiz, bizim gurur duyduğumuzbüyüklerimiz birbirleriyle. Kızıyorlar, İsmet Paşa aç bıraktı diyenlere.

Savaşı yaşamayanlara. Öfkeleniyorlar harbi yaşatmamış

gazi olarak Paşa’ya laf edenlere.

— O günler, zor günlerdi diyorlar dedelerimiz.

— Allah razı olsun, İsmet Paşadan, diyorlar gazi dedeler.

Ona uzun ömürler diliyorlar yüce yaradandan.

Babam anlatıyor yetimliğin zor olduğunu. Babasızların nasıl

yaşadığını, korumasızlığını. Bekir dede ekliyor yetim kalan

arkadaşlarının çocuklarını nasıl sahiplendiğini.

— Yavrularım diye başlardı söze Bekir dede. Yine öyle

başladı.

— Akşam hava kararınca siperleri kazmaya başladık. Çit

çıkmasın diye son derece dikkatliydik. Hava bulutlu görünmüyordu.

Bir ara ay göründü. Hepimiz yerle bir olduk. Düşman

belki iyi yüz belki üç yüz metre uzaktaydı. Ama onlar keyifliydi.

Şarkılar söylüyorlardı. İşin en kötüsü ve zor olanı, onlardan

gelen kızarmış et kokusuydu. Bizde de sadece bulgur çorbası

vardı. Neyse ay kayboldu, siperleri kazdık. Orada birkaç saat

uyuyun, dedi bölük komutanımız İsa yüzbaşı. Uyuyamazdık o

heyecanla, ama dinlendik. Sabah gün ışımadan komutanlarımız

sessizce bizleri hazırladılar. Zaten giyinik ve hep tüfeklerimiz

elimizde dolu vaziyette idi ve Allah Allah nidalarıyla saldırdık.

O çığlıklar. Bizde Allah sesleri, onlarda bağırttılar. Bizim ıki

bölükten yetmiş kişi şehit oldu onlardan. Bizimkinin iki katı

düşman öldürdük. Daha öncede dediğim gibi biz vatanımızı savunuyorduk; onlar işgale gelmişlerdi. İnsan haklı olduğu zaman zayıf olsa bile kazanıyor.

Çünkü o zaman yüreğin güçlü oluyor. Düşmanın büyük

bir kısmı da kaçtı. En güzeli neydi, biliyor musunuz? Bıraktıkları.

Neler bırakmışlardı bize, bilin bakalım? dedi.

— Bir sürü silah, dedik.

— Daha güzeli, daha güzeli ne biliyor musunuz?

— Haydi söyle.

— Koca tencereler dolusu et. Sonradan domuz eti olduğunu

öğrendik, O an bilseydik gene yerdik, domuzu da köpeği de.

Onun için yediğimiz bu ekmeğin bu vatanın kıymetini bilin

yavrularım.

Dedemizi dinlerken vatanımızı daha çok seviyor ve gazilerimizi,

şehitlerimizi rahmetle, saygıyla anıyorduk.

 

Ahmet Şenel

Şenel Dededen Yaşanmış hikayeler.

2008 New York