*

Anneannemin duası ne yazık ki gerçekleşmedi. 12 Eylül çok can yaktı bu topraklarda, çok ah aldı.
Hapishanelerde, nezarethanelerde sistematik olarak işkence uygulandı. Aileler evlatlarını, gençler umutlarını, bir ülke yarınlarını kaybetti.
Bunları o dönem konuşamadık. Çünkü hep "Ya gofretten bomba çıkarsa!" diye korktuk, korkutulduk. Terörü durdurmak için gelmişti ya ordu, şükran duymalıydık. Bir kuşak bu militarist söylemle büyüdük.
Bugün 12 Eylül'ün ve tüm askeri darbelerin verdikleri hasarı açıkça konuşabilmemizi olumlu, ileri bir adım olarak görüyorum.
Militarizmin başat olduğu topraklarda, ordunun siyasete her an karışmayı kendinde hak gördüğü bir sistemde gerçek bir demokrasiden söz edilemez. Arjantin, Yunanistan, Portekiz ve nice ülke ancak askeri darbelerle yüzleşip bu dönemi tamamen geride bırakabildikleri için demokrasiye geçebildiler. Edebiyatta, sinemada, tiyatroda muazzam örnekleri var bu içsel sorgulamanın.
Lakin işin bir başka boyutu daha var. Oral Çalışlar bu haftaki yazısında, "Hepimizde biraz Kenan Evren ruhu mevcut aslında" diyor. Bu tespiti önemli buluyorum.
Topluma tepeden bakan, azınlıkları ve farklılıkları yekpare bir aynılık içinde eritmeye kalkan ve en önemlisi, kendi gibi düşünmeye tahammülsüz bir bakış açısı ne yazık ki geçmişle sınırlı kalmadı, bugün de siyasi yelpazenin çok farklı kesimlerinde zuhur edebiliyor. Sosyal demokratlar arasında da muhafazakârlar arasında da. "12 Eylül ruhu" üzerine düşünmemiz lazım.

*

Şundan endişe ediyorum. "Bireylerden intikam almak", "isimlere hınçlanmak" gibi dürtülerle hareket edilirse, geçmişin hesabı bu şekilde sorulursa, bir kez daha anneannemin duası havada kalacak. Gene çok canlar yanacak. Gene aileler incinecek.
O yüzden, bir zihniyet ve toplumsal yara olarak 12 Eylül'ü konuşmaya, sorgulamaya ve beraberce ileriye bakmaya, evet. Ama insan avına, intikamcılığa, aşırıya kaçmaya, hayır.

http://www.haberturk.com/yazarlar/elif-safak/731216-12-eylul-ve-anneannemin-duasi