Karaciğer enzimi GGT’deki artış, bazı sorunlara işaret eder. O nedenle yılda bir kez GGT seviyelerinizi kontrol ettirmenizde fayda var.

Karaciğeriniz sağlam mı? Doktorlar böyle bir soruyu net olarak yanıtlamak istediklerinde “karaciğer enzimleri” ne durumda ona da bir bakarlar, ALT, AST, GGT seviyelerinde yükselme var mı araştırırlar.
Ne var ki üçüncüsü yani GGT, açık yazılımı ile “Gamma Glutamil Transferaz”, sadece
sıradan bir karaciğer enzimi, bildik ve önemsiz bir karaciğer fonksiyon bozukluğu habercisi değildir.
GGT antioksidan orkestrasının şefi, antioksidan takımının kaptanı ve ustası
glutationa metabolik ihtiyacın arttığını gösteren mühim bir uyarı işareti gibi de kabul edilmelidir.
Nedeni şu: GGT’deki artış, karaciğerin detoksifikasyon işinde zorlandığının, artan toksin ve serbest radikal yükü ile baş etmekte başarısız kaldığının da göstergesidir.
Kısacası kan
analizlerinde “detoks” sistemi hakkında fikir edinmek istiyorsanız, detoks gücünüzün ne durumda olduğunu merak ediyorsanız tavsiyem yılda bir kez GGT seviyelerinizi de kontrol ettirmenizdir.
Bu özellikle aşırı kimyasal toksine maruz kaldığını düşünen, fazlaca alkol tüketen, çok sık ağrı kesici ilaç kullananların bilmeleri gereken mühim bir ayrıntıdır.

Hangi tıbbı tercih etmeli?

◊ Hastalık teşhis edeni mi, yoksa tehlikeyi erkenden sezip önleyici tedbirlerle hastalanmanızı engelleyeni mi?
◊ Hastalık tedavi edeni mi, yoksa sizi hasta eden, hastalıklara yol veren nedenleri belirleyip önceden bertaraf edeni mi?
◊ Kısacası “sonuçlara katlanıp” onların etkilerini hafifleteni mi, yoksa “sebeplere odaklanıp” onlarla mücadele edeni yani sizi hastalıklardan korumayı ilke edineni mi?
Not: İlk sıradakileri hedefleyen “modern tıp”, ikinci sıradakileri benimseyenler “geleneksel ve koruyucu tıp”, ikisini birden düzeltme yoluna gidenleri de “integratif” yani “bütünsel tıp” olarak tanımlayabiliriz.

Takviye mi dediniz?

◊ Eklem sorunları için Tip2, tendon ve cilt sorunları için Tip1 ve 3 kolajenden destek alınacak.
◊ “Her probiyotik herkese uymaz” kuralı unutulmayacak, “Soruna en uygun probiyotik takviyesi hangisi?” öğrenilmeden probiyotik yutulmayacak.
◊ Koenzim takviyesi söz konusu olduğunda içinde Ubiquinol olanlar tercih edilecek.
◊ Omega-3 takviyesi için trigliserid yapısındaki balık yağı kökenli olanlardan evvel fosfolipid yapısında olan havyar yağı veya krill yağı omega-3’leri tercih edilecek.
◊ İçinde şeker olan cilt kolajeni takviyelerinden uzak durulacak, günlük kolajen takviye dozu ise asla 3 gramın altına düşürülmeyecek.

O hormonları nasıl izliyorsunuz?

Soruyu ben değil, “Fonksiyonel Tıp” isimli kitabında Dr. Mustafa Atasoy soruyor.
Soru şu:
“Tiroit hormonu verip de kandaki değerlere bakmadan tiroit tedavisi yaptığınızı hayal edebiliyor musunuz?
Çılgınlık gibi geliyor değil mi?
Peki östrojen ve projesteron hormonu tedavisinde durum nedir?
Bugün ister menopoz, ister adet sorunları nedeniyle kadınlara uygulanan tüm hormon tedavilerinde doğum kontrol hapları da dâhil hiçbir zaman verdiğimiz ‘şey’in neden kan düzeylerine bakmıyoruz?”
Sorunun yanıtını menopoza giren hemen her kadına östrojen hormonu öneren uzmanların vermesi daha doğru olmaz mı?

Hangisi daha önemli çok yemek mi, az hareket mi?

Konu çocuk veya genç obezitesi olduğunda gıda endüstrisi problemin “yemek-içmekle” değil, “az hareket etmekle” ilgili olduğunu iddia ediyor, esas suçlunun “aktivite azlığı” olduğunu söylüyor. Peki işin uzmanlarının görüşü ne yönde?
Onlara göre bu ikiliden hangisi daha ön planda? Yanıt açık:
Gıdaların kalori içerikleri, şeker, un oranları, yağ yapılanmaları problemli, sorunun esas nedeni de bu!
Tabii ki yeteri kadar hareket etmemek, okulda, evde “oturularak” geçirilen saatlerin uzaması da etkili ama esas sorumlular kötü, faydasız ve yüksek kalorili gıdalar.
Özellikle de şekerli içecekler, cipsler, gofretler, bisküviler, krakerler, hazır paket pizzalar ve diğer fast food ürünler.
Kantinlerinde hâlâ cips benzeri atıştırmalıkların, meyve suyu ve soğuk çay denen bol şekerli içeceklerin serbestçe satıldığı, bunların TV reklamlarında “mutluluk” veya “eğlence” temaları ile tanıtıldığı bir ülkede “Çocuk obezitesi neden patladı?” sorusuna yanıt aramak sizce de haksızlık değil mi?

Bir statin bir koenzim mi?

Kardiyologların önemli bir bölümü, kötü kolesterol LDL’nin yüksekliğini azaltmak için mutlaka bir statin hapı kullanmakta kararlıdır.
Haklılar mı? Tartışmalı bir konu.
Bana göre statin kullanımını gerekli kılan koşulları iyi belirlemek şartı ile bu ilaçlardan da faydalanmak tabii ki mümkün.
Ama her kolesterol artışına statin hapı ile hücum etmek de çok doğru bir yaklaşım değil.
Bir sorun da şu:
Statinler koenzim seviyelerini ciddi biçimde azaltıyor.
Koenzim azalması ise özellikle kalp kaslarının daha erken ve daha kolay yorulması demek.
Ne var ki statin kullanırken rahat davranan uzmanlar statinlerle birlikte koenzim takviyesi yapmakta tutucu, en azından çekimser davranıyorlar.
Oysa CoQ10 aynı zamanda LDL’nin oksitlenmesini de engelleyebilen bir molekül.
Diğer taraftan statinlerle birlikte CoQ10 verdiğinizde sadece bir eksiği yerine koymuyor, kalp hücrelerinde oluşabilecek bir enerji açığını da önlemiş oluyorsunuz.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/ggtniz-yuksekse-dikkatli-olun-40720467