Starbucks hayatlarla bundan yaklaşık bir sene önce başlayan tesadüfi rastlaşmalarda tanıştım. Daha önceleri sadece bir kahvenin yada harcanan kısa zaman dilimlerinin adresi olan Starbucks`lar yazarlık mesailerime ev sahipliği yapmaya başlayıpta ikinci adresim haline gelinceye kadar habersizdim Starbucks`ın kahveden fazlasını sunduğu insanlardan.

Eğer sizde benim gibi Satrbucks insanlardan biri değilseniz yada onlardan birinden dinlemediyseniz büyük ihtimal ile haberdar değilsinizdir, New York`un Starbucks insanlarından. Manhattan`da 150`den fazla Starbucks olduğunu göz önüne alaraktan ve tamamen bilimsellikten uzak bir hesapla sayılarının bine yaklaştığını tahmin etmekteyim. Onları tanımanızı kolaylaştıracak her hangibi bir yol söz konusu değil. Birbirleri ile tek ortak noktaları Starbucks`lar.

Mesela ben bu satırları kaleme alırken karşımda oturmuş Robert De Niro ile hararetli bir şekilde sohbet eden, Şirinler`deki Gargamel`i andıran beyaz saçlı yaşlı adam. Onun bir benzeri daha yok, Starbucks insanları arasında. Ne zaman bu Starbucks`a gelsem laptop`ının başında oturmuş kulaklıklarından yükselen bir film müziğine eşlik etmekte. Eski bir müzikal filmden çıkıp gelmiş de, karşısına çıkan hayatın gerçeklerine direnememiş izlenimi vermekte.

Yaptığı kesinlikle garip gözüken ama kendince bir amacı olan hareketlerine çok kaptırdığı zamanlarda ise yüksek sesle söylediği şarkılarla eşlik etmekte kulaklıklarında yükselen müziğe. Ritmini yitirdiği ender zamanlarda ise, tıpkı şimdi olduğu gibi film yıldızları ile hararetli sohbetler edip, dakikalarca onlara bir şeyler anlatmakta. Verdiği sık sigara molaları dışında gözlerini bilgisayarının ekranında ayırmayan bu yaşlı adamın etrafında neler olup bittiğinden tamamen habersiz olduğunu sanmaktaydım, tıpkı yaptıklarını amaçsız bir şekilde yaptığını sanışım gibi.

Sık sık Starbucks`larda laptopı başında bir şeyler yazar halde görüşümden bir yazar olduğuna kanaat getirdiğim üstünde yaz kış renkleri hiç değişmeden beyaz gömlek, siyah çeket ve kırmızı kravatı olan, altındaki siyah pantolon yazları yerini siyah şorta bırakan evimin yakınındaki Starbucks`larda vede Starbuckslar arası yollarda rastladığım hep yazan adam ile Gargameli andıran ihityar adamın bir sohbetleri sırasında anladım ki ihitiyar adamın bu garip hareketlerinin altında anlamsızda olsa bir amacı varmış.

Yazan adamın yanındaki masaya oturduğu bir günde, tıpkı diğer tüm Starbucks insanları gibi onlarında birbirlerinin farkında oluşlarını dışa vurdukları bir sırada ihtiyar adam uzun zamandır o anı bekliyormuşçasına heyecanla ne yapmakta olduğunu anlatmaya başladı. Kaç tane film müziği olduğuna dair çoğu zaman olduğu gibi şimdi de hatırlayamadığım bir sayı söyleyip, hepsini ezberlemesi gerektiğinden bahsetti. Gerisini duyamadığım amacı daha da garip bir hal almış olacak ki yazan adam bulduğu ilk laf arasında başka bir masaya taşındı. İlginçtir ki yazan adamı diğer Starbucks`lar da görmeye devam ediyor olsamda bir daha o Starbucks`da hiç görmedim. Sanırım onu tanıyan birilerinin olduğu Starbucks`ı rotasından çıkarmış vede her gün özenle yaptığı saçları, takım elbisesi ve rotasında ki diğer Starbucksları ile her gün aynı günü yaşıyormuşçasına hayatına devam etmeyi seçmişti. Eğer her gün yazdıkları şeylerde aynı değilse ki umarım değildir. Yazan adamın hayatında değişen tek şey yazdıkları olsa gerek.

Starbucks insanlarının hepsi bu kadar sıra dışı değiller aslında içlerinde daha normal, daha bizden diyebileceğim, en azından yazıdıklarımı göz önüne aldığımda yazdığım satırlarla biz kelimesinin ulaştırabileceğim manalara daha yakın insanlarda yok değil.

Onları Starbucks hayatların Starbucks insanları oluşları dışında birbirlerinden ayıran o kadar çok fark söz konusuki. Koskoca dünyanın renklerini içine sığdırdığına inandığım New York City`nin bir mozaiği gibiler. Bir kısmını göz aşinalıklarından bildiğim; bir kısmı ise bizzat yakın arkadaşlarım haline gelen Starbucks`ın insanları arasında delisi, akıllısı, zengini, fakiri, kışları evsizleri, Amerikalısı, Çinlisi, Japonu, İtalyanı, Türkü(ki o ben oluyorum), Amerika`nın en iyi üniversitelerinden birinde matematik profesörü, işsiz yatırım bankacısı, master öğrencisi, gitarı ile gelip beste yapmaya başladığında Starbucks personelinin yaptığı tezahüraattan benim tanımıyor oluşuma rağmen ünlü olduğuna kanaat getirdiğim bir müzisyen ve daha niceleri mevcut. Anlayacağınız onları bir genellemeye sokmak mümkün değil. Sanırım hepsininde Starbucks`lar da buldukları farklı birşeyler var.

Aslında Starbucks İnsanlar benim için bir kitap projesi olabilme ihtimalini taşımaktaydı, içinde Starbucks`larda kesişen sıradışı hayat hikayelerine yer vereceğim; ama her hafta yeni bir proje hayata geçirmeye niyetlenirken vede bitirmem gerekenlerin baskısı altında ezilirken. Starbucks hayatları kısalta kısalta, hep bir şeylerin eksik kaldığına inandığım kısa köşe yazılarımdan birine indirgemeye karar verdim. Malum söz konusu köşe yazısı olunca yazılabilecek kelimeler sınırlı. Belki eksik kalan bir çok şeyden bir kısmını anlatabilmek adına bir sonraki yazımda olmasa bile ilerleyen haftalarda bir Starbucks Hayatlar 2 gelir...

Afşın Ilgar