Süper Nato'nun 1950'li yılların ortalarından itibaren yoğunlaşan algı operasyonları hiç hız kesmeden günümüze kadar taşınıp geldi..

Değişen tek şey ileri teknolojik gücün de bu operasyonlara eklemlenmesiydi..

 
60'lar daha da ilginçtir..
 
Soğuk savaş yıllarıydı..
 
Sovyet Sosyalist Cumhuriyetleri Birliği iken bugünkü Rusya, komünist rejimin dünyadaki sembolü olarak görülür ve giz perdesi ardında çok daha büyük bir güç olarak gözükürdü buralardan..
 
Demir Perde ülkelerinden Bulgaristan ise kapı komşumuzdu..
 
Avrupa'ya kara yoluyla giden vatandaşlarımız için rejimleri hakkında önemli ölçüde kanaat fikiri oluştururdu..
 
İki karşıt süper güç, Coni ile İvan birbirine diş biliyor ama diş de geçiremeyip işi karşılıklı olarak birbirlerinin içine gizlice soktukları casuslarla idare edip giderdi.. İlişkileri kavga dalaş da olsa hep ajanlar çerçevesindeydi.. 
 
Bazan da yankiler kendi içlerinde cadı avları düzenleyerek komünist avına çıkıyordu..
 
Her ikisinin de şimdiki Nükleer silâhların karşılığı olan atom bombasına sahip oldukları bilinirdi.. Bu dengenin caydırıcı olduğuna inandırılırdı kamuoyu..
 
Yine de birbirleriyle tehditleşmeleri kaygı verici bulunurdu..
 
Kişi ve topluluklarda algı oluşturarak yönlendirmenin o günkü karşılığı beyin yıkamaydı..
 
De Facto bugünkü kadar çok aleni ve yoğun değil, sinsice, saman altından su yürütmekti âdeta..
 
Kamuoyunda, bu iki ülke hakkında günün özel koşullara uygun, dillere pelesenk olan cümle kalıpları da vardı..
 
Misâl; "Üçüncü Dünya harbi bu iki hasım ülkenin rekabet yarışından ve sonucunda karşılıklı restleşmesinden çıkar arcak.." diyenler büyük çoğunluktaydı..
 
"Ruslar, sıcak denizlere (Akdeniz'i kastederek) inmek isterse, barışı bozmaya kalkışırsa, onları ancak ve ancak Nato'nun durdurabiliceği" algı ve görüşü de epeyce hâkimdi..
 
Bu görüşlerini, basın yayın araçları dışında en ziyade dünyada açık ara üstün olduğu film endüstrisi vasıtasıyla gerçekleştiriyordu batı emperyalızmi..
 
O filmlerde kendi sistemlerini idealize eder, olağanüstü demokratik, iyi niyetli gösterirdi.. Özeleştiri pek yapılmaz, tüm eleştiri okları ise karşıt rejim olarak gösterilen komünizme atılırdı.. Ne kötülük olsa hasımlarından bilinirdi..
 
 
*
Durum aşağı yukarı böyleydi..
 
Neyse sözü fazla uzatmayalım..
 
Nato üyesi olmuştuk..
 
Yaygın görüş, bu üyeliğin bir güvence olduğuydu.. Ancak ülkenin aydınları, ilerici öğrencileri, sendikaları aksini görüyor, böyle olmadığını biliyordu..
 
İlk derinliği olmayan stratejik hatalar yapmaya başladık.. Alında asskeri güç olarak o birliğin bel kemiği olma unsuruna sahıp olmamıza karşın kontrol elimizde olamadı.. i
 
Kendimizi ağırlıklı üye olarak değil de ikincil kuvvetlerden biri gibi hissettik.. Daha doğrusu, özellikle öyle hissetmemiz sağlandı..
 
Çünkü kendi çıkarlarına uygun gördüğü için öyle istemişti batı emperyalizmi..
 
İlk stratejik hata bu ödün olmuştur sanırım..
 
İkincisi ise bu edilgen, tavrımızı sürdürme konusundaki ısrarımızdır kuşkusuz..
 
Ve köprünün altından sular aktı.. İşte o günlerden bugünlere geldik..
 
Aynı öneme, etkiye ve yaptırım gücüne sahip olduğunu kim iddia edebilir artık Nato'nun.. Ya da kim medet umar, kim inanır?
 
Kadir İnanır mı demiştiniz?
 
Ali Bilge HASDEMİR