Her hadise, Kur’ân’ın Allah Kelâmı olduğunu haykırıyor. Nasıl Cenab-ı Allah’ın peygamberlerle vahiy denilen hususî haberleşmesi varsa, Kur’ân, peygamber düşmanı insan ve cin şeytanlarının da kendi aralarında “vahiyleştikleri”ni, mü’minlerle mücadele etmeleri için dostlarına, elemanlarına “vahiyde bulundukları”nı haber verir.

Ramazan, oruç, kurban, bayramlar, ezan, hac gibi ibadetler, İslâm’ın aynı zamanda çok önemli şiarları, sembolleridir. Bu sebeple, her Ramazan’da oruç, her kurban mevsiminde kurban ve hac aleyhinde, en azından kafaları karıştırmak için yayınlar yapılıyor. İspat-ı nefs peşindeki bir takım cahil teologlar da, bu yayınlara tam destek oluyorlar.

Bir profesör teolog, kendisini terazide ağır göstermek için geçmiş bütün âlimleri hafif gösterme teşebbüsü içinde, “Bütün müfessirler, kurbanla ilgili âyetin (Hacc Sûresi/22:34) hacda kurbanla ilgili olduğunu ileri sürmüştür.” iddiasıyla, ilgili âyet için hiçbir tefsire bakmadığını gösteriyor ve bütün müfessirlere iftira atıyor. Çünkü hiçbir müfessir, böyle bir şey ileri sürmemiştir. Aynı teolog, “Uzmanlık saham” diyerek, “Biz ümmî bir ümmetiz, hesap yapmayız; okuyup yazmayız.” hadis-i şerifini de “Hesap yapamayız, okuyup yazamayız.” diye manâlandırarak çarpıtıyor.

Kurban, Kur’ân-ı Kerim’de açıkça ifade buyrulduğu üzere, bütün ümmetlere emredilmiş bir ibadettir (Hacc Sûresi: 34). Kurban emrine karşı çıkan, Kur’ân’a, vahye, Risalet’e, nihayet Cenab-ı Allah’a karşı çıkmış olur. Bütün ibadetler gibi kurbanda da illet, Allah’ın onu emretmesidir. Elbette her ibadet gibi kurbanda da pek çok hikmetler vardır; fakat hikmetler, ibadetlerde illet yerine geçmez. Kurbanda esas olan, Allah’ın adını anarak “en’am” denilen koyun-keçi, sığır ve deve cinsinden bir hayvanı kesmektir. Her gün yeryüzünde yüzbinlerce hayvan kesilmekte, binlerce insan katledilmektedir. Cenab-ı Allah (c.c.), hayvan kesmeyi Allah’ın adını anmaya bağlamakla hem hayvanları Allah’a şirk koşmada vesile yapmanın önünü alıp, meseleyi Tevhid temeline oturtmuş, hem de hayvan kesimine niyet tayin buyurmuş, kaide, usûl ve sınır getirmiştir. Allah, aynı şekilde savaş için de kaideler koymakla, menfaat, hakimiyet, ırkçılık gibi sebeplerle ve keyfî olarak insan katlini yasaklamıştır. Kısaca, ibadetlerle Allah, insan nefsini terbiye eder; içtimaî hayatta birlik ve düzeni sağlar ve insan hayatını kâinattaki sarsılmaz ve muhteşem nizam ve intizamla birleştirir.

Peygamber Efendimiz (s.a.s.), “Biz, ümmî bir ümmetiz, hesap yapmayız.” derken, “Güneş de, ay da bir hesap iledir.” âyetinden elbette habersiz değildi; ayrıca astronomi ilmi, en eski çağlardan beri gezegenlerin hareketlerinden, ne zaman semada hangi noktada, hangi mıntıkada olduklarından haberdardı. Hicrî ayların tesbitinde Türkiye, İngiliz almanağını kullanıyor; bazı Arap ülkeleri, Amerikan almanağını kullanıyor. Bilimde “çok ileri” olan ABD ve İngiltere, hicrî ayların tesbitinde her zaman aynı sonuca varmıyor ki, Türkiye ile Arap ülkeleri arasında Ramazan ve bayramlarda farklılıklar olabiliyor. Şu kadar ki, Mısır ve Arabistan gibi ülkelerde ay, gözetleniyor da.  Ayın hareketlerinin Hicrî ayların astronomi hesabıyla tesbitinde farklılıklar ortaya çıkacak şekilde olması, güneş ve ayın bir hesap ile olmasına dâhildir. Kaldı ki, bulut gibi bir sebeple yeni hilâlin görülememesi durumunda çıkan ayın 30’a tamamlanmasını emreden hadis-i şerif gibi Kur’ân-ı Kerim de, müthiş bir belâğat ihtiva eden “Kim (Ramazan) ay(ın)a şahit olursa o ayın tamamında oruç tutsun.” (Bakara Sûresi: 185) âyetinde ‘şahitlik’ kelimesini kullanmakla hicrî ayların tesbitinde yeni hilâli görmenin esas olduğunu, fiil ve özneyi tekil kullanmakla bir kişinin hilâli görmesinin ayın tesbitinde yeterli olacağını ortaya koymaktadır. Âyetin fevkalâde tefsiri için büyük müfessirimiz merhum Elmalılı Hamdi Yazır’ın tefsirine bakılabilir. Allah, bizi ve aklımızı Din’e hakem kılmamıştır; bize ve aklımıza düşen, Allah’ın hükümlerini anlamaya çalışmaktır.

Zaman