Amerika’yı Amerika yapan en önemli öğelerin başında gelen o klasik “Amerikan başarı hikayesi” kuşkusuz ABD’deki diyaspora toplumlarının herzaman hayallerini süsleyen temel bir öğe olmuştur. Tabir yerindeyse, günümüzün zorlu ve amansız rekabet ortamındaki ekonomik koşullarında bu başarı hikayesini gerçekleştirmek hemen hemen Nasrettin Hoca’nın göle yoğurt çalıp, tutmasına eşdeğer bir olasılık oranına sahip. Teşbihde hata olmaz denir ya, işte Chobani yoğurtlarının başarısı da aslında göle çalınmış bir yoğurt girişimi. Fakat ne yazıkki bu başarıya rağmen Türk Amerikan toplumunun belli bir kesimi hala bu yoğurdun “tutmuş” olmasına sevinmek yerine, Chobani’nin “Yunan yoğurdu” olarak pazarlanıyor olmasına üzülüyorlar. Halbuki Chobani hakkında biraz bilgi edinip önyargılarından arınsalar, belki yoğurdun kaymağını bile afiyetle yiyebilecekler.    

Göle maya çalan Chobani’nin başkanı ve kurucusu sayın Hamdi Ulukaya ile geçtiğimiz yıl Washington’daki Amerikan Türk Konseyi’nin (ATC) konferansında tanışma fırsatı buldum. Her yiğidin bir yoğurt yiyişi vardır derler ya, konferanstaki katılımcıların hemen hepsi Hamdi Bey’in yoğurt yemesi ile değil de yoğurt yapması ile yakından ilgileniyordu. On sene önce İngilizce öğrenmek için geldiği Amerika’nin kuzey New York bölgesindeki kapanmış olan eski bir süt mandırasını satın alıp, yedi sene gibi kısa bir sürede ABD yoğurt pazarının lideri durumuna gelmek hakikaten büyük bir başarı. Nitekim bu başarı birçok kurum ve kuruluşun ilgisini çekti. ABD’nin ekonomi alanında önde gelen yazılı ve görsel basını Chobani’nin başarısını defalarca ekranlara yansıttı. Üstüne üstlük, bu başarıyı yansıtırken de Türk kökenini vurgulamayı da ihmal etmediler. Hamdi Bey bir yandan hızla artan yoğurt taleplerine yetişmeye çalışırken, diğer yandan da kendisine verilen ödülleri kabul etmek için törenden törene koştu. Bütün bunlar devam ederken de Türk Amerikan diyasporasının dinazorları, el öğüt verir yoğurt vermez hesabı, Chobani’nin sözde “Yunanlığına” takılıp kaldılar. Zaten bu yazıyı yazmama sebep olan da üyesi olduğum internet iletişim gruplarında bu konu hakkında hala ne kadar gereksiz yorumlar yapıldığını görmek oldu.

Hernekadar üzerinde “Türk Yoğurdu” yazmasa da, bu söylemden yola çıkarak Chobani’nin Türk Amerikan toplumuna faydası olmadığını iddia etmek ve hatta Hamdi Bey’in bu konuda “aydınlatılması” gerektiğini savunmak, değirmende yoğurt öğütmekten farksız. ABD “Yunan Yoğurdu” pazarında üstünlüğü ele geçirmiş ve bununla da yetinmeyip olimpiyatlara sponsorluk etmiş, sadece üretimin yapıldığı mandırada 1300 kişiye istihdam sağlayan, Idaho eyaletinde $450 milyon değerinde dünyanın en büyük mandırasını satın alan, ABD pazarına sığmayıp Avustralya’da da bir mandıra açan ve Amsterdam’da uluslararası satış ofisi kuran birinin pek de “aydınlatılmaya” ihtiyacı olduğunu sanmıyorum.

Ticari başarılarının yanında Chobani’nin hayır işlerine verdiği önem de gerçekten hatırı sayılır seviyede. Çoban Armağanı isimli vakıf, şirketin kârının %10’unu olumlu ve kalıcı değişiklikler yapılması için çalışan kurum ve bireylere bağışlıyor. Chobani aynı zamanda bağımsız filmlere ve bağımsız film festivallerine de finansal destek sağlıyor. Hamdi Bey ile Washington’da tanıştığımda Türk Amerikan Dernekleri Kurulu (ATAA)’da halen sivil toplum koordinatörlüğü görevini yürütüyordum. Kendisinden rica ettiğim özel bir mektupla bölgesini temsil eden Kongre temsilcisini Kongre Türk Dostluk Grubuna ekleme başarısını gösterdik.  157 üye edinerek rekor kırdığımız 2012 yılında bazılarının beğenmediği Hamdi Bey’in o sözde “Yunan” yoğurdu, Türk Amerikan toplumuna küçük de olsa önemli bir fayda sağladı.  

Uzun lafın kısası, Chobani gibi büyük bir başarıya imza atmış ve atmaya da devam eden bir şirketi ve pazarlama stratejisini kırık plak gibi gereksiz yere kritik etmektense, Türk Amerikan toplumuna farklı alanlarda nasıl daha faydalı olabileceği konusunda ortak fikirler geliştirmek çok daha anlamlı olacaktır. Yoğurt paketinde hernekadar “Yunan” adı geçsede sonuçta yoğurdun mayası Türk, mayalandığı mandırası Türk, ve üstüne üstlük kaymağını yiyen yine Türk. Ne demişler, komşu komşunun yoğurduna muhtaçtır. Bırakın komşuya o kadar da faydamız olsun!