altAmaç, üzüm yemek midir?

Yoksa, bağcıyı dövmek mi?

Amaç, bir sorun ortaya atıp onu çözüme kavuşturmak mı?

Yoksa haklı çekinceleri olan tüm muhalifleri hedef alarak onları susturmak ya da suçlamak mı?

Mesele burada düğümleniyor..

Bir iktidar düşünün ki, Derviş’in ekonomik modelini yaşama geçirerek göreceli istikrarın sağlandığı bir dönemde, yani ekonomik göstergelerin nispeten iyi gösterildiği bir süreçte ortaya atmıyor bugün ortaya attığı sorunları.

O dönemde, ortada ne açılım var ne de bir başka şey..

Üstelik ne plan, ne de bir ciddi proje ortaya koyuluyordu..

Bugün de proje, program yok, dün yoktu, hâlâda yok..

O süreçte, ne birlik beraberlikten, ne de anaların gözyaşlarından sözediliyordu..

Bol bol popülizm ve parti propagandası pek yoğundu aynı dönemde ama..

Oysa anaların yüreği ve milletin vicdanı, o dönemde de acılarla dağlanıyordu..

Şimdi ne oldu da birden olayın biçemi, muktedir talepkârının tutumu değişti..

Aslında, tarihte bir çok coğrafyada denenen ilkel bir stratejidir bu..

Nedir uygulanan klasik taktik?

Bazı toplumsal içerikli hassas konular belirlenmekte ve zaman uygun düştüğünde, dahası sırası geldiğinde bu konulardan biri kedinin önüne ciğer atar gibi atılmakta..

Ardından da iddia sahipleri iki geri adım birden atarak kenara çekilmekte ve toplumsal tepkileri oradan izlemekte.

Başta anlı şanlı medya olmak üzere bir kısım kurumlar bunun üzerine bodoslama atlamakta..

 Peki, özellikle ne zaman yapıyor bunu?

Oy oranları düşüşe geçtiği süreçlerde..

Yüzde 35’in altına inen, hatta 30’lara kadar ineceği tahminleri yapılırken üstelik..

Ne zaman gündeme getiriliyor, ortaya armut gibi atılıyor bu eldeki kozlar?

Köylüsü, memuru, işçisi, emeklisi borç batağına düştüğünde..

Peki niçin atılıyor acaba?

Kötüden öteye doludizgin giden ekonomik koşulların toplumsal yansımaları olumsuz sonuçlar yaratmaya başladığı için olmasın?

Peki bu ne demek?

Ellerindeki, birbiri ardından kullanılmak üzere tutulan bu kozlar, birer emniyet sübabı, sigorta şarteli, birer dizgin anlamına gelmiyor mu?

İzleyelim..

Şimdi ortadaki yemek soğumadan masaya bir sıcak yemek daha sürülecektir..

Hemen söyleyelim; Ermenistan ile ilgili sınır meselesi temcit pilavı ısıtılan yeni koz..

Milletin iş beklediği, geçiminin zora girdiği, aş derdine düştüğü bir dönemde kafasını bulandırmak ilkel strateji değilse nedir?

**

İktidar, öncelikle “açım” diye inleyen, alanlarda bağıran vatandaşına ne zaman bir açılım getirecek, işsizlik ve geçim sorunlarına ne zaman el atacak?

Vatandaşına yönelik açılımlarına ne zaman tanık olabileceğiz?

Sanırım, bu boş bir temenni, ya da bir hayal, ütopya olarak alacak..

Memurları ayakta ülkemizin, işçileri de öyle..

Meydanlar avaz avaz: “2 X 2 ya da 2 artı 2 = 4 ahlaksız teklifine hayır!” diye..

İstanbul, Ankara, İzmir gibi büyük kentlerde artık yaşayamayan emekliler, göç hazırlığında taşra ya da köylere..

*

Atlantic Council’in ve Phıllıps’in ne ilgisi var bizim içişlerimizle.. Niçin karışırlar dersiniz, iç bütünlüğümüz, kardeşlğimiz gibi tamamen özel, iç meselerimize..

2007 ile 2009 yılları arasında yazılan rapor ve senaryolar sahneye konuyor olmasın şu süreçte?

Şu 3 maymunu oynayanlar dışındakilerimiz, Hollywood dekorlarının ardında acaba kim var diye baktığımızda, görme ya da işitme engelli değilsek, zeka özrümüz de yoksa, erişiyoruz zaten gerçeğe..

Hani, şu “yol haritası” dedikleri yutturmacayı da net kavrıyoruz o zaman..

Tam da bu sırada 1 Eylül Dünya Barış Günü’nü kutlamaya hazırlanıyoruz..

Atamızın dediği gibi “Yurtta sulh, cihanda sulh”

Evet, iki de değil, çok yüzlü, çifte standartlı batıya ve onun içteki piyonlarına yöneliktir şu sesleniş:

“Barış, hemen şimdi..”

Ancak hangi yüzle?

Ali HASDEMİR/ Turkishny.com

Ali Hasdemir
AHASDEMIR@turkishny.com