Los Angeles'ta düzenlenen bu yılki Oscar Ödül Töreni'ne, politik ve sosyal içerikli dönem filmleri damgasını vurdu: Argo, Anna Karenina, Zincirsiz, Les Miserables ve Lincoln...

Bu filmlerin konusu veya arka fonda geçen Amerikan iç savaşı ve köleliğin kaldırılması, Fransız Devrimi, 19. yüzyıl Rusya'sındaki sosyal sancılar, İran İslam Devrimi sırasında CIA ajanlarının Tahran'a yaptığı operasyon gibi konular gösteriyor ki politik ve sosyal içerikli dönem filmleri son dönemlerde oldukça rağbet görüyor.

Ödül töreninin sürprizi, Michelle Obama'nın, "en iyi film" seçilen "Argo"nun ödülünü Beyaz Saray'dan yapılan canlı yayında sunması oldu.

Michelle Obama, kazanan filmin isminin yer aldığı zarfı açmadan önce twitter'da yapılan tahminler, Oscar adaylarından "Lincoln" filminin ödülü kazandığı yönündeydi. Bu tahminler elbette Lincoln'un köleliği kaldırmasından kaynaklanıyordu.

Ancak, durum hiç de sanıldığı gibi değildi. Michelle Obama. Oscar'ın, İran İslam Devrimi'ni konu alan "Argo"ya verildiğini açıkladı. Filmin ismi açıklandıktan sonra twitter'da "Lincoln" tahminleri bu kez yerini komplo teorilerine bıraktı. Beyaz Saray'ın, Oscar töreni aracılığıyla İran'a mesaj verdiği yorumları yapılmaya başlandı, ki İran da bunu böyle algıladı ve Oscar törenine tepki gösterdi. Bu örnek de gösteriyor ki, Oscar törenini epey bir politize olmuş.

Oysa, ödül "Lincoln" filmine verilmiş olsaydı bugün bambaşka bir tartışma başlayacaktı. Peki Lincoln'un önemi nereden geliyor? Yanıtı basit aslında; Abraham Lincoln, ismini ABD tarihine altın harflerle yazdırmış bir isim. Obama'nın konuşmalarında sık sık Lincoln'u referans almasının nedeni de bu.

Halen vizyonda olan "Lincoln" filmi, ABD'nin 16. Başkanı Abraham Lincoln'un (1809-1865) hayatını konu alıyor. Lincoln, 1861'de seçildikten sonra, seçimlerde vaat ettiği gibi, köleliği kaldırdığı için ABD'nin 44 başkanı arasında George Washington'dan sonra en önemli lider olarak kabul ediliyor.

Lincoln'un bu kararının ardından, ABD bölünmenin eşiğine geldi. Güneydeki bir çok eyalet bağımsızlığını ilan etti ve bu yeni blok, bir konfedere devlet çatısı altında birleşti. Kuzey ile Güney devletleri arasında çıkan savaş yıllar sürdü, binlerce kişi hayatını kaybetti.

Sonuçta, savaşı kazanan taraf, siyahların da gönüllü orduya verdiği destek sayesinde Kuzey tarafı oldu. Ancak ne var ki, köleliği kaldırma kararı Lincoln'un hayatına mal oldu. Uğradığı silahlı saldırı sonucu 1865'te hayatını kaybeden Lincoln, aradan 150 yıl geçmesine rağmen hala ABD tarihinin en saygın isimlerinden biri olarak anılıyor.

Lincoln'un doğum günü ABD'de her yıl resmi tatil olarak kutlanıyor. İki hafta önce 12 Şubat Salı günü Lincoln'un doğum günü nedeniyle New York'taki bütün okullar ve devlet dairelerinin tamamı kapalıydı. Beş Dolar'lık banknotlarda hala onun resminin yer alması da Amerika açısından Lincoln'un önemini anlatmaya yetiyor.

Lincoln, hayatını konu alan film nedeniyle zaman zaman Türkiye'de de gündeme geliyor. Geçtiğimiz günlerde Hürriyet Daily News Yazarı Murat Yetkin "Erdoğan Lincoln Olabilir" başlıklı bir yazı kaleme aldı. Yetkin'in dikkat çektiği konu Lincoln'un ABD tarihindeki önemi, siyahlara tanıdığı haklar ve özgürlükler konusundaki kararlığıydı.

Erdoğan'la kıyaslamasının nedeni de hükümetin Kürt meselesinde son dönemlerde başlattığı çözüm süreciydi. Yetkin'e göre Erdoğan, başlattığı süreci sonuçlandırabilirse, yani iç barışı ve demokratikleşme sürecini tamamlayabilirse "Türkiye'nin Lincoln'u" olabilir.

"Lincoln" filmini izlediğini ve iki lider arasında ciddi benzerlikler gördüğünü anlatan Yetkin, Erdoğan'la Lincoln'un, ABD ile Türkiye'nin ve Kürtler'le siyahların birebir benzetme niyetinde olmadığını ve yalnızca politik durumları ve liderleri kıyaslamak istediğini de haklı olarak vurgulama gereği duyuyor.

Elbette, iki lideri ve dönemi birebir kıyaslamak doğru olmayabilir ancak aradaki benzerlikler de gerçekten dikkat çekiyor.

Türkiye son yıllarda bir kaç kez çözümün ve iç barışın kapısını aralasa da her seferinde beklenmedik bir biçimde süreç tersine döndü. Ancak bu kez daha dikkatli bir strateji izlendiği de açık.

Lincoln daha köleliği kaldırmadan Osmanlı'da başlayan demokratikleşme ve anayasa tartışmaları bugün hala devam ediyor. Tanzimat Fermanı, Islahat Fermanı, Birinci Meşrutiyet, İkinci Meşrutiyet, Cumhuriyet'in ilanı, çok partili sisteme geçiş, Avrupa Birliği adaylık süreci derken, anayasa konusu iki yüz yıla yakındır hep gündemde. Kimi zaman ileriye dönük atılan adımlar bir süre sonra askeri darbelerle sekteye uğratılınca, Türkiye her seferinde sıfırdan başlamak zorunda kaldı ve bu yüzden bir türlü sivil anayasasını yapamadı.

Son yıllarda TBMM'nin birinci gündemi hep sivil anayasa konusu. Hükümet, bu yıl Anayasa konusunda somut adımlar atmaya kararlı görünse de, Meclis aritmetiğinin buna izin verip vermeyeceği meçhul.

Türkiye'nin bugüne kadar demokratikleşmesini başaramamış olmasının elbette bir çok nedeni var. Bunda toplumsal dinamikler, siyasal, sosyal ve ekonomik faktörlerin yanı sıra lider faktörü de son derece belirleyici. Bu nedenle, bu süreçte Erdoğan faktörü büyük önem taşıyor. Erdoğan, Türkiye'nin iç barışını ve demokratikleşmesini kapsayan bir anayasayı geçirmeyi başarırsa, Murat Yetkin'in de belirttiği gibi Lincoln gibi tarihte yerini alabilir.