Bunları yazdığımız için Futbol Federasyonu yönetiminde bize darılan bazı sevgili arkadaşlarımız var.

TFF yöneticileri arasında son derece değerli insanların bulunduğunu elbette ki biliyorum. Üstelik bu kişiler kendi işlerini güçlerini bir yana bırakıp futbolumuza hizmet etmeye çalışıyorlar. Herşey bir yana bu özverileri nedeniyle takdir edilmeleri gerekir. Ben de ediyorum.

Fakat ne yazık ki federasyonumuz yaptığı yanlış işlerle kendi ayağına kurşun sıkma durumundan bir türlü kurtulamıyor. Süper Kupa maçının Manisa’da oynatılmasının ne kadar yersiz ve anlamsız bir karar olduğunu ilk günden itibaren anlatmaya çalıştık. Açıkçası maç öncesinde, sonrasında çok daha büyük olaylar bekliyordum. Onların olmadığına pek şükredemedik çünkü maç içindeki çirkinlikler ve sonrasındaki cezalarla ilgili gelişmeler ortalığı yangın yerine çevirmeye yetti.

Sayın TFF başkanımızın bu kararı alırken hangi arkadaşına danıştığını çok merak ediyorum. “Yönetim kurulu kararıdır”ın sadece laf olduğunu hepimiz kolaylıkla kestirebiliriz. Hatta bu karardan bazı üyelerin çok sonra haberdar olduklarını bile ileri sürebiliriz. Sonuçta biz 40 kişiyiz, birbirimizi biliriz. Hele daha yukarılarda işler tek adam anlayışıyla yönetilirken TFF’nin demokrasi derdinin olamayacağını kolaylıkla anlayabiliriz.

O günlerin duygusal ortamı içinde, memleketi yöneten insanların da işin üzerinde olmaları nedeniyle tamamen “yaranma” amaçlı bir karardı bu. Sonuçta, Somalı felaketzedelere ne yararının olduğunu da çok merak ediyorum. Bu noktada yeterli gazetecilik yapılmadı. Maça getirilen o insanlara bu karşılaşmanın Manisa’da oynanmasıyla ilgili düşünceleri sorulabilirdi. Böyle bir gazetecilik mutlaka yapılmalıydı, hâlâ yapılabilir.

O maçta Passolig uygulamasının olmayışı, güvenlikle ilgili sorumluluk TFF’ye aitken kulüplerin cezalandırılması ve cezanın yeterli görülmeyip Galatasaray’ın sahasının kapatılması, Sarı Kırmızılı kulübün buna çok sert yanıtı, bildiğimiz ve alıştığımız gerginliği çok erken başlattı. Bundan sonrasının da benzer şekilde gideceğini tahmin etmek hiç zor değil.

Demirören bu sezonu Süleyman Seba adıyla taçlandırmak istedi. Ancak daha ilk adımda buna hiç uymayan bir tablo ortaya çıktı. Bu da son derece doğal. Çünkü sayın Demirören, Beşiktaş’taki görev dönemi içinde Seba ruhuna yüzde yüz aykırı işler yaptı, söylemlerde bulundu. Sadece, uğradıkları haksızlık nedeniyle sahaya PAF takımıyla çıkacakları yolundaki açıklamalarını hatırlatmakla yetineceğim. Dolayısıyla dün söylediklerinizin ve yaptıklarınızın bugün ayağınıza dolaşmasını görmezden gelemezsiniz.

Uzatmaya gerek yok, Demirören yönetimi futbolumuzun en büyük talihsizliklerinden biri. Zaten sürekli sayılabilecek bir kaos içinde yaşıyoruz, Demirören’in söyledikleri ve yaptıkları işleri büsbütün içinden çıkılmaz hale getirmekten başka sonuç vermiyor... Hele o kulüplere para verme önerisi yok mu? Onun tam bir cinnet hali olduğunu yönetimdeki birileri kendisine söylemeye korkuyor mu dersiniz? a.cakir@za­man.com.tr

http://www.zaman.com.tr/ahmet-cakir/buyrun-seba-sezonuna_2242220.html