Mehmet F. Polat
New York Barosu Avukatı

Bir Türk ihracatçısı olarak Amerika Birleşik Devletleri’nde bulduğunuz bir alıcı ile ticaret yapmanın güvenceli yolu, taraflar arasındaki ticareti ve bu ticaretin unsurlarını iyi tarif eden ve satıcı olarak menfaatlerinizi koruyan bir satış sözleşmesinin imzalanmasıdır. Peki böyle bir satış sözleşmesinde neler olmalıdır? Uluslararası ticaretin merkezi konumundaki New York eyaletinin yerleşik mahkeme içtihadlarıışığında şu tespiti yapmamız mümkün: bir satış sözleşmesi taraflar arasındaki alım-satım ilişkisinin türünü, ve unsurlarını açık olarak tarif etmelidir. Mesela, yüklenecek malın ne olduğu, cinsi, miktarı ve diğer ayırt edici özellikleri sözleşmede açık olarak belirtilmelidir. Bunun yanısıra, malların yüklenmesinin nasıl ve hangi koşullarda yapılacağı, teslimden kimin sorumlu olacağı, satış bedelinin ne olduğu ve bu bedelin nasıl ödeneceği (peşin ya da vadeli olup olmayacağı) hususları satış sözleşmesinde mutlak olarak düzenlenmelidir.

İthalat ve ihracatta yükleme konusunda, taraflar genelde uluslararası hukukta yüklemenin nasıl yapılacağı hususunu tanımlayan ve “incoterms” adı verilen ticari terimleri kullanırlar. Bu ticari terimlerin en sıklıkla kullanılanı FOB’dur.  FOB “Free on Board”’ ın kısaltılmış şeklidir ve kullanıldığı zaman yanına teslimin yapılmış sayılacağı cografi yerin isminin yazılmıs olması gerekir. Örneğin satış sözleşmesinin tarafları ticari terim olarak “FOB Izmir”in kullanılmasını seçerlerse, Türk satıcı malları Izmir’de gemiye yüklediği anda mallara iliskin risk alıcıya gecer. Bu aşamadan sonra malların maruz kaldığı zarara ilişkin risk alıcıya aittir.

Bir satış sözleşmesinde tarafların hak ve yükümlülüklerinin ne olduğu konusu alım-satım ilişkisinin türüne göre değişiklik gösterir. Düz satış (straight sale) adı verilen alım-satım bildiğimiz klasik anlamdaki alım-satım ilişkisini temsil eder. Yani satıcı malı satar ve mülkiyet teslimle alıcıya gecer, böylelikle faturadaki miktarın ödenmesi zorunluluğu doğar. Ancak bundan farklı alım-satım türleri de vardır. Mesela, “konsinye” (consignee) denilen satış türünde malları teslim alan kişi klasik anlamda bir alıcı değil bir yediemin rolündedir. Yani satıcı tarafından gönderilen malları elinde tutar ve eger ancak bu mallar 3. kişilere satılırsa malın bedelini satıcıya ödemekle yükümlü olur. “Price after sale” adı verilen satış türü ise bir şekilde düz satışa benzer ancak aradaki tek fark, taraflar malın bedelini baştan belirlemezler. Alıcı olarak malları teslim alan kişi malları satın almış olur fakat bu mallar icin satıcıya ödeyeceği parayı taraflar mallar teslim edildikten sonra belirlerler.

Malların bedelinin nasıl ödeneceği konusuna gelince, fatura konusu malların bedellerinin ne olduğu ve bu bedelin nasıl ödeneceği satış sözleşmesinde  düzenlenmelidir. Ödeme, peşin ya da vadeli olabileceği gibi akreditif (letter of credit) açılması yoluyla da olabilir. Vadeli ödemelerde sorun tahsilatın nasıl garantiye alınacağı konusudur.

Mehmet F. Polat
New York Barosu Avukatı
Email: polat@polatlaw.com
Websitesi: http://www.polatlaw.com/