Hep o ilk adımı atabilmeyi dilemişimdir.

O ilk adımı atabilmeyi ve de tüm mesafeleri yitirmeyi. Kaçımız dilememiştir ki zaten, bizleri seyyahların dünyasına ulaştıracak o adımı kendi hayatında atabilmeyi?

Sanırım kendi adıma ilk defa hiç kitapsız çocukluğumun TRT çizgi filmlerinden birinde Phileas Fogg ile Jules Verne`nin masalsı dünyasını keşfederken hayal etmiştim mesafeleri yitirebilmeyi.

O günden bugüne seyyahlığa dair o adımı atamamış olsamda, yinede bilmekte en azından bildiğime inanmaktayım seyyahın dünyasının neye benzediğini.

Farklı zamanların, farklı hayatlarında ki tüm o seyyahlar aynı yere varmakta değiller miydi? Geçmişin önemini yitirdiği her şeyin seyyah olmaya dair atılan bir adımda başladığı o yere.

Üstelik o ilk adımı atışlarda ki sebeblerin tüm farklı oluşlarına rağmen. Bazen bir yitirişin yersiz yurtsuz yalnızlığında atılmaya karar verilen o ilk adım, bazense uzaklara dair yakın hissedilen umutlarda atılıyor; ama sonunda seyyahın o masalsı dünyasına varıyordu. Sanki çıktıkları yolda yaşadığımız dünyayı yitirip sadece yol almaya devam ettikçe varılabilen yol üstü masalsı şehirlere varmaktaymışlarcasına.

Tıpkı Evliya Çelebi`nin seyahatnamesinde anlattığı Osmanlı yurdu gibi. Başka hiçbir yerde, hiç kimse onun gibi anlatmamıştı Osmanlı yurdunu vede hiç kimse onun vardığı gibi varmamıştı aynı şehirlere.

Bu birazda seyyahların bizlerin farkında olamadığı bir farkındalığı taşıyor oluşlarından kaynaklanıyor olsa gerek. Onlar bilmekte vede hissetmekteler üzerlerinde yaşanan toprakların yazgısını. Hemde kuşaklarca üzerlerinde yaşayanların hissedemedikleri kadar.

O yüzdendir ki seyyah için yol aldıkça değişen binalar, sokaklar, şehirler vede üzerlerinde hayat süren insanlar değildir. Değişen üzerlerinde yaşanılan toprakların ruhudur ve diğer her şeyi beraberinde değiştiren. Elbette insanı eşsiz kılan ruh değil bahsettiğim. Bahsi geçen üzerinde yaşamadığımız toprakların o isimsiz kalmış varlığı. Hani sadece ilk gidişlerde vede hatırasız günlerde hissedilen. Bu yüzdendir ki seyyah adı konmamış bir süreyle bağlıdır yola. İlk anı seyyahın yeniden yola düşme vakti. Hüzünlerle, sevinçlerle ve de diğer hiç bir duyguyla bağlanmadan bir şehre.

Yine bu yüzdendir ki hiç bir seyyah yollara düştüğü günden öncesinin şehirlerini anlatmaz. Çünkü onlarda bilmezler, göremezler doğdukları şehirlerin ruhunu. Her köşede bir anı görünmez kılar onu. İlk dostları, cocukluk aşkları derken o yere ait olan son hatıraları.

Seyyahlar tüm bilmediklerinin yanında bilirler. Bazı toprakların bilge olduğunu. Üzerlerinde yaşayan insanlara bilgeliği sunduğunu. Yine bilirler bazı toprakların cömert olduğunu; ama hepsi onlardan ibaretde değil. Bazı yerler vardır ki seyyahların yolu bile geçmez oralardan. Hani atılan adımların seyyah olmaya dair başlangıçlarda değilde hayatın en acı en zalim yüzünü gösterdiği o sahnelerin uzağına kaçışlarda atıldığı. Üzerlerinde sadece acının yeşerdiği topraklardır onlar. Kimileri için vaat edilmiş olduğu söylenen, kimileri için gasp edilmiş vatan.

Tarih tekerrür eder derler ya eder, edicektirde. Ne zaman bir yerlerde güçlü zalime dönüşse haklı haksız aranmaksızın aynı şey yaşanmakta olan.   Önce güçsüzün göz yaşları, sonra …