1915 olaylarıyla ilgili soykırım anlatısı söz konusu olduğunda sıklıkla kullanılan birkaç basmakalıp söylem mevcuttur. Bu basmakalıp söylemlerden birisi esası itibariyle şu şekildedir: “Türkler geçmişte 1915 yılında Ermenilere karşı soykırım uygulamıştır. Bu, 20’inci yüzyılın ilk soykırımıdır. Türklerin soykırımla ilgili bu davranışı, Nazi Almayasının Holokost sırasında Yahudilere yaptıkları için tam bir örnek oluşturmuştur.” 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendiren Almanya’daki ve diğer ülkelerdeki “soykırım araştırmacıları” sıklıkla benzer söylemleri dile getirmişlerdir.

Siyasetçileri, akademisyenleri ve kurumları ile Almanya ülke olarak uzun zamandan beri 1915 olaylarını soykırım olarak nitelendiren anlatıyı ve bu anlatıyı benimseyen çeşitli grupları destekleyenler arasında ön sıralarda yer almaktadır. Avrupa’da yükselen İslamofobi ve Alman toplumunda mevcut güçlü Türkiye karşıtlığı Almanya’nın soykırım söylemine olan desteğini günümüzde daha da artırmaktadır.

Ancak Almanya’nın Namibya’ya karşı davranışı ve Alman sömürge idaresinin Namibya’nın yerli Herero ve Nama kabilelerine 1904-1908 yıllarında yaptıkları ile ilgili uzlaşma çabalarındaki tutumu, Almanya’nın soykırıma dair tartışmalarda ne kadar ikiyüzlü bir davranış içinde olduğunu ortaya koymaktadır.

Günümüzde Namibya’da yaşayan Herero ve Nama kabileleri, söz konusu tarihlerde yaşadıkları toprakları idare eden Alman sömürge idaresine karşı isyan etmişlerdir. Alman sömürge yönetimi bu isyanı bastırmak için sistematik bir yok etme politikası izlemiştir. Herero ve Nama kabilelerine karşı uygulanan yok etme politikasının çok somut kanıtları olması nedeniyle ve Namibya halkının bu konuya çok ısrarlı biçimde takip etmesi nedeniyle Almanya 1904-1908 arasında vuku bulanların bugünkü soykırım tanımlamasıyla uyuştuğunu belirtmek hususunda kendini artık baskı altında hissetmeye başlamıştır. Almanya halen “Almanya-Namibya tarihinden dolayı hissettiği özel sorumluluğu nedeniyle” Namibya’ya en fazla yardım yapan ülkedir.[1]

Almanya’nın Herero ve Nama kabilelerine karşı uyguladığı yok etme politikasının, kısa bir süre öncesine kadar Almanya’da ve diğer ülkelerde (Namibya dahil) bilinmeyen, karanlıklar içinde bırakılan bir konu olduğunu söylemek mümkündür. Soykırım tartışmaları konusunda ahkam kesmek, parlamentolarından kararlar çıkarmak ve yasalar kabul etmek konusunda kendilerini ahlaki açıdan yetkili gören ve Türkiye’yi kınayan Almanya ve diğer ülkeler (özellikle Avrupa ülkeleri), Nazi partisinin Almanya’da iktidara gelmesinden daha yaklaşık yirmi yıl önce Almanya’nın 20’inci yüzyılın başlarında yaptıkları konusunda nedense hiçbir bilgiye sahip değillermiş gibi davranmışlardır.

Almanya’nın Herero ve Nama kabilelerine karşı uyguladığı yok etme politikasını konuşmaya şimdi daha hazır görünmesiyle beraber, uluslararası basında söz konusu olaylar ve bu olayların soykırım olarak tanınması gerektiği hakkında daha fazla haber yayınlanır hale gelmiştir.[2] Nedense şimdi Herero ve Nama kabilelerine uygulananların 20’inci yüzyılın ilk soykırımı olduğu konuşulmaya başlanmıştır. Nedense şimdi Almanya’nın 1904-1908 yıllarında yaptıklarının Holokost’un habercisi, Holokost’ta yapılanların ön tasarımı olduğu dile getirilmeye başlanmıştır.

Alman hükümeti şu anda Namibya hükümeti ile Almanya’nın “Namibya’yı tazmin etmesi ve Namibiya’dan özür dilemesi” için müzakerelerde bulunmaktadır.[3] Ancak Almanya Namibya ile müzakereler yürütürken Herero ve Nama kabilelerini müzakerelerden dışlamaya çalışmakta, bu kabilelerle doğrudan müzakereye girmeyi ve kabilelere tazminat ödemeyi reddetmekte, bunun yerine Namibya’ya ülke bazında kalkınma yardımı yapmaya gayret sarf etmektedir.  Bu konudaki haberlerde Alman yetkililerin, “Tazminat ödemenin 1948 Birleşmiş Milletler Soykırım Sözleşmesi çerçevesinde suçu kabul etmek anlamına geleceğini …”, “Sözleşmenin geçmiş soykırımlara geriye dönük olarak uygulanamayacağını” ve Herero ve Nama kabilelileri ile doğrudan müzakerede bulunmanın tazminat ödeme kapsamına gireceğini ifade ettikleri kaydedilmektedir.[4]

Tarihi nitelikteki olaylar nedeniyle, hiçbir şekilde soykırım kapsamına girmiyor olmasına rağmen, Türkiye’yi soykırım yapmakla itham etmekte ön safta yer alan Almanya’nın kendisi söz konusu olduğunda uluslararası hukukun nasıl çalıştığını ve soykırım teriminin pratikte nasıl uygulanması gerektiğini hatırlaması ibret vericidir.

Almanya’nın Namibya ile müzakerelerdeki özel temsilcisi Rubrecht Polenz’in, ataları Almanya’nın yok etme politikasına tabi tutulan Herero ve Nama kabilelerine tazminat verilmesinin Almanya’nın ve diğer ülkelerin bu tür konularda sürekli olarak yeni taleplerle karşılaşmaları sonucu doğurabileceğine dair ifadelerinin de üzerinde durulması gerekmektedir. Polenz’in bu bağlamda “Belki ABD şimdi bize Kızılderililer hakkında ne yapılması gerektiğini sorabilir… Ne özel hayatınızda ne de kamusal hayatta zamanı geri saramazsınız” şeklinde ifadeleri de bulunmaktadır.[5]

Bu ifadeler Almanya’nın, sadece kendi çıkarları tehlikede olduğu zaman soykırım iddialarının kötüye kullanılmasından endişelendiğini ve sadece kendi çıkarları tehlikede olduğu zaman geçmiş üzerinde durulmasından kaçınılmasına vurgu yaptığını göstermektedir. Hal böyleyken Almanya’nın, Türkiye’den haksız taleplerde bulunan grupların başvurduğu çarpık soykırım anlatısını desteklemesinin izahı mümkün görünmemektedir.

Yukarıda dile getirilenler ışığında, aşağıdaki soruların sadece Almanya tarafından değil, aynı zamanda 1915 olaylarını soykırım olarak yaftalayan “soykırım araştırmacıları” ve soykırım anlatımını benimseyenler tarafından cevaplanması gerekmektedir:

1) Almanya’nın Herero ve Nama kabilelerine uyguladığı yok etme politikası neden (özellikle Almanya’da) bu kadar karanlık içinde kalmıştır? Alman toplumu ve akademisyenleri kendi tarihleri konusunda bilgisiz miydiler? Alman fonları tarafından desteklenen akademisyenler Almanya’nın tarihinden habersiz miydiler?

2) Almanya’nın Herero ve Nama kabilelerine uyguladığı yok etme politikası hakkında şimdiye kadar bir karar kabul etmeyen (ki bu uygulama büyük bir olasılıkla soykırım tanımına uymaktadır) Alman parlamentosu, neden 1915 olaylarını soykırım olarak yaftalayan (ki bu olaylar hiçbir şekilde soykırım tanımına uymamaktadır) bir karar kabul etmiştir?

3) Alman siyaset insanları 1915 olaylarının Alman okullarının müfredatında soykırım olarak öğretilmesine teşebbüs ederken, neden Almanya’nın söz konusu yok etme politikasına hâlâ Alman okullarında değinilmemektedir?[6]

4) Soykırım konusunda iddialara göre çok bilgili olan birçok “soykırım araştırmacısı” 1915 olaylarını “20’inci yüzyılın ilk soykırımı” olarak yaftalarken, neden 1904-1908 yıllarında Herero ve Nama kabilelilerine uygulanan yok etme politikasını görmezden gelmişlerdir?

5) Esasen Herero ve Nama kabilelerine uygulanan yok etme politikası Holokust’un ön planı gibi gözüküyorken, neden birçok “soykırım araştırmacısı” 1915 olaylarını Holokost’un ön planı şeklinde takdim etmeye çalışmıştır? Almanya’nın kendi sömürge idaresinde olan bir yerde yaptıkları örnek olarak dururken, Almanya soykırım uygulamak için Osmanlı İmparatorluğunu nasıl örnek almış olabilir?

6) Almanya’nın 1904-1908 yıllarında yaptıkları gün ışığına çıktığına göre, 1915 olaylarını soykırım olarak benimseyen gruplar bu yazının başlangıç bölümünde özetlenen basmakalıp söylemi kullanmaya devam edecekler mi? Eğer bundan vazgeçeceklerse, bu basmakalıp söylemi bu kadar yıldır neden kullandıkları hususuna bir açıklama getirecekler mi?

Avrupa Birliği’nin öncü ülkesi, dünyanın önde gelen bir ekonomik ve siyasi gücü olarak ve uluslararası toplum içindeki yeri itibariyle Almanya, 1904-1908 yıllarında Herero ve Nama kabilelerine karşı uyguladığı yok etme politikasını şimdiye kadar karanlıklar içinde bırakmayı başarmıştır. Ataları Almanya’nın yok etme politikalarından etkilenmiş olan bir Herero kabile reisi Sam Kambazembi’nin şunu söylemiş olduğu bildirilmiştir: “Almanlar bu meseleyi sümenaltı edebileceklerini ve dünyanın bundan hiç zaman haberdar olmayacağını düşünmüşlerdi. Ama şimdi biz gürültü yaptık.”[7]

Bu mesele artık günışığına çıkmaya başladığı ve uluslararası bir ilgi görmeye başladığı için, Almanya nüfuzunu kullanarak kesin bir şekilde tanımlanmış hukuki “soykırım” terimini kendi çıkarlarını uygun bir şekilde eğip bükecek ve Namibya’yla bir yandan öncelikli olarak Almanya’nın çıkarlarını koruyan, diğer yandan da Herero ve Nama kabilelerini dışlayan bir anlaşmaya varacaktır. Hem Türkiye’nin hem de uluslararası toplumun Almanya’nın bu meseledeki hedeflerinden ve gelecek davranışlarından kapsamlı bir şekilde haberdar olması gerekmektedir. Almanya’nın bu konudaki davranışlarının kaçınılmaz olarak dünyanın başka yerlerindeki gerçek ve iddia edilen soykırım vakalarıyla ilgili tartışmalar ve ihtilaflar açısından sonuçları olacaktır.

*Fotoğraf: Dailymaverick.co.za


[1] “Germany may pay out for Namibia genocide”, Times of Israel, 08.01.2017, http://www.timesofisrael.com/germany-may-pay-out-for-namibia-genocide/

[2] Buna en son örneklerden birisi şu haberdir: Norimitsu Onishi, “Germany Grapples With Its African Genocide”, NY Times, 29.12.2016, http://www.nytimes.com/2016/12/29/world/africa/germany-genocide-namibia-holocaust.html

[3] Onishi, “Germany Grapples With Its African Genocide”.

[4] Onishi, “Germany Grapples With Its African Genocide”.

[5] Onishi, “Germany Grapples With Its African Genocide”.

[6] Onishi, “Germany Grapples With Its African Genocide”.

[7] Onishi, “Germany Grapples With Its African Genocide”.