Bu sefer yazacak konu bolluğundan muzdaribim. Beni sizlerle buluşturan ilk yazımın üstünden daha bir gün bile geçmemişti ki annemden telefon geldi. Yarım kalan hikayemin kahramanı Madam Anastasia`yi sordu annem.

Oda biliyordu ki Madam Anastasia ufak ipuçlarının arkasına gizlenen hayatları keşfetmenin hikayesinde, kederli bakışlarıyla kendine yer edinen bir isimdi sadece. Tıpkı hikayelerde, en azından bana ait hikayelerde kendine yer bulan diğer tüm o isimler gibi tanık olupta kayıtsız kalamadığım hayatların kayıtsız isimlerinden biri.

Sizlere Madam Anastasia`nin hikayesinde anlatmaya çalıştığım hikayelerimin doğuşunu daha derinlemesine ele almaya kararlıyken, bu sefer hayata baktığım penceremin önünden geçen Obama beni bir anlık suskunluğa sevketti. Yanlış anlamayın suskunluğum seçimleri Obama kazandı diye değil. Kazanan McCain olsaydıda farklı olmazdı. Ne zaman futboldan yada siyasetten bahsedilse susarım ben. Sanırım bu durum siyasete en azından siyasilere inanmayışımdan, onların ne ülkelerini nede dünyayı daha güzel bir yer yapabileceklerine değilde yapacaklarına olan inancımı çoktan yitirmiş olmamdan kaynaklanıyor. Hazir yazdıklarım okunmaya başlanmışken birazda siyasete gireyim diye bir moda bürünmeyede hiç niyetim yok.

İşte bu son cümlemde sormaya başladım kendime. O halde ne gerek vardı bunca söze? İçeri girmeyeceğim yere ne diye siyasetin kapısını çaldım?

Sadece kendimi savunuyordum aslında. Yazılarım sayfalardan kalmak yerine sizlerle buluşmaya başladığı anda bu savunma mekanizması devreye girdi. Seçim oldu seçimden bahşet. Mustafa filmi gündemde iki taraf var tarafını seç. Aman bunları yaparkende dikkat et yoksa neler olmaz ki insan?

Lütfen sorumu cevaplayan o kelimelerden hangisi olduğuma karar vermeye çalışmasın kimse, hiç biri değilim çünkü, bende bir gün tanışırsak sizin için aynısını yapacağım, hiç bir sıfata mahkum etmeyeceğim sizleri. Taki ağzınıdan kim olduğunuzu duyana kadar ve kim olduğunuza dair neye karar vermiş olursak olalım. Kararımızın ardında saklanan o gizli gerçeğide biliyor olacağım.

O gerçeği keşfettiğim an yüzlerce sıfatı sahipsiz, yüzlerce mahkumu özgür bıraktim. Nelerden bahsediyor bu demeyin hadi bir an kendinizi sizi korkunun imparatorluğunun mahkumları kılan o önyargılardan kurtarın. Bakın sonrasında diğer mahkumlarda nasıl sizi izlemeye başlayacak.

Sözlerimi daha anlaşılır kılmak için sana ihtiyacım var Sayın Can Dündar. Aslında bu yaşananlar bana eski bir hikayeyi hatırlattı; ama bu sefer sözlerimi bir hikayenin ardına saklamayıp açık olacağım.

Sayın Can Dündar. Sen çok tehlikeli bir iş yaptın, korkunun imparatorluğunu yıkmaya çalıştın. Bunu yapmaya caılışırsan, hemen mahkemeyi kurar ve seni yargılamaya başlarlar. Tıpkı şimdi olduğu gibi. Ait olmadığın sıfatlara mahkum edilirsin biranda. Duymazlıktanda gelemezsin onları çünkü yüklenmişsindir sırtına Can Dündar isminin yüklediklerini.

Günlerdir gündemde Mustafa filmi ve filmin yapımcısı Can Dündar`a dair tartışmalar var. İşin tarihi boyutlarına, filmin tarihi gerçekleri yansıtıp yansıtmadığı konusuna girmiyorum, o konu benim boyumu aşar. İşin o kısmını tarihçilere bırakmak lazım. Beni ilgilendiren filme dair tartışmaların tarihten geriye kalan kısmı. Bu ülkede ilk defa biri Atatürk`ün de bir insan olduğundan bahsetti. Şimdi yıllardır Atatürk`un insan yanını inkar eden, Cumhuriyetimizin kurucusu Atatürk`ü sadece izin verdikleri kadarıyla tanımamızı isteyen zihniyet, biri Atatürk`ünde insan olduğunu söyleyince rahatsız oldu.

Bana kalırsa konu Atatürk`un kişiliğinin doğru yansıtılıp yansıtılmadığı değil. Mesele ilk defa biri Atatürk`e dair duvarlarda asılı resimlerinden, ders kitaplarında geçen, ilkokulda bize ezberletilmeye başlanan bir kaç tarihten fazlasından bahsediyor diye rahatsız oluyorlar. Bilmiyorlarki Atatürk`ün insan yanını göstermek onu daha büyük yapar.

Birini suçlayacaksak ben ve benim gibi düşünenler Can Dündar`i değil onu suçlayan zihniyeti suçluyoruz. Asıl Atatürk`ün anlaşılmasına ,onun ilkelerinin toplumda bütünüyle benimsenmesine engel olan sizin zihniyetiniz. Bu ülkede inkar edemeyeceğimiz bir düşmanlığı taşıyan insanlar var. Onların sevmediği, düşman olduğu sizin çizdiğiniz gerçekleri saklayan tablo ve bir gün o insanları tanımlayan sıfat sahipsiz kalırsa, o durumun sebebi Can Dündar ve onun gibiler olacak. Gerçeği savunanlar. Atatürk`ün de bizler gibi bir insan olduğunu inkar etmeyip onun başarısının sizin tablolarınızın ötesinde olduğunu, onun başarısının bizler gibi etten kemikten yaratılan bir insanın, milyonlarca insanın arasından çıkıp tarihte eşi görülmemiş bir kurtuluş zaferine liderlik edişinin destansı gerçeğini anlatanlar olacak.

Kendi hayatlarınıza bakın yaptığınız hatalara ve tek bir hataya yer bırakmayan, bir ülkenin bir çok düşman karşısında kazandığı zafere bakın, içerdeki kargaşada kurulan düzene bakın ve tüm bu sürece liderlik eden bu zaferin kazanılışında en kritik kararları veren lidere bakın. Bizer gibi insan olmak Atatürk`ü daha büyük yapar.

Umarım bir gün içinde düşmanlığı ve kötülüğü taşımayan tüm fikirlerin özgürce dile getirilebildiği, farklı seslerin de yükselebildiği bir topluma kavuşup; sırıtmıza yüklenen mahkumiyetlerden kurtulacağız. İşte o gün korkunun imparatorluğu yıkılıp yerini gerçek demokrasiye bırakacak.