Yeniden bir "Cilâlı Taş Devri" hüküm sürmekte günümüzde..

Cilâlayan cilâyana, kendisini cilâlatan da rantına yeni rantları katmakta zira..

“Koyunun olmadığı yerde, keçiye 'Abdurrahman Çelebi' derler” türünden büyük bir lâf etmiş atalarımız..

Siz bu sözün izdüşümlerinin yaşandığı bundan daha karakteristik bir dönem hatırlıyor musunuz?

Ülkesinin geleceğini belirleyen, hatalı gidişata “dur” diyerek düzeltilmesi yolunda uyarılarda bulunan ve çoğu kez uçurumun kıyısına gelinmiş ise o kıyıdan dönülmesinde rol alan yegâne gücü, o ülkenin aydınları değil midir?

Bir ülkenin aydınları tamamen pasifize edilmiş, suskun, edilgen ve de köşesine çekilmiş ise ne yapılabilir?

Aydınlarınız sustukça, ortamın gürültü patırtısı çelişik, travmatik, ve kaotik bir hal alıyor. Değer karmaşası artıyor, sosyal görevlerin tanımlanması birbirine karışıp çorba haline geliyor..

Şu an tanık olduğumuz ortalık yerdeki tablo aşağı yukarı böyle değil midir?

Nerede bu ülkenin iyi eğitim almış, konusunda uzmanlaşmış, iyi yetişmiş beyinleri?

Aydınlar konuşmuyor, korkarak köşelerine sinmiş suskun kalıyorsa, meydan kimlere kalmaktadır?

Önce Türk pop müziğinin sevilen sesi Sezen Aksu, çıktı ortaya ve ününü kullanarak siyasi bir konudaki fikirlerini beyan etti..

Dert değil, elbette, tabii ki edebilir..

Bu onun en doğal ve kaçınılmaz bir demokratik hakkıdır..

Açılıma, boyut katarak çok yeni açılımlar getirmeye çalışmıştır kendileri..

Ancak neden spesifik takılmakta, sadece bu konuda fikir yürütmektedir?

Ardından bir başka sanatçı (?!) ise bir baktı ki prim yaptı bu iş, o da benzeri politik konularda hemen ahkâm kesmeye başladı..

Ki, o ikinci san’atçı bayan, medya maydanozluğuna çok daha önceden, yıllar önce soyunmuş, Yeşilçam’da film artistliğinden, şarkıcılığa dek, oradan da ekstrem spor dallarına ve sunuculuğa kadar bulaşmış bir kişidir..

Ve üzerine hiç de vazife olmayan konularda bile ahkâm kesmesiyle ünlüdür kendileri..

Her eylemini bir tür reklam malzemesi haline çevirip itinayla lehine kullanmışlığı vardır.  Özel hayatındaki çalkantılardan çıkarılan magazin haberlerinden bile kurnazca nemalanmış bir sima olarak tanınan bu kişi hızını da alamadı bu kez.. Yeni gaflarıyla bazı orjinal malzemeler üretmeyi sürdürdü..

Kameralar ise her daim olduğu gibi bu kez de unutulmaya yüz tutan kendisine yöneldi derhal, tam da “ohh kurtulduk gaflarından, özel yaşamından, nihayet gündemden baş aşağı doğru inişe geçti” denilirken ..

Reyting büyüsünü yine lehine kullanıp gündemin baş sırasına oturtuldu..

Şarkıcı, oyuncu, sunucu ve sporcumuzun, artık yıpranan ününü, aşırı şımartılmış özbenliğini tazeleme seansları, medya aracılığıyla planladığı yeni atraksiyonları, sansasyonel çıkışları hızla sürmektedir..

Yine dönelim müzik sanatçısı Aksu’ya..

Tamam, bir itirazımız yok da acaba neden Sezen Aksu, Türkiye’mizin yüzyılın en büyük ekonomik kriziyle boğuştuğu bir süreçte, kalkıp krizin yarattığı yoksulluk, işsizlik ve açlık tehlikeleri konusundaki fikirlerini beyan etmedi de “açılım” konusunda düşüncelerini beyan etti?

Varsayalım ki, Aksu da akademik bir eğitimden geçmiş olmasa bile bir sanatçı aydınımızdır..

Peki, dış gözlemcilerce de en önemli sorun olarak gösterilen ekonomik durumumuzun gidişatı hakkında, işçinin, memurun ve emeklinin haklarının ne denli kötüye gittiğiyle ilgili, işsizliğin alarm verme aşamasına gelmesi hakkında ağzından bir tek kelime bile çıktığını duydunuz mu kendisinin?

Ya da engelli vatandaşlarımızın özlük hakları hakkında bir cümlesini?

Hayır mı?

Bu noktada düğümlenmiyor mu itiraz konusu olan mesele?

Her nedense ülkenin sanatçısı, ülkesinin bir sorununa ilgi duyarken bir dolu diğer yaşamsal konuya ilgi duymuyor, neden, evet neden?

Bu sorumuzun yanıtı; Türkiye’de yoksulluğa itilen kitlelerin sorunlarına eğilmek, bir cümleyle olsun bu soruna da dikkat çekmek bir sanatçıya reyting kazandırmıyor olabilir mi?

Sanırım o tip konularda bu arkadaşlara ekmek yok!

Ama sansasyonel konularda fikir yürütmek, hatta hatta ahkam kesmek sağlanan reyting ile bir reklam malzemesi şekline kolayca dönüşebiliyor.

Öyle mi?

İçi tamamen boş, plansız, programsız, ne idüğü belirsiz olarak ortaya atılan bir açılım, bir sanatçının yıpranmaya yüz tutan şöhretini cilalamasına olanak sağlayabilir mi?

Arz ve talep meselesine gelince...

Magazin medyasının da katkılarıyla şöhret basamaklarından yukarılara ikişer üçer çıkan birileri, o basamaklardan aşağı inmeme ya da kamuoyu tarafından unutulmamak için sansasyonel saydıkları bazı flaş konular hakkında beyanda bulunarak, hem ünlerinden, hem de tatlı getirilerinden vazgeçmek istemiyor olabilirler mi?

Olabilir mi acaba??

Şu soruyu da açık ve net şekilde soralım:

Kendilerine sanatçı denilen bazı kişileri, acaba neden sanatlarıyla, sanata katkıları nedeniyle gazetelerin birinci sayfalarında göremiyoruz, ama bu tür sansasyonel açıklamaları üzerine haberlerini birinci sayfalarda görebiliyoruz?

Sosyolojik açıdan çok çelişik bir durum sayılmaz mı bu?

Yani, hem üzümü yemek, hem bu arada bağcıyı da dövmek..

Çok kurnazca, çok hesapçı yaklaşım..

Yani, bir taşla iki kuş..

Prim yaptıran, kişisel ranta dönüştürülmesi muhtemel her konuda konuşmak üzere sanatçı kimliklerin hemen ortaya atılması doğal mıdır?

Tamam, hadi bunların da  hepsi doğal diyelim..

Ancak bu şahısların bu cüret ve taleple ortaya çıkmalarının tek bir nedeni vardır kanımca:

Aydınlarımız tarafından meydanın tamamen boş, sahipsiz bırakılması..

Nerelerde siniz? Üzerlerinize ölü toprağı mı serpildi?

Uyanın ve ayağa kalkın artık ey aydınlar..

Ali BİLGE HASDEMİR


 

Ali Hasdemir
AHASDEMIR@turkishny.com