ARSA VE KONUTTA QUA VADİS?

Seferihisar’daki kıyı şeridinde çıkan yangın, içimizi de yakarken, bu yeni kundaklamayla akıllara  “yine imar için yer açma” kuşkusunu getirdi..

Yanı sıra  kıyı yağmacılığını getirdi.. Rantı getirdi..

Alıştırdılar ya bizleri..

Bir kentin Anayasa’sı olan Nazım İmar Planı’nı delme çabalarını da getirdi kuşkusuz..

Türkiye’de yılda 600 bin konut ihtiyacı var..

Ancak bu konut ihtiyacının sadece yüzde 15’ini karşılanabiliyor..

Arsa  fiyatlarının çok yüksek olduğu bilinen bir gerçek..

Bu durumun AKP uygulamalarında yeşil alan ve kamusal alan gereksinimlerinin karşılanmasını da geri plana attığı

Türkiye’de dikkat çekici bir gelişme ise kentlerin giderek gettolaşmaya başlaması..

 “Ancak durum artık eskisi gibi değil..

Artık yoksul değil de zengin gettolar çoğalıyor..

Kentlerde, duvarlarla çevrilmiş sitelerin sayısı gün geçtikçe artıyor.. bu arada plan anlayışı da değişime uğruyor..

Planda, hastane, yeşil alan alan olarak ayrılmış bir alana yatırımcı otel yapmayı kafasına koymuşsa, parselin planı da değişiyor...

Artık, bir projenin çekici olması için adının İngilizce ya da diğer yabancı dillerde olması pek revaçta..

Adının “residence” olması gerekiyor.

Ya da “towers”  inşaa edilmeli, anlayışı egemen oldu..

Kentlerde rant, değer artışı, planlamanın dile getirilmesiyle

birlikte başladı.

Yeni planla gelen artışın normal olduğu yine bilinen gerçek, normal olmayanın ise plan değişikliğiyle nokta rant sağlamak..

Rant için bir sac ayağı sistemi oluşturulmuş..

Rantın, kamunun eline geçmesi için imar yasası, emlak vergisi yasası ve gelir vergisi yasası olmak  üzere  üç önemli araç bulunuyor.

``Sosyal demokrat belediyeler, genelde nokta rant sağlayan değişiklikler yapmadıkları gibi artık olağan sayılan rant sağlanışına izin vermiyor..

Değer artışları hiç kuşkusuz kente ve yoksullara yansıtılarak gitmelidir..

Fakat sadaka misâli, seçim öncesi dağıtılan erzak paketleri şeklinde asla değil..

Özellikle varoşlarda istihdam yaratarak işsizliği önleme konusunda yapılmalıdır bu yansıtma..

AKP’nin kentsel dönüşüm projeleri, örneğin TOKİ - belediyeler işbirliğiyle gerçekleştirilen ciddi bir kentsel dönüşüm projesi yok..

İzliyoruz.. Tüm projelerde bir takım sorunlar yaşanıyor.. İstanbul’daki ve Ankara’daki projeler nedense(!?) bir türlü bitmiyor.

AKP kentsel dönüşüm projelerinin en büyük olumsuz özelliği, halkı ayrıştırmasıdır..

Bu ayrıştırma, ne yazık ki, hem fiziki hem de beşeri olarak yapılmakta..

İktidardaki parti anlayışı, insanları yaşadıkları yerlerden kopararak başka yörelere gönderiyor..

Diyorlar ki; `Bakın ey ahali biz güzel bir proje yapacağız. Ama sizi buradan göndereceğiz. Yaşadığı yerde kalmak isteyeni gözeten bir uygulama AKP’de yok..

Rantının yükseleceğini umduğu, bildiği yerleri (Sulukule örneğinde de olduğu gibi) boşaltarak, ahalisine yerleşmesi konusunda başka bölgeler gösteren bir anlayış var.

İnsanların beton bloklar arasına hapsedildiği, bazı Avrupalı

Sivil toplum kuruluşlarının raporlarına göre de tecrit edildiği bir gerçek..

Bu konu demokrat ve sosyal anlayışla taban tabana farklı..

Zira, dönüşüm projelerinin yarattığı değerin orada yaşayan halk için kullanılması  için bu projelerin halkla birlikte, halkın katılımıyla hazırlanmasını gerektirir..

İşte bu uygulamaya geçisi engelleyenler, direnenler var.

Bir kentin Anayasası anlamını taşıyan Nazım İmar Planını delmek için çalışanlar olduğunu esefle yineleyerek bitirmek isterim yazımı..

Esen kalınız..

Ali HASDEMİR/TNY/İSTANBUL

Ali Hasdemir
AHASDEMIR@turkishny.com