Merhaba, Merhaba diye başladı sözüne pencereden dışarı seslenen adam, bir başlangıcı sadece bir kelimeye hafif bir merhabaya yüklemeyi seçmişti çünkü, hemde sonraki sözlerinin taşıyacakları tüm o ağır yüke rağmen.

Hayatı taşıyacaktı kelimelerinde, hemde taşıyabildiği kadar uzağa. Hepimize ait olan o hayatı. Evet, o hayatı! Tüm farklı yaşanmışlıklarına rağmen yolu insana ve insan olmaya dair ortak değerlere çıkan hayatı. Tekrardan Selamlar herkese. Bugün Turkishny`da yeni bir pencere açıldı. İçerisinde hayatların farklı yorumlandığı, hepimizin bildiği kelimelerin başka manaları taşıdığı bir odanın penceresi. Bana bu pencereyi açma fırsatı veren Turkishny`a teşekkürler.

Adetten olsa gerek ilk yazıma kendimi takdimle başlamalıyım sanırım; ama kendi adıma söyleyecek fazla bir sözüm yok yazan biri oluşumun dışında. Anlamını yitiren zamanın yanında siyaseti, ekonomik verileri, tarafları degişsede hep var ola gelen savaşları ve zamana yenik düşen diğer herşeyide anlamsız kıldığı; hayatın anlamının zamana yenik düşmeyen, yaşayanları yaşatanları değişsede tüm hayatların içinde yerini alan hüzünlere, sevinçlere, umutlara, düşkırıklıklarına, aşklara ve insan olmaya dair bilinmeyen sayıdaki diğer duyguya yüklendiği roman tadında siirsel bir dünyanın, penceremden görebildiğim kadarıyla anlatıcısı olacağım.

İlk yazımda sizlere neden bahsediceğime kafa yordum uzunca bir sure, bunun sebebi simdiye kadar kendilerine sadece yakında bitmesini umut ettiğim romanımda yer bulabılmiş olan cümlelerimin bir köşe yazısında nasıl duracaklarını bilemeyişleriydi.

Konseptimi ararken bana söyleyenlere her ne kadar itiraz etmiş olsamda, kendimi anlatmayı da düşünmedim değil. Fakat yapamadım, bu aynı zamanda yüzümdeki tüm o maskelerden kurtulmak da olmayacakmıydı? Hangimiz diyebiliriz ki benim yüzümde hiç bir maskem yok? Sanırım ancak yalancının maskesini taşıyanlarımız, bir de hayata tutunamayanlarımız. Ben taşıdığım tüm o maskelere rağmen, her zaman dürüst maskeleri taşımayı seçtim yüzümde. Bu yüzden yazılarımda, sizlere yüzümdeki maskeler olmadan oturduğum odamın penceresinden izlediğim dünyayı anlatacağım.

Hikayelerimde sahneyi penceremden izlediğim hayatlara, yaşadığım şehir New York`a ve penceremde görmeyi hayal ettiğim diğer uzak sehirlerin uzak hayatlarına bırakıp, arkada fon muziği olarak kendimden bir şeyler çalacağım. Ne kadar itiraz etsemde, bana ilk kelimelerimi armağan edip, hikayelerimin anlatılmaya değer olduklarına beni ikna eden dostumun da dediği gibi buna mecburum. Kendim olmaya en azından penceremden izlediğim hayatın neye benzediğini yazılarımda anlatacak kadar ben olmaya mecburum.

New York marathonunun yapıldığı şu günde, her zamanki gibi aklımdaki kelimeleri sayfalara aktarmak için seçtiğim Starbuckslardan birinde oturmuş sizlere bu satırları yazarken kendimi hala daha hakkıyla bir başlangıç yapabilmiş gibi hissetmiyorum. Bunun sebebi yazılan onca kelimeye rağmen, yazılmamıs olan o son cümlem olsa gerek. Belki bir gün bu satırların doğduğu yerde o son cümleyi beni bekler halde bulurum. O zamana kadar o son cümleye varma cabasındaki cümlelerimle hayatı kovalayan bizlerin insanın hikayesini anlatacağım sizlere.

Kendim yerine başka hayatlara ait hikayeleri anlatmayı seçişimde bu yüzden. Satırlara dökülen ilk kelimelerim ile tanıştığım, hayatın hızına yetişme cabası içinde olmadığım bir anda öğrendim sessizliği dinlemeyi vede sessizliğin ancak hayatın hızına yetişmeye çabalamadığımız anlarda bize bir şeyler anlatabildiğini.

Sessizlik onu dinlemeyi bilmeyenlere cahilliğin ve korkunun o kirli, karanlık yüzünü sunarken. Onunla dost olanlara alabildiğine cömertmiş meğerse. Pencereme yansıyan bir hikayede böyle sessiz bir anda başladı.

Hikayemizin kahramanı, Kaç yaşındaydı? Kadın mıydı? Yoka erkek mi? Bu soruların hiç birinin bir önemi yoktu. Her bedende, her yaşta kendine yer bulabilen o boşluk yer açmıştı kendisine içinde bir yerlerde. Sonra bir el, omzuna konan tanıdık bir el onun hikayesini başlattı. Elin sahibi hayallerimizde sadece saçı sakalı ağarmış bakışlarında yılların yorgunluğunu taşıyan kişilere yükleyebileceğimiz bir bilgeliği yüklenipte gelmişti genç omuzlarında. Gelmişti çünkü genç yaşta bulduğu hayatın anlamını aktaracaktı ona. “Hayat!” dedi. Herkes için bir yerlerde farklı. Mesela dünyanın iki uzak noktasında doğan Hans ile Cemal icin hayat farklı. Yada zamanın baska noktalarında doğan, biri çadırında dünyanın sonunun neresi olduğunu düşünen adam ile onun internetten dünyanın öbür ucuna canlı kamera bağlantısı yapan torunu için farklı. Tüm bu farkların içinde hayat aynıda çünkü onu yaşayanlar hep insandılar vede insanlar. Hepside doğdular, üzüldüler, sevindiler, ağladılar, güldüler, hayal kurdular, hayal kırıklığına uğradılar, başardılar, başaramadılar sonunda hepside bu pencereden bakıldığında aynı olan hayatları yaşadılar; ama bir farkla kimileri arkalarında anlatılmaya deger onları özel kılan hikayeler bıraktılar. Hemde hayatı sadece sayılarla anlamlandırmaya calışıpta anlamsız kılanlara inat. Her biri sadece yeterince iyi dinlemesini bilenlerin duyabildiği cevapları taşıyan hikayeler. Tıpkı çocukluğumu tükettiğim İzmir`de bana hayata dair duyduğum ilk sözleri eden Madam Anastasia`nın hikayesi gibi. Madam Anastasia`yı yaşadığı eski soğuk rum evinin camından bakarken gördüğüm ilk an dikkatimi çeken gözlerinde taşıdığı kederi oldu.

Günler haftalar geçti ama Madam Anastasia nın gözlerindeki keder hiç eksilmedi Onu her gün evinin bulunduğu dar karanlık sokağın başını gözlerken görmeye devam ettim Sonrasında bir gün ona dair ilk hikayemi buldum gözlerinde İlk hikayesini arkasinda hic bir iz bırakmadan evden kaçan çocuğuyla paylaşıyor sokakta oynayan bizlerin içinde onu arıyordu. İlk kez o zaman düşündüm kapısını çalmayı ve üzülme demeyi. Bir diğer hikayemde hikayenin kahramanı bir rum subayıydı. İzmir`in kurtuluşunun ardından kaçarken bir gün ona geri döneceğine söz veripde bir daha hiç dönmeyen subay sevgilisini bekliyordu Madam Anasatasia. Aslında o yitik sevgilinin döneceğine dair umudunu uzun yıllar önce yitirmiş geriye gözlerindeki keder birde camdan onun yolunu bekleme alışkanlığı kalmıştı. Değişen yaşımla beraber her biri farklı hayatlara açılan ama sonunda o camdaki kederli gözlere varan hikayeler yazmaya devam ettim. Hikayelerimin içinde Madam Anastasia’yı kendime daha yakın hissetmeye başladım. Hikayelerim ve bir camın ardında baslayan dostluğumuz bir gün o dar karanlık sokağa taşındı. Ona dair hikayelerimden birini daha yeni bitirmiştim ki Madam Anastasia`yı camında değilde sokakta karşımda dikilirken gördüm. Artık ikimizde birbirimizi biliyorduk. O camın ardında paylaşılan sessizlikte tanımıştık birbirimizi.

Sanki daha önce defalarca konuşmuşuzcasına bakarken gözlerime. `Merhaba genç adam` dedi.

`Merhaba` dedim.

Bu kısa merabalaşmanın ardından yoluna devam etmek istedi, ama gözlerimdeki soruya takıldı ve hiç bir şey demeden, ben sormaya cesaret edinceye kadar bekledi.

`Neden bu kadar üzgünsünüz?` diye sordum.

İlk defa güldü başımı okşadı. `Ben üzgün değilim genç adam` dedi.

`Ama sizi hep evinizin camında üzgün bir halde hiç gelmeyen o kişiyi beklerken görüyorum` dedim.

`O gördüğün üzüntü değil, o gördüğün çok büyük acıların ve sevinçlerin tüketildiği bir hayattan geriye bana kalan. Penceremde oturup hayattan bana kalan tek şeyi geçmişi düşünüyorum. Biliyormusun geçmişi düşündükçe hayatı, yıllardır beni üzen sevindiren korkutan hayati anlamaya başladım. Belki beni o camın ardında uzun yıllar daha görmeye devam eder isen bir gün sana derim ki ben hayatı anladım`

Sonrasinda bana hayata dair duyduğum ilk kelimeleri söyledi. Yanımdan gecip gitmeden once bana son bir kez gülümseyip ‘Beni o pencerede izlemeye devam et bir gün hayatın sırrını bulmayı başarırsam bu sırrı sanada söyleyeceğim’ dedi.

O günden sonra Madam Anastasia`yı camında her görüşümde beni cağırmasını ve bana hayatın sırrını anlatmasını bekledim taki bir sabah ansızın penceresinin önünden kayboluncaya kadar. Cenazesini almaya gelen olmadı. Komşuları tarafından paylaşılan bir cenaze töreni ile toprağa verildi geçmişi hakkında kimsenin bir şey bilmediği komşu Madam Anasatasia.

Madam Anasatasia`nın bana o kısa dakikalarda anlatmayı başardıklarınıda başka bir yazımda zamanın onları daha anlamlı kılacağı bir yerde sizlerle paylaşmak dileğiyle. Kelimelerimi okuyup onları değerli kılan herkese selamlar sevgiler.