Dünyanın merakla beklediği Oscar ödül töreni Fenerbahçe ile Kasımpaşaspor mücadelesinden saatler sonra yeni bir günün sabahına karşı yapıldı; Amerika, Oscar ödül töreninin bir yenisini daha gerçekleştirdi, Türkiye ise sıradan bir futbol mücadelesini. Oscar gecesine, yeni yeni başladığı yönetmenlik kariyerine rağmen en iyi film ödülünü alan Ben Affleck damgasını vurdu diyebiliriz. Affleck’i bu başarıya götüren “Argo” isimli yapıtı oldu.

Sevgili Ben Affleck Argo filmiyle Oscar’ı kaptı ve kendisinden yönetmenliğe adım attığında pek de beklenmeyen bir başarıya imza attı. Tabii bunda Amerika’nın sinemanın gücünden faydalanarak kendini güçlü, lider gösterme arzusunun da önemli bir yeri var. Politik türde denilebilecek Argo’nun ödül alması da bu bakış açısından yorumlanabilir. Affleck, filminde örneğin Guantanamo Kampı’nda tutukluyken İran tarafından kaçırılan 6 İran vatandaşının hikâyesini işleseydi yine Oscarcığı kucaklar mıydı bilinmez.

Dünya film endüstrisinin merkezi olan Hollywood evet zaten yıllardır politik bir araç olarak da kullanılıyor ama kaliteli ve sinema sanatı açısından takdire şayan filmler de yapılmıyor değil. Dünya genelindeki sinemaseverlerin yapımcılardan tek ricasıysa Amerika’nın adonis kaslarının ne kadar güçlü olduğunu insanların kafalarına kazımaya çalışmayı daha dengeli ve daha az sayıda filmle yapmaları.

Affleck’in filminin isminden hareketle oluşan iş bu yazının diğer içeriğine dönersek pazar günkü Fenerbahçe Kasımpaşaspor karşılaşmasını görüyoruz. Önce argo kelimesinin bizdeki anlamına bir bakalım. Sevgili Türk Dil Kurumumuzun kayıtlarına göre argo ülkemizde şu anlama geliyor: Her yerde ve her zaman kullanılmayan veya kullanılmaması gereken çoklukla eğitimsiz kişilerin söylediği söz veya deyim. Külhanbeylerinin kullandığı söz veya deyim.

Pazar günkü futbol karşılaşmasını izlerken belki de binlerce futbol seyircisi aynı şeyi söyledi: Yuh artık! Yok yok, bu kadar da eğitimsiz olamazsınız. Milyon dolarlara o çimlerde arz-ı endam eyleyen siz futbol insanları bu kadar da küçülemezsiniz. O kazandığınız paralarla hiç mi kitap almazsınız? Hangi dindenseniz o dinin kutsal kitabını alıp hiç mi okumazsınız ya da felsefe içerikli birkaç kitap alıp bir şeyler öğrenmeye yeltenmez misiniz? Hadi hepsini geçtik sporla ilgili, sportmenlikle ilgili üç beş şey okumaz mısınız, bir yerlerden bir şeyler dinlemez misiniz?

Futbolcular arasında yukarıdaki paragrafa girmeyen istisnalar var elbette. Örneğin bunlardan bir tanesi, geldiği günden gittiği güne kadar sinirli olarak dahi görmediğimiz, küfür ederken, tükürürken, hakaret ederken görmediğimiz Alex’ti. O da ne yazık ki Aykut Kocaman’ın gazabına uğramış ve gönderilmişti.

Argonun tanımında gördük ki bu tarz konuşanlar genelde eğitimsiz (illa okul değil, kendini geliştirme babında eğitim) kişiler ya da külhanbeyliğe meraklı karakterler. Argo doğrudan küfür demek değilse de küfür kelimesini kapsadığını söylemek yanlış olmaz. Ne yazık ki futbolcuların argo tavır ve tutumlarını son birkaç yıldır ülkemizde fazlaca görmeye başladık. Tabii TFF yine sahaya yansımadı diyebilir! Fakat şu bir gerçek ki o gün o karşılaşmada savurulan ağza alınmayacak küfürleri, sözleri yayıncı kuruluş bile gizleyemedi. Yani TFF ne derse desin küfür sahaya yansıdı.

Yıllardır tanıdığımız ve artık kendimizdenmiş gibi kabul ettiğimiz, oldukça efendi bir kişiliğe sahip olduğunu da çoktan anladığımız Kasımpaşaspor’un teknik direktörü Şota Arveladze neye uğradığını şaşırmış o gün. Şota o kadar rezilce laflar duymuş ki  "İlk defa Türkçe bilmeseydim dedim. Bu kadar küfür hiç duymamıştım. Bu kadar fazla küfür eden futbolcuları bir arada gördüm. Niye Türkçe biliyorum diye sordum. Oyuncular bize küfür ediyor. Helal olsun." demiş.

Kasımpaşa Kulübü Başkan Vekili Hasan Hilmi Öksüz de Emre Belözoğlu’nun ismini vererek oldukça ağır bu iddiaları resmi ağızdan kamuoyuna duyurdu. Kasımpaşalı futbolcuların da, teknik heyetin de, yönetimin de yenilgiden çok, hep bir ağızdan bu konuyu gündeme getirmeleri dikkate alınması gereken bir çıkıştır. Avrupa’ya gidip orada tutunamayan ve eski takımına dönen bu futbolcunun sicili gerçekten de çok kabarık. Ülkemizde yeşil sahalara ırkçılığı sokan da bu futbolcuydu. Ama ne yazık ki Emre’ye ettiği küfürlerden, yaptığı faullerden, hakemlere hakaretlerinden ceza verecek, kırmızı kart gösterebilecek bir hakem henüz çıkmadı bu ülkede. Ne acı! Ne acı ki teknik direktörüne dahi küfürler savuran, pet şişe fırlatan bu futbolcuyu Fenerbahçe yeniden Türk sporuna kazandırdı! Ne acı ki bir de ülke gençliğini spor yapmaya heveslendirmek için düzenlenen bir kampanyada bu futbolcunun da ismi kullanıldı. Hâlbuki ülke gençliğine bu futbolcu ancak “Ey gençler böyle spor yapacaksanız hiç yapmayın” şeklinde örnek verilmeliydi.

Yeşil sahalar küfürlerle, hakaretlerle kapkara bir hâl alırken insanın aklına Türk futbolunu temizleyeceğiz diyen TFF’nin Sayın Başkanı geliyor. Sayın Başkan’ın temizlemekten kastı bu muydu acaba? İşte ne yazık ki ülkemizde pazar gününe bir futbol karşılaşmasındaki “Argo” darbesini vurdu ve ne tesadüftür ki pazartesi sabaha karşı dünyaya da konumuzla kelime benzerliği dışında hiçbir alâkası olmayan Ben Affleck’in “Argo” filmi.