Zamanın hızına yetişmeye çalışırken yeni yazımı sizlerle buluşturmakta geç kaldım. Bu haksız geç kalış, zamansızlıktan öte kendimi yazmaya hazır hissetmeyişimdendi. Uzunca bir süre, soğuk bir denize girmenin kaçamak tereddütlerini yaşıyormuşçasına yarım kaldı cümleler. Taki kulaklarımda yankılanan o melodinin eşliğinde harfler, kelimeler, cümleler derken yeni yazım oluşmaya başlayıncaya kadar.

Her yazıda ayrı bir melodi fonda çalan. Bu sefer fonda bildik bir şarkı var. Tüm dünyada en çok dinlenen şarkı o son zamanlarda, zor günlerin umutsuzluğa sürükleyen, karamsar bildik şarkısı. Kim bestelediyse, hani o sevmediğimiz halde ağızlarımıza dolanan şarkılar misali hayatlara yapışıp kalıyor karamsarlığın bestesi. Kulak tıkamak imkansızda olsa fonda çalan müziğe, mesele ona odaklanıpta hayatı yitirmemekte. Kulak vermek lazım başka şeyleri fısıldayan seslerede.

Bazen umudun, mutluluğun sesi hiç beklenmedik anlarda, hiç beklenmedik yerlerden yükselir. Tıpkı dünyaya yeni gelen bir bebeğin ağlamasının, onu bekleyen yüzlerde yarattığı mutluluk gibi.

Dünyanın içinde bulunduğu bu gibi buhranlı günlerde yaşanan, başarısızlıklar, hayal kırıklıkları, açılar her ne kadar doğalda olsa, güzel günlerin geleceğine dair umudumuzu yitirmeden saklayabilmek gerek. Ne kadar şanslıyızki cömert bir dünyada yaşıyoruz. Yaşanan her kötü an, her kötü olay için onlarca yüzlerce haklı, haksız seçeneğimiz var.

Suçlayabilmek gibi haksız vede yersiz bir seçeneğimiz var mesela. Şu yaşanan günlerde, kendimizi, başkalarını, zamanı, kaderi, taki suçlayacak hiç bir şey kalmayıncaya kadar her seyi, herkesi suçlayabiliriz. Sonunda varacağımız yer suçlayarak hiç bir yere varamayacağımızın kısır döngüsü olucaktır.

Yada yenilgiyi benliğimizin bir parçası kılıp, gözlerimizdeki umut ışığını söndürebilir vede ilerleyen zamana, yeniden esmeye başlayacak olan güzel rüzgalara rağmen, ulaşamayız daha refahtaki günlere.

Unutmamak lazımki, tüm başlangıçlar mutlu bir sona varamasada, tüm mutlu sonlar inançlarında başlar.

Sözlerim meşhur bir kitapdan alıntılar yapmaya başlayacağım izlenimini verselerde, ben hiç bir zaman inanmadım hayata dair formüller veren o kitaplara, belkide sadece okul sıralarında anlayamadığım matematik formülleri gibi hayata dair formülleride anlayamadım. Tüm bu anlayışsızlığımın içinde kendi cevaplarımı başka yerlerde buldum. Öklid`in sayılarda bulduğu cevapları, soyut düşüncelerinde bulan Sokrates misali; ama kendimce.

Tüm hayatlarını inandıkları hayallere adayıpda sonunda tüm o inanmışlıklarına rağmen yitip giden hayatlara vede onlarla aynı yolda ilerlerken başarıyla, başarısızlığın o meçhul sapağında başarıya sapan hayatları seyireyledim farklı seyirlerde.

Aslında farklı hayatlardan bahseden cümleleri uzatmak mümkün, taki tüm o uzangının içindeki tek gerçeğe, kadere varıncaya kadar. Sonrasında her şey daha bir kolay. Sonrasında hayat herkese, her şeye rağmen kuralları aynı olan bir oyun.

Bugünlerde ise çokça kişiye maddi sıkıntılar içinde karamsarlığı sunan bir oyun. Madem şartları biz belirlemiyoruz o zaman isyandan uzakta, kaderin bilincinde kabullenmek lazım hayatı. Belki ihtiyacımız olan güzel günleri anlatan seslerede kulak verebilmek vede umudumuz yerine kaygılarımız yitirmeye çalışmak o seslerde.

Sıkıntıların sebebi belli olunca herkese sabır dilemekten birde umudu fısıldamaktan başka birşey gelmiyor elden.

Yazımı burada bitirirken, biz global dünyanın insanlarına yaşanmakta olan ekonomik krizin geride kaldığı günler diler, tüm Müslümanların kurban bayramını en içten dileklerimle kutlarım…