Geçtiğimiz haftanın kuşkusuz ki en önemli olaylarından biri Türkiye' nin evsahipliğinde gerçekleşen G-20 zirvesi idi.

Her devletler arası organizasyonda olduğu gibi G-20 zirvesinde de kamu oyuna yansıyan ilk haberler ve toplumdan gelen ilk tepkiler; liderlerin vücut dilleri ile alakalı oldu. 

Devlet adamlarının ağızlarından çıkan sözlerinden önce  beden dili ile gönderdikleri mesajları yorumlamaya çalışmak, bir romanı son sayfasından başına doğru okumakla eşdeğer. 

Temsil ettiği devletin itibarı adına liderlerin sergiledikleri vücut dilinin önemi ortada elbet. Ayrıca bu noktada, zirvede Cumhurbaşkanı Erdoğan' ın beden dili açısından sınıfta kaldığını söylemek de büyük haksızlık olur. 

Ancak anlamamız gereken nokta zirvede görüşülen konular ve alınan sonuçlar ile liderlerin fotoğraf karelerine yansıyan görüntüleri her zaman birbiri ile örtüşen imajlara sahip olamıyor. 

Bu bağlamda çizdiği beden dili profili ile evin en küçük çocuklarına has bir samimi rahatlık ve bir nebze afacanlığa sahip olan Abd başkanı Obama' nın, konu Suriye olunca da aynı sevecenliği sergilemesi gerekirdi. 

Ancak alınan kararlar açısından gerek  Türkiye-Suriye sınır güvenliği gerekse Türkiye kara ve hava sahasının kullanımı hususlarında Obama' nın tavrı afacan çocuktan çok, otoriter aile babası tavrındaydı. 

Türkiye bu zirvede ev sahibi ülke konumunda aktif ve başarılı, alınan kararlar bağlamında ise pasifti. 

Tarihinin belki de içinde en çok strateji, savaş, terör, jeopolitik unsurlar barındıran G-20 zirvesi; çizilen imajlar ile gücün her zaman aynı bünyede nüfus bulamayacağını işaret etmesi açısından önemliydi.