Ülkemin endişelileri almış yine sazı eline...

Hani şu aslında bizimkilerin Esad’ı göndermek için doğrudan iletişim halinde olduğu, Suriye de Esad’a karşı muhalif kanatta yer alan ve başta Kürtlerin Suriye de yoğun yaşadığı bölgelerde El Kaide gibi Suriye de Esad yanlısı olan örgütlerle de mücadele eden, sayelerinde Suriye ile ilgili olan çözüm görüşmelerinde ülke olarak masada kendimize yer ve söz hakkı bulduğumuz, Esad muhalifi Özgür Suriye Ordusu oluşumu ile çatışmayan PYD Suriye de ateşle oynuyormuş...

Waylemıne...

Suriye nin Kürdistan olarak tanımlanmayan bölgelerinde dahi PYD ye yakın Kürt’lerin, ÖSO ile birlikte Cephet Ül Ekrad adıyla Esad'a karşı savaştığını da hemen bir not olarak aktarayım.

PYD ye ‘’ateşle oynuyor’’ demelerinin sebebi de PYD den bugünlerde geldiği iddia edilen, Suriye Kürtlerinin ‘’Self-Governance’’ yani kendi kendilerini yönetme talebi, hani güney komşumuz Irak Kürdistanı’ndaki gibi bir yönetim şekli talebi denilebilir.

Oysa bu talep,ki ben yazımı kaleme aldığımda henüz net olarak doğrulanmamıştı ancak doğru bile olsa, bu yeni bir durum değil, aksine 2007 de dile getirilmiş bir konu.

Hatırlayalım...

Bir zamanlar Türkiye, Kürt liderler Barzani ve Talabani'yi Sınır Karakolu Komutanlarına, daha sonraları İlçe Kaymakamlarına muhatap ederdi.

Sonra hatırlayınız aynı Türkiye ''aklı’’, Merhum Özal’ın aynı Kürt liderleri Cumhurbaşkanı düzeyinde kabul etmesi sonrası neredeyse Turgut Özal’ı ‘’vatan hainliği’’ ile bile suçlamıştı.

Sonrasında nasıl olduysa Demirel de Merhum Özal’ın açtığı bu doğru yoldan devam etmiş, belki de etmek gerektiğini bir şekilde anlamış ve Irak Kürdistan ile Türkiye ilişkilerinde bugünlere kadar gelinmişti.

Gerçi 1991 yılında Demirel ‘’Kürt realitesini tanımak lazım’’ demiş ve yine kendilerini herkesten daha çok vatansever olduğunu iddia eden ve gören bazı çevrelerce kıyametler koparılmıştı ancak sonunda bu abuk subuk ‘’kıyameti’’ de Türkiye olarak aşmıştık.

Türkiye vaktiyle ‘’kırmızı çizgimiz’’ diye tanımladığı, ‘’Kuzey Irak ta özerklik olmaz, ayrı bir Federasyon olmaz’’ şeklindeki söylemlerini de çoktan terk etmişti.

Zaten Türkiye’nin bu ‘’kırmızı çizgileri’’ ne Kürtler ne ABD ve ne de diğer global güçler tarafından o zamanlarda da açıkça söylemek gerekirse, hiç ciddiye alınmamıştı.

Sonraları kırmızı çizgileri bir yana bırakın, 2010 yılında çok yerinde bir kararla Türkiye olarak Erbil’de Başkonsolosluk bile açtık.

Irak Kürdistanı özellikle petrolden elde ettiği gelirle yaptığı ticaretin yaklaşık %80 ini Türkiye ile yapıyor, Irak pazarlarının % 80’ini Türkiye menşeili ürünler doldurmakta ve bu ticaretin boyutu ise Türkiye açısından 2010 yılı itibariyle karşılığı 5,2 Milyar USD lik bir dış ticaret hacmi

Bu hacmin 2014 yılı sonu ile 20 Milyar USD ye çıkarılması Haziran 2010’da Erbil’de yapılan bir toplantıda taraflarca kararlaştırılmış durumda.

Rakamların önemini daha iyi anlamak için Türkiye’nin tüm Afrika ile olan ticaret hacminin ise yaklaşık 7 Milyar USD seviyelerinde olduğunu belirtmekte fayda var.

Bir zamanlar kırmızı çizgilerle kendimizden uzak tuttuğumuz Irak Kürtleri ile bugünlerde bu denli iyi ilişkiler içerisinde olmak Türkiye nin ve Irak Kürdistan’ının geleceği için son derece önemli ve memnuniyet verici.

Sendromun Dönüşü...

Irak Kürdistanı ile ilgili olarak yukarıda özetlemeye çalıştığım gelişimler buz gibi ortada dururken, şimdilerde yeniden adeta hortlayan ‘’kırmızı çizgi’’ sendromu, bu sefer Suriye ile ilgili olarak bazı endişelilerimiz tarafından dillendirilmeye başlandı.

Ne Sanıyorsunuz....

Kimlik dahi verilmemiş Suriye Kürtlerinin kimliklerinden ‘’sittinsenelik’’ bir zaman dilimini kapsayacak şekilde vazgeçtiklerini, vaz geçeceklerini mi sanıyorsunuz ?..

En temel insani haklarından on yıllarca yoksun yaşamak durumunda kalan Suriye Kürtlerinin, bu haklarını bir gün gelip aramayacaklarını, almayacaklarını, unutacaklarını mı sanıyorsunuz ?

O insanların on yıllardır süren zulüme eywallah edeceklerini mi sanıyorsunuz ?

Suriye Kürtlerinin, Türkiye’deki Kürtlere on yıllar boyu haksızca dendiği gibi, ''terörist'', ''terör örgütü mensubu'' falan denilerek, en temel ve doğal insani haklarına kavuşmalarının engellenebileceğini mi sanıyorsunuz ?

Aklı Başa Devşirme Vakti...

Unutmayalım ki Türkiye halkları olarak bizler, Suriye Kürtlerini tehdit olarak gördükçe, dışladıkça ve onlardan uzak durdukça, Suriye ve Irak Kürtleri biribirlerine mutlaka daha da fazla yakınlaşacaktır...

Unutmayalım ki bu coğrafyada, bizim dünyada kendimizden başka dostumuz yok benzeri cümleleri ifade ederken gözden kaçırdığımız, belki de yegane samimi dostumuz Kürtlerdir.

Unutmayalım ki artık akıllı olmak ve aynı coğrafyayı yüzyıllardır paylaştığımız Suriyeli, Iraklı, İranlı tüm Kürtlerle stratejik, politik ve ekonomik müttefik olmak durumundayız.

Nasıl ki Türkiye ile ekonomik anlamda entegre olmuş bir Irak Kürdistan’ının bize hiç bir zararı yok bilakis katkısı vardır, Suriye’de de söz konusu olabilecek bir Suriye Kürdistan’ının Türkiye’ye zararı yok tam tersine faydası vardır.

Türkiye ve bölge Kürtleri arasındaki iyi lişkiler her iki taraf için de hayati önem taşımaktadır.

Suriye’nin kuzeyinde bir Suriye Kürdistan’ı kurulur yada kurulmaz, elbette bunu zaman göstercektir.

Türkiye, Suriye Kürtlerine mesafeli duracağına tam tersine özellikle de Suriye’nin içinde bulunduğu şu dönemde onlara sahip çıkmalı, destek olmalı ve Türkiye ile ekonomik ve siyasi anlamda entegre yeni bir bölge yaratılmasına özel çaba sarf etmelidir.

Vakit Geldi...

Öylel ya da böyle, Suriye Kürtlerinin de bir şekilde statü ve insani haklarını geri alma vakti gelmiş görünüyor. Türkiye olarak Kürtlerle kardeşiz ya hani, unuttuk mu yoksa ?

Yeniden Kırmızı Çizgi sendromu yaşayanlara, yaşatmak isteyenlere ‘’yaw hele bi dur’’ desenize...

Kürt kardeşlerinizin kendilerini yönetme ve insani temel hak ve hürriyetlerini geri alması için kardeşlerinize köstek olacağınıza destek olsanıza...

Başka Yolu Yok...

Umarım Türkiye, vaktiyle Irak Kürdistanında yaptığı hatayı tekrarlamaz, böyle bir durum karşısında yine anlamsız ‘’kırmızı çizgiler’’ oluşturmaz ve hiç de mantıklı ve stratejik olmayan saçma bir direnç göstermez.

Türkiye bölgesinde ve dünya ölçeğinde büyüyecekse, bunu Türkiye’deki ve bölgedeki diğer Kürtlerle birlikte el birliği ve güç birliği oluşturarak, Türkiye dışındaki Kürtlerle entegre olarak yapabilir.

Başka yolu yoktur...

Tıpkı 1071’de Malazgirt’de,

1915’de Çanakkale’de,

Kurtuluş Savaşında,

1974’deKıbrıs’daki gibi...

Yapabiliriz... Olur... Hem de çok güzel olur...

Hoş Kalın

20 Temmuz 2013

@cngzkync