BU köşede defalarca “Reza bir sahtekârdır” diye yazdım.

Yazdım, yazdım, yazdım...

Bıkmadan... Usanmadan... Kararlılıkla...

*

Fakat yüce Türk adaleti, Reza ile ilgili verdiğim bu hükmü pek beğenmedi.

Mahkemelerimiz, Reza’nın “tekzip” adı altında bana gönderdiği berbat metinler ile ilgili olarak...

Yayınlansın” kararı verdiler.

*

Bu arada...

Sırf Reza’ya “sahtekâr” dediğim için mahkemelerde süründürüldüm.

Ve hâlâ da süründürülmekteyim.

*

Peki son durum ne?

*

Son durum şu:

Reza itirafçı olmak üzere!

Daha doğrusu...

Hükümetimizin sözcüsü Bekir Bozdağ Bey’in ifadesiyle...

İftiracı olmak üzere!

*

Yani Reza’nın bir sahtekâr olduğunun, üstelik satıcı ve iftiracı bir sahtekâr olduğunun kesinleşmesine ramak kalmış durumda.

Eli kulağında!

*

Ben artık Reza’nın satıcı ve iftiracı bir sahtekâr olduğunun kesinleştiği günü dört gözle bekliyorum.

Aşk ile milyon kez...

“Reza bir sahtekârdır” diye haykırmak için.

ABDULLAH GÜL PASİF BEKLEYİŞTEN AKTİF BEKLEYİŞE GEÇTİ

PASİF bekleyişteydi Abdullah Gül...

- Renk vermiyordu.

- Tavır koymuyordu.

- Cephe almamaya özen gösteriyordu.

- Asla harekete geçmiyordu.

- Susuyordu.

*

Aynı Abdullah Gül, bir aydır tutum değiştirdi.

Pasif bekleyişten aktif bekleyiş aşamasına geçti.

*

Abdullah Gül, bu aktif bekleyiş sürecinde...

- Konuşmaya başladı.

- Dış politikayla ilgili olarak net ve sert eleştirilerde bulundu.

- Komplo teorilerine ve hamasete karşı sesini yükseltti.

- Yanına gidenlere “Böyle gitmez” demeye başladı.

- Renk vermekten pek çekinmemeye başladı.

*

Bir isyan hareketi falan başlatmış değil Abdullah Gül...

- Yine harekete geçmiş değil.

- Yine beklemede.

- Yine gelişmeleri izliyor.

Ama bu kez...

Daha aktif bir bekleyiş içinde.

*

En azından “ben ciddi bir seçeneğim” mesajını vermek ister gibi bir hali var.

ŞU TÜR ÖZÜRLER GELEBİLİR

İKTİDAR cenahında anti-Amerikan, anti-NATO rüzgârları esiyor.

*

Çok yakında...

Şu tür özürler gelirse...

Ben hiç şaşırmayacağım, siz de şaşırmayın:

*

- Altıncı Filo’yu taşlayanları taşladık...

Özür dileriz.

*

- İki kutuplu dünyada ABD’den yana olduk...

Özür dileriz.

*

- Komünizmle Mücadele Dernekleri falan kurup Amerikancılık yaptık...

Özür dileriz.

*

- NATO’ya girmek için Mehmetçik’i Kore’ye yolladık...

Özür dileriz.

REZİL OLANLAR ESKİDEN NE YAPARDI ŞİMDİ NE YAPIYOR?

ESKİDEN de şimdi de...

Türkiye’de rezil olmak pek mümkün olmuyor.

Bunda bir değişiklik yok.

*

Fakat şöyle bir değişiklik söz konusu:

- Eskiden rezil duruma düşenler... “Atatürk’te birleşmeliyiz” diye nutuk atarlardı.

- Şimdi rezil duruma düşenler... “Erdoğan’da birleşmeliyiz” diye çıkış yapıyorlar.

‘YOL AYRIMI’ FİLMİNE NEDEN ŞEFKATLE YAKLAŞTIM?

- GALİBA yaşlandım.

*

- Galiba eski huysuzluğumdan pek eser kalmadı.

*

- Galiba Şener Şen’i ve Rutkay Aziz’i pek sever oldum.

*

- Galiba beğeni eşiğim düştü.

*

- Galiba Yavuz Turgul’un bir filmine daha kılıç sallayacak takatim kalmadı.

AK PARTİ SANATA VE SANATÇIYA BAKIŞINI DEĞİŞTİRECEKMİŞ

- MÜJDAT Gezen’i etkinliklere davete kadar işi ilerletirler mi bilmiyorum ama artık Orhan Baba/Ajda Pekkan/Hülya Avşar sarmalının ötesine geçmek istiyorlarmış.

*

- Gezi’de adının üstünü çizdikleri sanatçılara açılmaya kadar işi vardırırlar mı bilmiyorum ama artık tiyatro dünyasıyla esaslı bir ilişki tesis etmek istiyorlarmış.

*

- Zülfü Livaneli, Sezen Aksu, Sıla gibi sanatçıları da işin içine katarlar mı bilmiyorum ama Işılak/Bingöl/Zara döngüsünü aşmak için çeşitli atılımlar yapacaklarmış.

KIŞLIK TAVSİYELER

- FULAR kadar ince, atkı kadar kalın olmayan şalları boynunuza dolayın.

- “Doktor Jivago”yu muhakkak bir-iki kere izleyin.

*

- Neşet Ertaş’tan oyun havaları dinleyin.

*

- Tahin-pekmez olayına mutlaka girin.

*

- Sabah erken saatlerde Belgrad Ormanı’nın kuytuluk yerlerine bir uğrayın.