Brexit, hem beklenilen, hem de bazılarınca “dileriz korktuğumuz olmaz” denilen bir kararla sonuçlandı: İngiltere’de gerçekleşen referandum sonucunda halkın %51.4’ü “çıkalım” kararını beyan etti.

Aslında İngiltere, Avrupa söz konusu olduğunda ilk kez “ben başka yolu seçiyorum” demiyor. İngiltere’nin “kendi otoritesinde kalmayı seçmesinin” ilk örneği oldukça eskilere dayanıyor. 16. yüzyıldaki Reformlara kadar Roma Katolik Kilisesi'ne bağlı olan İngiliz Kilisesi, İngiltere kralı VIII. Henry’nin, eşi Catherine of Aragon'dan boşanmasına izin verilmeyince, Kral VIII.Henry Papa'nın otoritesini reddetti ve kiliseyi saraya bağladı. Katolik ve Protestan geleneklerinin bir kısmını kabul eden İngiliz Kilisesi, Papa'nın otoritesini kabul etmez. Bu durum, İngiltere’nin AB üyesi olmakla, Euro ve Schengen’i kabul etmemesine benzetilebilir de.

Bu grişten sonra şu soruyla devam edelim: Brexit sonucu beraberinde neleri getiriyor? Bunu anlamak için önce AB’ni oluşturan anlaşmaları hatırlayalım.

Bilindiği gibi, Avrupa Birliği’nin temelini oluşturan antlaşmalar, 1951 yılında Paris’te imzalanan Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu Kuran Antlaşma ve 1957 yılında Roma’da imzalanan Avrupa Ekonomik Topluluğu’nu Kuran Antlaşma ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nu Kuran Antlaşma’dır. Kurucu Antlaşmalar olarak da bilinen bu belgeler arasına, 1992 yılında Maastricht’te imzalanan Avrupa Birliği Antlaşması da dahil olmuştur. Avrupa Birliği Antlaşması, aynı zamanda o tarihte mevcut Kurucu Antlaşmalara değişiklik getiren bir tadil antlaşması idi. Söz konusu belgelerden Avrupa Kömür ve Çelik Topluluğu’nu Kuran Antlaşma, 50 yıllık bir süre için akdedilmiş olduğundan, 23 Temmuz 2002 tarihinde sona ermiştir. Kurucu Antlaşmalarda çeşitli tarihlerde değişiklikler de yapılmıştır. Söz konusu değişikliklerin en önemlileri şu belgeler aracılığıyla gerçekleştirilmiştir: Avrupa Tek Senedi (1987), Avrupa Birliği Antlaşması (1993), Amsterdam Antlaşması (1999), Nice Antlaşması (2003) ve Lizbon Antlaşması (2009).

1 Aralık 2009 tarihinde yürürlüğe giren Lizbon Antlaşması, Avrupa Topluluğu’nu Kuran Antlaşma’nın adını Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma olarak değiştirmiştir. Avrupa Birliği Antlaşması ve Avrupa Atom Enerjisi Topluluğu’nu Kuran Antlaşma ise, aynı isimlerle mevcudiyetlerini sürdürmektedirler.

Peki bu anlaşmalar hangi ülkeler için geçerlidir?

Antlaşmalar, Belçika Krallığı, Bulgaristan Cumhuriyeti, Çek Cumhuriyeti, Danimarka Krallığı, Almanya Federal Cumhuriyeti, Estonya Cumhuriyeti, İrlanda, Yunanistan Cumhuriyeti, İspanya Krallığı, Fransa Cumhuriyeti, İtalya Cumhuriyeti, “Kıbrıs Cumhuriyeti”, Letonya Cumhuriyeti, Litvanya Cumhuriyeti, Lüksemburg Büyük Dükalığı, Macaristan Cumhuriyeti, Malta Cumhuriyeti, Hollanda Krallığı, Avusturya Cumhuriyeti, Polonya Cumhuriyeti, Portekiz Cumhuriyeti, Romanya, Slovenya Cumhuriyeti, Slovak Cumhuriyeti, Finlandiya Cumhuriyeti, İsveç Krallığı, Büyük Britanya ve Kuzey İrlanda Birleşik Krallığı’na uygulanır.

O halde, Brexit’e konu olan Lizbon Anlaşması, Avrupa Birliği’nin işleyişiyle ilgili anlaşmadır ve bu anlaşmanın 50.maddesi ise, Birlik’ten ayrılma ya da çıkış koşullarını kapsar. O halde bu 5 madde nelerdir?

1. Her üye devlet, kendi anayasal kurallarına uygun olarak Birlik’ten ayrılmaya karar verebilir.

2. Ayrılma kararı alan üye devlet, niyetini Avrupa Birliği Zirvesi’ne bildirir. Birlik, söz konusu devletle, Avrupa Birliği Zirvesi tarafından belirlenen yönlendirici ilkeler ışığında, bu devletin Birlik ile gelecekteki ilişkisinin çerçevesini dikkate alarak, çekilmeye ilişkin kuralları belirleyen bir anlaşmayı müzakere eder ve akdeder. Bu anlaşma, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 218. maddesinin 3. paragrafına uygun olarak müzakere edilir. Anlaşma, Birlik adına, Avrupa Parlamentosu’nun muvafakatini aldıktan sonra, nitelikli çoğunlukla hareket eden Konsey tarafından akdedilir.

3. Antlaşmaların ilgili üye devlete uygulanması, çekilme anlaşmasının yürürlüğe girdiği tarihte, bunun gerçekleşmemesi halinde, Avrupa Birliği Zirvesi oybirliğiyle ve ilgili üye devletle mutabık kalarak süreyi uzatmadığı takdirde, 2. paragrafta belirtilen bildirimden iki yıl sonra sona erer.

4. 2 ve 3. paragrafların amaçları doğrultusunda, çekilen üye devletin Avrupa Birliği Zirvesi’ndeki veya Konsey’deki temsilcisi, Avrupa Birliği Zirvesi veya Konsey’de kendisini ilgilendiren görüşmelere ve kararlara katılamaz. Nitelikli çoğunluk, Avrupa Birliği’nin İşleyişi Hakkında Antlaşma’nın 238. maddesinin 3. paragrafının (b) bendine göre belirlenir.

5. Birlik’ten çekilen bir devlet Birliğe yeniden katılmak isterse, talebi 49. maddede belirtilen usule tabi olur."

İngilizlerin “Benim yolum bana, sizin ki, size” dediği Brexit’den sonraki aşamalarda neler olabilir?

İskoçya ve İrlanda kalmayı seçebilir. Bununla birlikte İskoçya’nın daha önce yapılan referandum ile İngiltere içinde kalmayı seçmesi, eğer bir referandum olacaksa, benzer sonucu getirebilir.

Almanya ve Fransa, AB’nin liderliğinde, tarihten gelen husumetleri hatırlamaz da, işbirliği içinde olurlarsa, AB çok hasar almadan ilerleyebilir. Bununla birlikte, Almanya’nın kapsayıcı ve Fransa’nın ben kimlikleri, toplumları da düşündüğümüzde, uzun vadede çatışmacı boyutlara taşınabilir.

İngiltere, yeni bir yönetimle geçiş sürecini yürütecektir ve bu da İngiltere açısından en hızlı olması istenen ve AB açısından en ağırından kefaretini öde yaklaşımında olabilir. AB ne denli sert tutum sergilerse, İngiltere’de ayrılma yanlıları da o denli artacaktır.

Vize ve euro açısından zaten bağımsız olan İngiltere’nin eğitim ve çalışanlar konusunda nasıl müzakere edeceği hakkında şimdiden bir şey söylemek imkansız. Ancak eğitim söz konusu olduğunda dünyanın en saygın sistemi diyebileceğimiz İngiltere açısından bir kayıp söz konusu olmayacaktır. Çalışanların vize alması söz konusu olursa, bu vize alışların kolay veya zor oluşuna pararlel olarak, gerginlikler yaşanacak ve tazminatlar gündeme gelecektir.

Pek çok Avrupa Birliği üyesi, İngilteresiz bir AB’nin stabil olamayacağı kaygısını taşımaktadır ki, bu da Fransa-Almanya-İngiltere üçlüsünden sonra güç unsurları olarak kalacak Fransa-Almanya ikilisine çok görev düşeceğini göstermektedir.

Ortadoğu’da artan çatışmalar, ABD’nin Türkiye’deki üslerinden çıkması, Almanya’nın İncirlikte koşullanması, Fransa ve Rusya’nın Suriye’deki çıkarları söz konusu olduğunda, İngiltere olası bir savaş riskine mi hazırlanmaktadır, sorusu da, ayrıca sorgulanabilir.

Ekonomik açıdan İngiltere sarsılıyor gibi görünse de, uzun vadede kazançlı çıkacaktır ve AB, 2017 itibariyle kemer sıkma politikaları uygulamaya zorunlu kalacak veya ekonomik sallantılarla karşılacaktır varsayımı da, oldukça gerçekçidir. İlişkiler boyutu ise, Dünya Ticaret Örgütü kapsamında ilerleyebilir.

En iyimser şekliyle, muhafazakar İngiltere’nin, kendi yolunda ilerlemeyi seçtiğini varsayarak, Brexit’in bir prosedürel ayrılış olduğunu da, varsayabiliriz. Bu durumda prosedürler neyse, o uygulanacaktır diyerek, yukarıdaki 5 maddelik Lizbon Anlaşması’na atıfta bulunabiliriz.