Kolajen bir protein. Ama öyle sıradan bir protein değil. O vücudun yapısal bütünlüğünü oluşturan esas protein. Ayrıca insan vücudunda en çok bulunan protein de yine kolajen.

Başta derimiz, bağ dokumuz, tendon, eklem, tırnak, diş, saç ve kemiklerimiz olmak üzere göz dâhil hemen her organın yapısında kolajen hep var. Temel özelliği ise dokulara destek sağlamak, doku ya da organların canlı ve esnek kalmasına yardımcı olmak.
Bu mühim özellikleri yanında yıpranan dokuların onarım ve yenilenmesinde, kemik ve cilt dokusunun şekillenmesinde de önemli görevler üstlenir. Kısacası yeterince kolajeniniz yoksa işiniz zor. Cildiniz erkenden kırışıp buruşuyor.
Eklem kıkırdaklarınız erimeye, tendonlarınız güçsüz kalıp kopmaya meyilli hale geliyor. Dahası? Devamı aşağıdaki kutuda...

ÖZET BİLGİ 

Onsuz olmaz!

Peki bütün bunlar bize neyi anlatıyor?
Anlattıkları şu: Kolajen meselesine sadece “cilt desteği” olarak bakmamak gerekir. Bana sorarsanız bugünlerde pek moda olan “kolajen takviye”lerinden yararlanmak için harekete geçmeden önce bugünkü notlarımı lütfen dikkatle okuyun.
Hangi probleminize hangi kolajeni kullanmanız gerektiğini, bunun için ne dozda ve süre ile faydalanmanızın zorunlu olduğunu öğrenmeden de sakın yola çıkmayın.
İnternette, Facebook’ta, Instagram’da önünüze konulan eksik ya da yanlış, önemli bir kısmı da dezenformasyondan ibaret bilgilerden lütfen uzak durun.
Gelelim detaylara, buyurun...

VARAN 1

Neden ihtiyacımız var? Daha az kolajen kazanıyoruz

Kolajen bedenimizin temel yapı taşlarından biri. Ne var ki modern çağın (!) yeni beslenme tarzı, dışarıdan düzenli kolajen kazanımımızı önemli ölçüde azalttı.
Kolajen zengini iç organlardan (sakatat), kemikli etlerden eskisi kadar sık faydalanmamamız bu sorunun en önemli nedeni.
Pişirme yöntemlerimizin değişmesi, düşük ısıda uzun süre suda kaynatılan hayvansal besinlerin (etli-kemikli tencere yemekleri) yerini paket etlerin veya fast food yiyeceklerin, kızartmaların, ızgaraların ya da benzerlerinin alması bedenimize giren kolajen miktarını ciddi ölçüde sınırladı.
Kısacası tıpkı probiyotik bakteriler veya omega-3 yağ asitlerinde olduğu gibi ciddi bir kolajen açlığı, eksikliği sorunumuz da var.

VARAN 2

Yaşlandıkça kayıp artıyor

Vücudumuzun doğal kolajen üretimi 20’li yaşlardan sonra her yıl ortalama yüzde 1-1.5 oranında azalıyor. Bedenin kendi üretimi azaldıkça da mevcut kolajen liflerinin yıkımı hızlanıyor.
Bu duruma bir de dışarıdan kazanımın eksikliği eklenince eklem kıkırdaklarındaki ve tendonlardaki hasarlar, ciltteki kırışma ve sarkmalar doğal olarak hızlanmaya başlıyor. Bilinçli bir kolajen takviyesi planı önemli bir ayrıntı.
“Bilinçli” sözcüğünü bilerek kullanıyorum. Çünkü kolajen takviyelerinden faydalanmayı düşünenlerin çoğunun bu konuda bilinçli olmadıkları kesin.

http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/osman-muftuoglu/kolajen-gercekleri-kime-hangi-kolajen-daha-iyi-40675911